Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Mollalık Zor Meslek

Duydum ki insaniyet adlı bir site yayın hizmetine giriyor. Ben de bir insan olarak ilgisiz kalamazdım. Merak ettim. Baktım ki yazar kadrosu hayli zengin ve birçoğu tanıdığım arkadaşlar, abiler… Onlar yazacaksa benim de yazmam gerekir diye düşünürken genel yayın yönetmeni aramasın mı?

EKLENDİ

:

Esselâmü aleyküm sevgili okuyucu, pardon aziz cemaatı müslimin ve ihvanü’l kerim.

Evvela Hâlik-i Zül’celâl’e hamd-ü senâ eyler, sonra Padişah-ı Dü-cihan Efendimiz Aleyhisselam’a selatü selam eylerim.

Bendeniz, Molla X.

Biliyorum; Molla deyince bazılarının beyinciklerine kanalizasyon suyu kaçıyor. Sakın sizde de böyle bir duygu oluşmasın. Tabi ki, böyle saplantılarınız yoktur. Ama sevgili okuyucu, bu mollalık ağır bir sıfattır. Bu yüzden başıma gelenler, ne Molla Nasreddin Hoca’nın ne de Molla Kasım’ın başına geldi.

Avrupa Birliğine aday bir ülkede yaşadığımız için mollalığın resmi olarak pek itibarı yok. Hatta zaman zaman çok ciddi riskleri bile var(dı). Çünkü bazı vatandaşlarımızda “molla”nın çok da hoş bir karşılığı yok. Dolayısıyla bu sıfatını taşımanın zorluklarını iyi bilirim.

Gençler pek hatırlamaz ya bir zamanlar İran’da Hümeyni devrimi olunca her önüne gelen benim sıfatımı kullanarak istiskal ediyordu. “Türkiye’yi mollalar yönetemez”, “Mollalar İran’a”, “Molla Rejimi İstemiyoruz” gibi sloganları, birer kurşun gibi kalbime sıkıyorlardı. Hoş, ben bu sözleri üstüme almıyordum ama serde mollalık olunca kanıma dokunuyordu. Hâlbuki İran rejiminin, benim özlemini çektiğim sistemle bir ilgisi yoktu ama kime anlatabilirsin ki?

28 Şubat adlı post modern darbeyi yaşadığımız günlerde, sarığımı başıma değil de belime sardığım o meşum günlerde bir defasında çarşıda alışveriş yaparken iki delikanlı, haşa ne delikanlısı, iki kendini ve beni bilmez, hemen laf atmıştı:

“Hey nane molla, n’aber?”

Bir tevbe estağfirullah çektim, sakalımı sıvazladım, aldırış etmedim. Ama o gereksizlerin duracağı yoktu, üzerime gelmeye devam ettiler.

“Hey molla! Sarığın nerede?”

“Sırtındaki de nenemin mantosuna dönmüş!”

“Hani Fadime’n nerede?”

Amaçları bir kavga çıkarmaktı. İçimden “Lâ havle” çekmeye devam ediyordum yürümeye çalışırken. Sonra baktım olacağı yok! Edepsizlere cevap mı vereyim, Osmanlı tokadı mı sallayayım, duymazlığa mı vurayım diye kendi içimden düşündüm uzun uzun, o kısacık zamanda.

Doğrusu biraz nane molla’ya döndürülmüştük. İş yaptırılmaz, zayıflatılmış, dışlanmış, âdeta birer cüzzamlıya döndürülmüştük. Ağır ol, molla desinler; muamelesi en doğrusu diye düşündüm.

-Ah bre gençler! Eğer siz bu topraklarda iseniz, mollalar, dervişler, âlimler, mücahitler hürmetine buradasınız. Efendi olun, saygılı olun, tamam mı?

Gençler birbirine bakıp, kesik kesik, tok tok güldüler…

-Hoh hoh, hah hah, keh, kih!

Ulan molla! Biz sizden kurtulmak için ulusal bağımsızlık savaşı verdik, veriyoruz!

Kavuğumu düzeltip cevap verdim:

-Aslanım, hayvanım benim, Millî Mücadelede sizin gibilere işimiz kalsaydı, mücadele mi olurdu, ülke mi kurtulurdu? Sizin hor gördüğünüz ayağı çarıklılar, baldırı çıplaklar, kara çarşaflılar, beyaz cübbeliler savaşta en öndeydi. Mollalar, topluma adalet, huzur, nizam verirdi kuş kafalılar!

Gençler afalladılar önce. Benim cesaretime mi, sözlerime mi, iri bedenime mi, neye bakıp da ürktüler bilmem… Kafa sallayıp ayrıldılar.

Hürmetli, efendi gençler de çok elbette. Geçenlerde otobüse bindim. Baktım yer yok. Kimseden yer vermesini beklemedim. Ama iki genç bana yer vermek için birbiriyle yarıştılar. Neredeyse kavga edeceklerdi. Her biri benim, kendi yerine oturmamı istiyordu. Gözlerim sulandı. Duygulandım. İftihar ettim. Üstelik gençlerin saç sakal ve kıyafetleri çok tuhaftı.

Oturmak zorunda kaldım.

Neyse…

Duydum ki insaniyet adlı bir site yayın hizmetine giriyor. Ben de bir insan olarak ilgisiz kalamazdım. Merak ettim. Baktım ki yazar kadrosu hayli zengin ve birçoğu tanıdığım arkadaşlar, abiler… Onlar yazacaksa benim de yazmam gerekir diye düşünürken genel yayın yönetmeni aramasın mı?

-Muhterem Hocam, sitemizde sizin de yazmanızı istiyoruz. Lütfen bizi kırmayınız…

Biraz naz yapmam gerekir diye düşündüm.

-Sayın yönetmenim, ben yazar değil daha çok ilimle uğraşan bir insanım. Üstelik sizin siteniz kültür-sanat, edebiyat ve düşünce sitesi.

-Siz de düşüncelerinizi paylaşırsınız hocam.

-Ağır gelir düşüncelerim. Sonra sansür yapmaya kalkarsınız. Hem sonra sizin yazarların bile eleştirisini yaparım gerektiğinde… Sonra bana tavır almayın.

-Hocam siz ne yazacağınızı bilirsiniz. Düşünce özgürlüğü var. İnsaniyet sınırları içerisinde her türlü değerlendirmeye açığız.

-O zaman günah benden gitti.

İşte böyle aziz okuyucular.

Hepinize merhabalar.

Her şey insaniyet adına…

Çok Okunanlar