Tunuslu Bir Âlim
Mehmet Akif’in Berlin hatıralarını ele aldığımız yazıda Tunuslu âlim Muhammed Hıdır Hüseyin’in Berlin izlenimlerine yer vereceğimizi belirtmiştik. Muhammed Hıdır Hüseyin, resmî görevleri yanında sivil toplum kuruluşlarında aktif bir şekilde rol almanın yanında yayıncılık faaliyetleri yürütmüş ve önemli telif çalışmaları yapmış bir âlimdir. Hıdır Hüseyin, Akif gibi Osmanlı Devleti tarafından aynı maksatla İstanbul’dan Berlin’e gönderilmiştir. Tunus’tan başlayıp İstanbul, Dımaşk, Berlin’e kadar uzanan ve Kahire’de karar bulan bir yolculuk. İki defa Berlin’e giden Hıdır Hüseyin, Berlin izlenimlerini el-Muktebes (Suriye) adlı dergide neşretmiştir. Bu yazıda, adı geçen âlimin hayatı, eserleri ve Berlin izlenimlerinden bazı kesitlere yer verilmiştir.
Muhammed Hüseyin Hıdır (1876-1958)
Tunus, İbn Haldûn gibi pek çok âlimin yetiştiği bereketli bir topraktır. Muhammed el-Hıdr b. Hüseyn, 1876’da Tunus’un Nefta şehrinde doğdu. Ailesiyle 1888 yılında Tunus şehrine göç etti. 1889’da girdiği Zeytûne Üniversitesinden 1899 yılında mezun oldu. 1903’te âlimlik diploması aldı. Mezuniyetten sonra Zeytûne Üniversitesinde dersler verdi. 1904’te es-Sâadetü’l-Uzmâ adlı dergiyi çıkardı. Mağrib-i Arabi’de çıkarılan ilk dergidir.
Muhammed Tâhir b. Âşûr’un (ö. 1973) teşvikiyle 1905’te kadılığa başlayan Muhammed Hıdır, kısa bir süre sonra bu görevden ayrıldı. Ders vermek üzere Zeytûne Üniversitesine döndü. 1907’de Sâdıkıyye Medresesine hoca tayin edildi ve el-Cem’iyyetü’l-Haldûniyye’de Arap edebiyatı dersi vermeye başladı. 1912’de Şam’ı ziyaret etti. I. Dünya Savaşı’ndan önce Sultaniyye Medresesinde Arap dili okuttu. Önce Mekke’ye sonrasında Mısır’a giderek Reşit Rıza’yla tanıştı. 1913’te Tunus’a döndü. “Tunus Tarihi” komisyonuna üye seçildi. Daha sonra Suriye’ye Sultaniye Medresesine geri döndü.
İstanbul-Berlin-Şam
Hıdır Hüseyin,1912 yılında darülfünunda hocalık yapan dayısı Muhammed Mekkî b. Azzûz’un yanına geldi. Enver Paşa tarafından Abdülaziz Çâvîş ile birlikte 1915’te Berlin’e görevlendirildi. Berlin’de 9 ay kaldı. 1917 yılında ikinci defa Berlin’e gönderilen Hıdır Hüseyin, dönüşünde İstanbul’un havası kendisine iyi gelmeyince Dımaşk’a döndü. Dımaşk’ta altı ay tutuklu kalan Muhammed Hıdır, 1917 yılında serbest bırakıldı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul’a gelen Muhammed Hıdır, İstanbul’un işgali üzerine Şam’daki Sultâniyye Medresesine döndü. 1919’da burada kurulan el-Mecmau’l-İlmiyyü’l-Arabî’nin üyeliğine seçildi. Fransa 1920’de Suriye’yi işgal edince Fransız sömürge yönetimine karşı faaliyetleri nedeniyle daha önce hakkında verilen idam kararı olduğu için Mısır’a gitmek zorunda kaldı.
Mısır Yılları
1921’den itibaren el-Menâr dergisinde makaleleri neşredilen Muhammed Hıdır’ın Mısır günlerine gelince, Kahire’de Dârü’l-Kütübi’l-Mısriyye’de Ahmed Teymûr Paşa’nın aracılığıyla musahhih olarak çalışmaya başladı. Burada beş yılını geçirdi. Cezayir ve Tunus vatandaşlıklarından sonra Mısır vatandaşlığına geçti. Ezher’den diploma aldı. Muhammed Hıdır, Mısır’da 1924’te Cem’iyyetü Teâvüni Câliyyâti İfrîkıyâ eş-Şimâliyye ve 1926’da Cem’iyyetü’l-Hidâyeti’l-İslâmiyye’yi kurdu ve başkanlığını üstlendi. Bu cemiyetin 1928’de çıkarılan el-Hidâyetü’l-İslâmiyye adlı dergisi II. Dünya Savaşı’na kadar yayın hayatını sürdürdü. Cem’iyetü Şübbâni’l-Müslimin Derneğini kurdu. Ezher’in Nûrü’l-İslâm adlı dergisinde editörlük yaptı. Sonra Ahmet Hamza Paşa’nın çıkardığı Livâü’l-İslâm dergisinin editörü oldu. Daha önce Ezher’de dersler veren Muhammed Hıdır, Muhammed Mustafa el-Merâgî’nin 1928’de Ezher şeyhi olmasıyla sürekli kadroya atandı. 1930’da yayımlanan ve üç yıl sonra adı Mecelletü’l-Ezher olan Nûrü’l-İslâm dergisinin yazı işleri müdürlüğüne getirildi. Hey’etü’l-Kibâri’l-Ulemâ bugünkü adıyla Mecmau’l-Bühusu’l-İslamiye için 1950’de hazırladığı el-Kıyâsu fi’l-Lugatil Arabiye adlı risalesiyle üye seçildi. Usulüddin Fakültesinde profesör oldu. 1952 yılında Mecmau’l-Lugati’l-Arabiyye’nin ilk üyeleri arasına girdi. El-Mu’cemü’l-Vasît gibi önemli projelerin komisyonlarında yer aldı. 1952 yılında Ezher şeyhi olan Muhammed Hıdır, 1954 yılında istifa etti. Vefatının yaklaştığını hissedince vasiyetini yazarak arkadaşı Ahmet Teymur Paşa’nın yanına gömülmeyi vasiyet etti. 1958 yılında Kahire’de 82 yaşında vefat etti ve Ahmed Teymur Paşa’nın yanına defnedildi.
Eserleri
Nakzu Kitâbi’l-İslâm ve Usûli’l-Hükm. Ali Abdürrâzık’ın el-İslâm ve Usûlü’l-Hükm adlı eserine reddiyedir. Nakzu Kitâb Fi’ş-Şi’ri’l-Câhilî. Taha Hüseyin’in Fi’ş-Şi’ri’l-Câhilî adlı kitabına reddiyedir. Menâhücu’ş-Şeref; el-Kıyâs fi’l-Lugati’l-Arabiyye; Muhammed Resûlullâh ve Hâtemü’n-Nebiyyîn; Havâtırü’l-Hayât, Resâilü’l-Islâh; Belâgatü’l-Kur’ân; ed-Da’ve ile’l-Islâh; el-Hayâl fi’ş-Şi’ri’l-Arabî; Tûnis ve Câmiu’z-Zeytûne; Ṭâifetü’l-Kâdiyâniyye; Tûnis: Seb’a ve Sittîne Âmen Tahte’l-İhtilâli’l-Feransevî; Terâcimü’r-Ricâl; Âdâbü’l-Harb fi’l-İslâm; el-Bâbiyye ve’l-Bahâiyye; Medâriku’ş-Şeriati’l-İslâmiyye ve Sıyânetühâ. Pek çok makalesi bulunan Hıdır Hüseyin’in zikredebileceğimiz çalışmalarından biri de Eş’arî hakkındaki makalesidir. Farklı zamanlarda verdiği konferansları şu adlar altında neşredilmiştir. el-Hürriyyetü fi’l-İslâm; Hayâtü’l-Lugati’l-Arabiyye; el-Azame; el-Hitâbe inde’l-Arab; Ulemâü’l-İslâm fi’l-Endelüs ve birlikte neşredilen Limâzâ Nehtefil Bizikrâ’l-Hicreti’n-Nebeviyye, Hayatu İbn Haldun.
Berlin İzlenimleri
Hıdır Hüseyin, Akif ve Haşim gibi sokak ve diğer bazı konulardaki izlenimlerine şu başlıklar altında yer vermektedir. 1. Merafikü’l-Hayat. Barınma, ısınma ve diğer temel ihtiyaçlar gibi hususlar üzerinde durulmaktadır. 2. Dinler. Kant’ın adının geçtiği kısımdır. 3. Ciddiyet ve Çalışma. 4. İlim (Merkezi) Enstitüler. 5. Eğitim Sistemi. 6. Hayır Kurumları. 7. Kur’ân Çevirileri. 8. Arapça’ya İlgileri. 9. Osmanlıca’ya İlgileri 10. Ahlak ve Adâb. 11. Paraları. 12. Musiki. 13. Dil ve Edebiyat. 14. İdari Sistem (Zabıta). 15. Bedeni Cezâ (İdam). 16. Esirler Mescidi. 17. Doğu’ya İlgileri.
Kitapların Göçü-Şarkiyat Araştırmaları
Muhammed Hıdır ile Akif ve Haşim’in izlenimleri karşılaştırıldığında en belirgin farkın başta Kur’ân tercümeleri olmak üzere şarkiyatçıların çalışmalarına yer verilmesi olduğu görülür. Osmanlı Devleti’nin büyükelçisinin katılımıyla Müslüman esirler için Berlin’de mescit açılışına işaret edilmesi de diğer bir fark olarak dikkatimizi çekmektedir. Hıdır Hüseyin’in şarkiyatçılar ve çalışmalarından söz etmesi, o döneme ışık tutması açısından önemlidir. Doğu’ya görevli gelen Batılı elçiler başta olmak üzere, seyyahlar ve diğer bazı kişiler Doğu’nun hazinelerine özellikle de kitaplara özel bir ilgi duymuşlar, Doğu’nun hazinelerini memleketlerine götürme gayret ve çabası içerisinde olmuşlardır. Batı kütüphanelerinde üzerinde “vakıftır” diye yazan tıp, astronomi, coğrafya, tarih, tefsir, hadis, antoloji ve daha nice ilim ve sanat dallarında yazılmış binlerce kitabın olduğu bilinmektedir. Geçen yüzyıllarda Doğu’dan Batı’ya büyük bir kitap göçü olmuştur. Hıdır Hüseyin’in hatıralarında andığı ve çalışmalarını zikrettiği Yahudi iken Osman Reşer adını alarak Müslümanlığı seçen Oskar Rescher’in, sayı bakımından binleri bulan kitapları Almanya ve diğer ülkelere gönderdiği bilinmektedir. “Osman Reşer” için bk. Güler Doğan Averbek, https://www.youtube.com/watch?v=FS6s9_s0DaQ.
Reşer’den bağımsız olarak, İslâm ilim, irfan, kültür ve sanatına ait kitapların göçünün daha önce başladığını söylemek mümkündür. Doğu’dan önemli sayıda yazma eser toplayanlardan biri de 1849-1861 yılları arasında Prusya konsolosu olarak Şam’da görev yapan şarkiyatçı Johann Gottfried Wetzstein’dır (ö. 1905). Doğu’dan bir hayli kitap toplayan Wetzstein, ayrıca bir aile kütüphanesi olan ve son derece değerli beş yüze yakın cilt binden fazla kitap barındıran er-Rifâiyye Kütüphanesini 1853 yılında aile fertlerinden ve kütüphanenin son sahibi Ahmed Efendî er-Rifâî’den satın almış ve Almanya’ya götürmüştür!.. Er-Rifâiyye Kütüphanesine ait kitaplar günümüzde Leipzig Üniversitesindedir. Berlin, Leipzig ve Tübingen’deki kütüphaneler onun topladığı Kufi hatla yazılmış nadir mushaflar yanında ender bulunan el yazma kitaplarla doludur. 18. 02. 2025 tarihi itibarıyla Berlin Kütüphanesinde dijital ortama aktarılan İslâmî Yazmaların/Islamische Handschriften sayısı 5364’tür. Doğu Yazmaları/Orientalische Handschriften ise 476’dır. (https://digital.staatsbibliothek-berlin.de/)
Kur’ân Tercümeleri
Hıdır Hüseyin, izlenimlerinde Kur’ân çevirileri başlığı altında ilk olarak büyük şair Friedrich Rückert’in (ö. 1886), Kur’ân’ın manzum (kısmî) tercümesine yer vermektedir. Rückert’in tercümesi, vefatından sonra 1888 yılında Frankfurt’ta August Müller tarafından yayımlanmıştır. Max Henning’in Kur’ân’ın tamamını kapsayan tercümesine de yer ayıran yazarımız, Max Henning’in Frankfurt’ta ikamet ettiğini söylemektedir. Hıdır Hüseyin’in verdiği bu bilgi, kimliği hakkında farklı malumat bulunan Henning’in kim olduğu hakkında bir ipucu vermektedir. (Henning’in kim olduğu hakkında bk. Hüseyin Yaşar, Alman Oryantalizminde Kur’ân’a Bakış, s. 95.) Henning’in tercümesi bugün de en yaygın tercümelerden biri olup otuza yakın baskı yapmıştır. Hıdır Hüseyin, adını vermediği bir başka Kur’ân çevirisi yanında Ernst Harder’in (ö. 1927) kısmi tercümesine de yer vermektedir. Harder’in tercümesi, Rückert’in tercümesinden tevhid, ahlak ve ahkâmla ilgili bazı seçkilerden oluşmaktadır. Harder, bu çalışmayı, Kur’ân’ın bütün bir tercümesini okumak hayli zaman gerektireceğinden, kolaylık olsun diye, bir cemiyetin isteği üzerine yapmıştır.
Almanların Arapçaya İlgileri-Neşir ve Tercümeler Çalışmaları
Almanların Arapçaya ilgileri, Arapça eserleri asli dillerinde neşir ve tercüme şeklinde olmuştur. Kur’ân’ın Alman dilinde otuz kadar mensur yedi kadar da manzum tercümesi yanında farklı şarkiyatçılar tarafından mushaf neşirleri de yapılmıştır. İtalyan matbaacı Paganini’nin mushaf basımını saymazsak ulaşabildiğimiz kadarıyla ilk mushaf basımı Alman bir teolog tarafından 1698 yılında gerçekleştirilmiştir. Bu baskıdan sonra Almanya’da farklı zamanlarda birden çok mushaf basımı gerçekleştirilmiştir. Batı’da mushaf basımı ve Kur’ân tercümeleri yanında Müslümanların farklı ilim dallarında yazdıkları yüzlerce kitap hem neşredilmiş hem de tercüme edilmiştir.
Hıdır Hüseyin, Almanların, Doğu’nun ilmine ilgilerinin Arapça öğrenmekle başladığını, sonra kitapları neşretmekle ona hizmet ettiklerini ve yaptıkları tercümelerle bilgi ve hikmeti iktibas ettiklerini söylemektedir. (el-Muktebes, 8/540). Rückert’in el-Hamâse’yi tercüme ettiğini söyleyen (8/545) Hıdır Hüseyin, Ernst Harder’in, ders kitabı olarak “Arapça Kaideleri” adlı bir kitap yazdığını ve kitabın yeni baskısının yapıldığını söyler. Harder, iki çalışma daha yapmıştır ki birinde Arapça kelimelerin Almanca karşılıklarına, diğerinde ise alışılagelmiş kelimelere yer vermektedir. Hıdır Hüseyin’in bahsettiği kitaplar muhtemelen Deutsch-Arabisches Handwörterbuch (Heidelberg 1903) adlı Almanca-Arapça sözlük çalışması ve Kleine Arabische Sprachlehre. (Heidelberg 1913) adlı eserler olmalıdır.
Tıp Alanındaki Kitaplar–Alman Şarkiyatçı Eugen Mittwoch-
Alman şarkiyatçılar, Mushaf basımı ve Kur’ân tercümeleri yanında Müslüman bilginlere ait literatür, biyografi, dil, tarih, coğrafya, fizik, kimya, tabiat ve diğer konulardaki eserleri neşr ve tercüme etmişlerdir. Alman şarkiyatçıların ilgilendikleri bir alanda tıp olmuştur. Müslüman bilginlerin tıp alanındaki kitaplarını kendi dillerine tercüme ettikleri gibi asli dilde de neşrini yapmışlardır. 1928 yılında vefat eden Alman şarkiyatçı Eilhard Wiedemann’ın çalışmalarına gelince, büyük çoğunluğu fizikle teknoloji tarihi üzerinedir ve bunların 200’den fazlası İslâm tabii bilimler ve teknoloji tarihiyle ilgilidir.” (TDV İslâm Ansiklopedisi, 43/159-161)
Hıdır Hüseyin, izlenimlerinde Müslüman bilginlerin tıp alanındaki eserleri üzerine çalışmalar yapan Yahudi asıllı Eugen Mittwoch’un (ö. 1942) ismine yer verir. Amharaca özet bir Kur’an meâli de yapan Mittwoch, Arap göz doktorlarının çalışmaları olarak, Die Arabischen Augenärtze nach den Quellen Bearbeitet (I-II, Leipzig 1904-1905) adı altında, J. Hirschberg ve J. Lippert ile birlikte iki kitabın tercümesini yapmıştır. Söz konusu çalışmanın I. cildinde: Ali b. Îsâ el-Kehhâl’ın (ö. 430/1038-39) Tezkiretü’l-Kehhâlîn fi’l-Ayn ve Emrâzihâ adlı eserinin tercümesi; II. ciltte: Batı dünyasında Canamusalı diye tanınan Ammâr b. Ali el-Mevsılî’nin (ö. 400/1010) Kitâbü’l-Müntehab fî İlmi’l-Ayn ve İlelihâ ve Müdâvâtihâ bi’l-Edviye ve’l-Hadîd (1905 Leipzig) adlı eserinin tercümesi yer almaktadır. (el-Muktebes, 8/545). Mittwoch, göz hastalıkları konusunda eser yazan bilginler ve eserleri üzerine “Arapça Oftalmoloji Ders Kitapları” diye çevirebileceğimiz Die Arabischen Lehrbücher der Augenheilkunde (Berlin 1905) adlı bir çalışmayı da J. Hirschberg ve J. Lippert ile birlikte yapmıştır. Hıdır Hüseyin, Mitwoch’un İbn Sinâ’dan “ilâcü’l-uyun/göz tedavisi” ile ilgili bir tercüme yaptığını söylese de muhtemelen bu çalışma, önceki kitapları birlikte neşrettiği Julius Hirschberg ve Julius Lippert tarafından Die Augenheilkunde des İbn Sina ‘Avicenna’ (Leipzig 1902) adıyla yapılan çalışma olsa gerektir.
Hıdır Hüseyin, Mittwoch’un Ebû Ubeyde Ma’mer b. el-Müsennâ’dan (ö. 209/824) Vekaiu’l-Arab’ı tercüme ettiğini söylemektedir ki Mittwoch’un Proelia Arabum Paganorum (Ajjâm al-ʿArab) Quomodo Litteris Tradita Sint (Berlin 1899) adlı doktora çalışması olmalıdır. Mitwoch, Hamza el-Isfahânî (ö. 360/971) hakkındaki çalışmalarının yanı sıra Eduard Sachau’nun editörlüğünde yayınlanan İbn Sa’d’ın (ö. 230/845) Kitâbü’t-Tabakâti’l-Kebîr (Biographien Muhammeds seiner Gefährten und der späteren Träger des Islams bis zum Jahre 230 der Flucht, I-IX, Leiden 1904-1940) adlı külliyata Arap tarihi, İslâm sanatı, Arapça kitâbe ve metin çevirileri, folklor ve halk edebiyatı gibi konularda önemli katkılar sağlamıştır.
Osman Reşer-Kitapların Göçü-Neşir ve Tercümeler
Hıdır Hüseyin, izlenimlerinde önemli bir isme daha yer vermektedir ki o da Almanya’da iken tanıştığı Oskar Rescher’dir. Rescher, 1883 yılında Stuttgart’ta doğdu. 1925 yılında profesör olan Reşer, henüz bilinmeyen bir sebeple 1928’de İstanbul’a gelip yerleşti. Yahudi iken Müslüman olan Rescher, 1937 yılında Türk vatandaşlığına geçmiş ve Osman Reşer adını almıştır. Otuz yıla yakın “ayaklı kütüphane” İsmail Saib Sencer’in (ö. 1940) derslerine devam eden Reşer, Türkiye’de çeşitli okullarda öğretmenlik yapmıştır. Doğu’da yazılmış eserlerin Alman üniversiteleri için satın alınmasına aracılık etmiştir. Önemli bir şarkiyatçı olmasına rağmen eserleri yaygınlık kazanmadığından ilmi çevrelerde yeterince etkili olamayan Reşer, 1972 yılında İstanbul’da vefat etti. Kabri, İstanbul/Silivrikapı’dadır. Vefatından sonra kitaplarının önemli bir bölümü Bochum Üniversitesine satılmıştır. (Hayatı ve eserleri için bk. TDV İslâm Ansiklopedisi “Reşer” md.)
Hıdır Hüseyin, Osman Reşer’in tercüme olarak: Ebü’l-Esved ed-Düelî’nin kasideleri, Bedîüzzaman el-Hemedânî’nin Makâmât; Zemahşerî’nin Makâmât; Abdülmü’min b. Hibetullah el-İsfahânî’nin Atbâku’z-Zeheb; İbnü’l-Mukaffa’nın el-Edebü’s-Sağîr ve el-Edebü’l-Kebîr; Ebû Mansûr es-Seâlibî’nin Ahsenü mâ Semi’tü ve Belâzürî’nin Fütûhu’l-Büldân -kısmî çeviri-, çalışmalarına yer vermektedir. Neşir olarak, İbnü’l-Enbârî’nin Şerhu’l-Kasâidi’s-Seb’i’t-Tıvâli’l-Câhiliyyât: Şerhu Muallakati Antere; Şerhu Muallakati Züheyr; İbn Cinnî’nin el-Müzekker ve’l-Müenness; Hilâl el-Askerî’nin Bakâyâ’l-Eşyâ. Osman Reşer’in adı geçen çalışmaları dışında başka çalışmaları da bulunmaktadır. Hıdır Hüseyin, Reşer ile aralarında beyitlerin ve hikmetli sözlerin anlamları hakkında konuşmalar geçtiğini söylemekte ve Arapçanın Alman edebiyatına etkisine şair Goethe’yi örnek vermektedir. (el-Muktebes, 8/845)
Almanların Osmanlıcaya İlgileri
Almanların Osmanlıcaya ilgilerine özet bir şekilde değinen Hıdır Hüseyin, o gün için söyleyecek olursak, Arapçaya ilginin Osmanlıcadan daha fazla olmadığını söylemektedir. Dil okulunda Osmanlıca öğrenenlerin sayısının 200 olduğunu aktaran Hıdır Hüseyin, daha önce bu sayının onda birden az olduğunu, oryantalistlerin reisi Richard Hartmann’ın bütün mesaisini buna ayırdığını ifade etmektedir.
Sonuç olarak Hıdır Hüseyin Berlin izlenimlerinde Akif ve Haşim’in yaptığı gibi başta “sokak” olmak üzere farklı konulardan söz açmıştır. Ancak onun hatıralarını diğerlerinden ayrı kılan özellik ise bazı Alman şarkiyatçıların isimlerine yer vermesi ve yaptıkları çalışmaları zikretmesidir. Bu yazıda daha çok bu yöne işaret edilmeye çalışılmıştır.
