Bizimle İletişime Geçin

Din ve Hayat

Muharrem: Hüseyin-i Kerbela’yı Elvan Eden Gün

Gözyaşını kullar döktü ve kumlar kuruttu… Yaşanmış ve geri dönüşü olamayan bu yanlış ve üzücü hadiseyi yeniden düşünmek gerek… Muharremi yeniden anlamak ve anlamlandırmak, Kerbela’yı doğru okumak ve doğru anlamakgerek…

EKLENDİ

:

Yıllardan 680, aylardan Muharrem…

Yıllar geçiyor ki ya Muhammed, Aylar bize hep muharrem oldu!

Akşam ne güneşli bir geceydi, Eyvah o da leyl-i matem oldu.

Mehmet Akif doksan sene önce yazdığı, “Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi” isimli şiirine bu beyitler ile başlar.

Alvarlı Efe Hazretleri de:

Bu gün mâh-ı Muharremdir, muhibb-i hanedan ağlar.

Bu gün eyyam-ı matemdir, bu gün âb-ı revan ağlar.

Hüseyn-i Kerbelâ elvan eden gündür.

Bu gün Arş-ı muazzamda olan âli divan ağlar.

Bugün Âl-i abanın gülşeninin gülleri soldu,

Düşüp bir ateş-i dilsuz, kamu ehl-i iman ağlar diyerek hüznünü ifade eder.

Muharrem… hüzün gecesi… Kerbelâ… Hz. Hüseyinin şehâdeti… Onun siyasî ihtiraslar uğruna acımasızca şehit edilmesi, peygamberimizi ve onun Ehl-i Beytini seven müminleri derinden yaralamış, mümin kalpler yanmış, asırlar geçse de bu yangın ve gözyaşları dinmemiştir…

Yürekleri dilhûn eden bu acı, dünyanın dört bir yanında, mezhebi, meşrebi, kültürü, coğrafyası ne olursa olsun, Resul-i Ekrem’e, ashâbına ve Ehl-i Beyt-i Mustafa’ya zerre kadar muhabbet besleyen her müminin ortak acısı ve ortak elemi olmuştur…

Hz. Hüseyin ve arkadaşları, bu hadisedeki asil duruşu ve haksızlıklar karşısındaki onurlu mücadelesi ile bütün müminlerin gönüllerinde taht kurmuş, ona ve yakınlarına bu zulmü reva görenler ise Müslümanların ortak vicdanında mahkûm edilmiştir…

Fıratın yanı başında… Suyun akış sesini duyup dururken… Kuşatılmışlık içinde susuzluk çeken mazlum bir kafile… Hz. Hüseyin… Hz. Ali ile Hz. Fatımanın küçük oğlu; Rasulüllah (s.a.s.) Efendimizin sevgili torunu… Peygamberimizin, ağabeyi Hz. Hasanla beraber dünyanın iki çiçeği, ahirette de, cennet gençlerinin efendisi diye övdüğü (Buhârî, Menakıb, 22) ve Allahım, ben onları seviyorum, Sen de sev! diye haklarında dua ettiği, (Tirmizî, Menakıb, 31)adını bizzat kendisinin koyduğu Hz. Aliyyü’l-Murtaza’nın, Hz. Fatımatu’z-Zehra’nın ciğerparesi…

Ve yakınları… Kadınlar, çocuklar… Bir şiddet günü ki, asırlardır yürek kanatır. Aylar ve yıllar geçtikçe daha çok yaktı bağırları Hz. Hüseyinin aşkı… Çocuklara, ona olan sevgiyle Hüseyin adı verildi.

Hattatlar onu yazdı, kalem ağladı, mürekkep ağladı. Nakkaşlar yazılanları renklerle taçlandırdılar. Fırça ağladı, renk ağladı. Ve onun kan damlalarıyla sulanan topraklarda insanlar mekân tutmaya başladılar. Çöller hayat buldu, Hüseyin aşkıyla yeşillendi, imar oldu. Çöl ile birlikte gönüllerdeki sevgi de çoğaldı ve Kerbelâ önce bir kasaba, sonra Hüseyin sevgisiyle ruh ve kültür oldu. O aşk ki, Kerbelânın taşına, tuğlasına şekil verdi, kubbesine, yapısına estetik oldu. MeşhedülHüseyne Mimar Sinanın usta çizgileri ve Matrakçı Nasuhun bakışı yansıdı… Camisini, Sultan III. Muratın Valisi Ali Paşa yaptırdı, türbesini Necip Paşa eliyle Sultan Abdülmecid onarttı. Hadikatüs-Suadâadıyla kitabını Fuzulî yazdı, ağıtını Kâzım Paşa…

Düştü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâya

Cibrîl var haber ver sultânenbiyaya”

Hz. Hüseyin şehit oldu… Onun şehadetini anlatan, bu hüznü dile getiren, Ehl-i Beyt sevgisi ile dolu gönüllerden süzülüp gelen duyguların kâğıda dökülmüş manzumeleri olan, Maktelül-Hüseyin adında nice mersiyeler yazıldı. (Bkz. İlyas Üzüm, Hz. Hüseyin, DİA, XVIII, 522-524; Mustafa Uzun, Kerbelâ, DİA, XXV, 274,275; Şeyma Güngör, Maktelül-Hüseyin, DİA, XXVII, 456-457)

Gözyaşını kullar döktü ve kumlar kuruttu… Yaşanmış ve geri dönüşü olamayan bu yanlış ve üzücü hadiseyi yeniden düşünmek gerek… Muharremi yeniden anlamak ve anlamlandırmak, Kerbela’yı doğru okumak ve doğru anlamakgerek…

Kerbela’nın kerbu belasını bugüne taşımak, tarihin acılarından yeni acılar üretmek, hüzünleri yeni hazanlara dönüştürmek Kerbela’yı anlamak değildir. Onu tarihte yaşanmış bir kıssaya, tarihsel bir hadiseye, bir mitolojiye dönüştürmeye de hakkımız yoktur. Bilakis ondan dersler ve ibretler çıkarmak, tarihimize sızmış nefret ve intikam tohumlarını ayıklamak, onu birlik ve beraberliğimizin nişanesi yapacak bir tasavvur dünyasında yeniden okumak gerek…

Kerbela’yı anlamak… Hüseyince yaşamak, onun uğruna can verdiği değerleri sahiplenmek, onun yürüdüğü yolda yürümek, yürekleri hiçbir zaman sahra-i Kerbelayadönüştürmemek…

Kerbela’yı yaşamak Hakka, hakikate, hürriyete, adalete, ahlaka, erdeme, fazilete, izzete, onura, şerefe sevdalı olmak …

Kerbela’dan bir kin ve nefret, ayrılık ve gayrılık değil, bir birlik ve beraberlik dersi çıkarmak, bir sevgi ve muhabbet devşirmek… Ciğer yakan, yürek sızlatan bu elim hadiseden, bize yeni bir can ve yeni bir nefes üflemek… Tıpkı Muharrem’de pişirilmesi geleneksel hale gelen aşure aşı gibi.Tıpkı aşure aşında bir araya gelen farklı bakliyat, meyve, tatlı ve tuzluların farklılıklarının aynı vasata-ortak tada katkı sağlamaları gibi…

Öyleyse Hüseyni bir tavır ortaya koyarak ortak tadımızı bozacak, pişmiş aşımıza su katacaklara tek yürek olarak direnmek gerek… Fitneye, ihanete ve tefrikaya karşı hep birlikte dik durmak gerek…

Mâhı Muharrem, birliğimize ve beraberliğimize vesile osun. Şehîd-i Kerbela, Şehitlerin serdarı, ser-çeşmesi, seyyidüş-şüheda, şâh-ı şehîdân Hz. Hüseyin Efendimiz başta olmak üzere tüm Kerbela şehitlerinin ve bugüne kadar hak, hakikat, adalet, ahlak, erdem ve fazilet için izzet ve şeref için can veren şühedanın ruhu şâd olsun…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar