Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Nazım Hikmet’in Putları Kırıyoruz Kampanyası (Abdülhak Hamid) -II-

Nazım’ı sevenlerin yazdıklarına göre: “Hızla gelişen sanayileşme, kapitalizmi, dönüşü olmayan bir yol olarak çizerken Birinci Cihan Savaşı buna ket vurmuş, ardından Rus devrimi tüm cihanı karşısına alarak yeni bir toplumsal düzeni gündeme getirmişti.

EKLENDİ

:

Bir önceki yazımızda gündeme getirdiğimiz ve paylaştığımız 1930’lu yıllardaki kampanyanın başını çeken Nazım Hikmet’in konuyla ilgili girişimlerine yer vermiş ve onun, “Putları Kırıyoruz” ile işe başladığını ve tüm eski değerleri yıkmaya yönelik faaliyetler peşinde koştuğunu yazmıştık.

Nazım, sırasıyla Abdülhak Hamit (Tarhan), Mehmet Emin (Yurdakul), Hamdullah Suphi (Tanrıöver) ve Yakup Kadri’yi (Karaosmanoğlu) baltayla alaşağı etmek için bir kampanya başlatıyordu.  Onun başlattığı kampanyanın karikatürlerini de Ratıp Tahir Burak çiziyordu.

Edebiyatın en heyecanlı ve merak uyandıran yazıları, kuşkusuz tartışmayı içeren metinleridir. Kelimeleri, adeta mermi gibi kullanan yazarlar, girdikleri polemiklerle kalem kavgası olarak bilinen bu türün oluşmasına ve ortaya çıkmasına hizmet eder ve okuyucuya da keyifli vakitler geçirirler.

Bu tartışmaların en çok ses getireni, o tarihlerde 27 yaşında olan Nazım Hikmet’in başlattığı “Eski-Yeni Edebiyat” kavgasıydı. Abdülhak Hamid’in “Dâhi-yi A’zam” olmadığını söylemekle işe başlaması, basında büyük yankı uyandırmıştı.

Nazım’ı sevenlerin yazdıklarına göre: “Hızla gelişen sanayileşme, kapitalizmi, dönüşü olmayan bir yol olarak çizerken Birinci Cihan Savaşı buna ket vurmuş, ardından Rus devrimi tüm cihanı karşısına alarak yeni bir toplumsal düzeni gündeme getirmişti.

Bu köklü dönüşümlerin olduğu evrede Nâzım, Moskova’da idi ve Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (KUTV)’da gördüğü eğitimin ötesinde bu devrimci dönüşümleri bilfiil yaşamıştı. Nitekim şiiri de Rusya’daki gelişmeleri günü gününe izlemiş, önce biçimsel, ardından öze yönelik yeni bir şiir anlayışı benimsemesine neden olmuştu. Önce Fütürizmin (olumlu gelecek tasarımının) etkisinde kalmış, ardından Konstrüktivizme (Resim, heykel ve mimari alanlarında egemen olmuş, genelde çağdaş malzemeleri kullanan ve geometrik kompozisyon anlayışını benimseyen bir akımın adı). Ekim Devrimi’yle beliren bu akımla geçmişle tüm bağlarını koparmış, endüstriyel malzeme ve teknikleri yücelten bir biçimlendirme çabası içinde olmuştur. Fakat bunula da yetinmemiş daha sonra Rusya’daki dönüşümlerin izinde, 1930’lu yıllarda Sosyal Realizmde –ya da Toplumcu Gerçekçilikte– karar kılmıştı.”

Nazım’ın o günlere ait faaliyetlerine geniş yer veren sevenlerine göre: “Nâzım’ın yayımlanmış eserlerinde, kapağından içeriğine kadar bu süreci izlemek mümkündü. 1929 yılında yayımladığı ilk kitabı 835 Satır bunun somut örneğiydi.  Ancak, Nâzım kendi eserlerinde bu yeni şiir anlayışını geliştirmekle yetinmemiş, Parti mensubu olarak daha geniş çevrelere hitap ederek misyonunu yerine getirmeyi amaçlamıştı. Bunun için de toplumsal kaygıları olan yayıncılar, Sabiha ve Zekeriya Sertel’den de icazet almış ve o günlerin en popüler toplumsal içerikli magazini Resimli Ay’ı bu iş için bir aracı olarak kullanmıştı.”

Nazım Hikmet, Resimli Ay Dergisi’nde “Putları Niçin Kırıyoruz” başlığıyla adeta bir manifesto kaleme almıştı. “Her toplumun yaşadığı devre özgü birtakım düşünceleri vardır. Bu düşünceleri, insanlar somut olarak anlamadıkları için onları bazı kişilerde şekillendiği için o kimselerin bu düşünceleri hazım edip özümsediklerini, o düşüncenin temsilcileri olarak görürler. Biz, o kişiye baktığımız zaman onda kendi düşüncelerimizi, kendi hülyalarımızı ve kendi rüyalarımızı görürüz.”

Nazıma göre o fertler, toplumun bir tür temsilcileridirler. Böyle olduğu için de mukaddes kabul ediliyorlar. Bu fertlerin birer put olabilmeleri için toplumun o günkü düşüncesini gerçekten ve tam anlamıyla temsil etmeleri gerekir. İşte biz “Put”tan bunu anlıyoruz. Yine biliyoruz ki bazı fertler hiçbir değer ve özellik taşımadıkları halde yanlış bir algı ve telkin sonucunda kendilerini put gibi göstermeye çalışırlar. Bunlar da sahte putlardır.

İşte biz bu sahte putları yıkmaya çalışıyoruz. Bizce gerek Abdülhak Hamid, gerekse Mehmet Emin Bey, bizim sanat alanındaki ideallerimizi temsil edenler değildirler. Bu nedenle bunlar, edebiyat ve sanat hayatımızın sahte putlarıdır.

Nazım Hikmet, Resimli Ay’ın Haziran ve Temmuz 1929 sayılarında “Putları Yıkıyoruz” başlığı altında imzasız olarak yayımladığı Abdülhak Hâmid ve Mehmet Emin’i hedef alan iki yazısıyla siyasi sonuçlar da doğuran bir “Eski-Yeni Kavgası”ydı.

Kılıcı kınından çıkaran Nazım Hikmet’in asıl niyeti, geçmişin tüm değerlerini kökünden yıkıp yerine inandığı ve benimsediği bir dünya görüşünü, yani komünizmi koymaktı. Fakat onun inatla savunduğu ve inandığı komünizm rejimi, 70 yıl dahi dayanmayacak ve 1989 yılında yıkılacaktır. Yani Nazım’ın öngörüsü, çok zayıftı ve heyecanlı bir şair olarak günlük yaşıyor, geleceği pek kestiremiyor ve düşünemiyordu. Abdülhak Hamit ve Mehmet Emin’i “değerden düşen putlar” olarak nitelendiriyordu.

Nazım Hikmet’e göre: “Toplumlar, son uygarlık dönemine girdikten sonra putlara ihtiyaç duymazlar. Doğrudan doğruya düşüncelere ve cereyanlara inanırlar. Uygar ve kemale ermiş olgun bir fert, düşünceyi kavrayıp ona inanacak hale geldiği için o düşünceyi temsil eden somut putlara muhtaç değildir. O takdirde yapılacak ilk iş, düşünce ve akımı, eğilmez bükülmez bir taş haline getiren sahte putları yıkmaktır. Çünkü toplumun düşüncelerini temsil ettiklerini iddia eden sahte putlar, bu düşüncenin taşlaşmasına neden olurlar.

İnsanlar, artık bu sahte putların kutsallığına halel getirebilecek ve sarsacak her türlü yeni fikirleri reddetmeğe eğilimlidirler. Oysaki toplumun ilerlemesi için yeni düşüncelere ve yeni akımlara gelişme imkânı verebilmek için bu taşlaşmış düşünce ve sanat putlarını ortadan kaldırmak ihtiyacı baş göstermektedir. O zaman insanlar, kendi düşünce ve hayallerini temsil edemediğine kanaat getirdikleri sahte putları devirip yeni fikirlere yol açarlar.

İşte biz putları yıkmakla eskimiş, çürümüş ve taşlaşmış putları devirip yeni fikirlere yeni akımlara yol açmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Aslında Abdülhak Hamit Bey, bizim için artık bir sanat ve edebiyat putu olabilir mi? Bu şair artık bugünkü yeni sanat ve fikir akımlarını temsil edebilir mi? Demek ki artık bize put olmaz. Şu halde yeni düşüncelere gelişme imkânı vermek için önce bu eskimiş ve kıymetten düşmüş putu yıkmak gereği vardır.”

Nazım Hikmet, kafasına putları yıkmak düşüncesini koymuş ve bunu da artık eyleme geçirme zamanının geldiğine inanmıştı. Nazım’a göre Hamid, “Dahi-yi A’zam değildir. A’zam’ı bir tarafa bırakalım. “Dâhi” olmanın genel özelliklerini dahi taşımamaktadır.” Ya da “ Hamid Bey’in bir piyesini Londra’da ve Paris’te oynaşlar seyirciler, Shakespeare, Korney, Racin’in karikatürleştiğini yahut da aktörlerin rollerini unutup tuluutçılığa başladıklarını zannederler.”

Nazım, bu söylediklerinden 180 derecelik bir dönüş yapacak ve bir sene geçmeden misafir olacağı Abdülhak Hamid’in evinde onun elini öperek özür dileyerek ayrılacaktır bu Dahi-yi A’zam’dan…  Çok geçmeden “Öptüğüm El” başlığıyla bir pişmanlık yazısı yazacaktır. (Bunun da hikâyesi gelecek yazımızda)

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar