Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

Ney’le Mey Arasında Bir Hiç: Neyzen Tevfik

Dünyalıklara zerre kadar değer vermez. Mal sevdasında olmaz. Dünyayı ve içindeki garabetleri hicveder. Bunu yaparken hatır gönül de dinlemez.

“Olmadım meftunu malın, rütbenin, sim ü zerin.

Zevki, şevki neyle meydir rind-i azade-serin”

Bu dünyanın, çekilen çile ve yaşanan zevklerin gelip geçici olduğuna inanırdı. Sadece inanmaz, dünyanın faniliğini ölmeden yaşardı:

“Izdırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer, / Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer, / Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer…”

EKLENDİ

:

                                 “Aksedince gönlüme şems-i hakikat Pertevî

Meyde Bektaşî göründüm neyde oldum Mevlevî”

                                      Neyzen Tevfik

Talat Paşa, bir gün Neyzen Tevfik’e memuriyet almasını teklif eder. Neyzen, Paşanın bu teklifine gülerek şu soruyla cevap verir:

“Memur olursam sonunda ne olacağım?”

Talat Paşa memurların gelebileceği dereceleri birer birer sayar.

“Peki sonra ne olacağım?”

“Paşa…”

“Sonra?”

Talat Paşa düşünür ve biraz da sitemle,

“Hiiiç!…” der.

Neyzen, Paşaya dönerek cevabı yapıştırır:

“Ben zaten şimdiden bir hiç’im!”

Sıra Dışı Bir İnsan

Üç devri yaşamış bir insan Tevfik Kolaylı.

Şair, neyzen, musikişinas, Mevlevi, Bektaşi, Melami meşrep, derbeder, duygulu, özgür ruhlu, serbest düşünceli, bazen deli bazen dâhi bir insan.

Gerçekçi, sahici bir kişiliği vardır Neyzen’in.

Doğruyu söylemekten sakınmaz, korkmaz. Sonunu asla düşünmez. Özü sözü bir. Riyakârlıktan, gösterişten, makam mevkiden yana meyli yoktur.

Acımasız bir muhaliftir de ay zamanda. Hem Abdülhamit Han, hem İttihat ve Terakki devrinde hep muhalif olmuştur. Cumhuriyet Döneminde laik ve Batıcı bir anlayışın getirdiği ortamda serbestçe içmiş, söylemişse ama yine de rahat edememiştir. O, yaşadığı müddetçe böyle bir gayede olmadı zaten.

Neyzen, inandığı ve bildiği şeyleri söylemekten çekinmemiş, kimseden korkmamıştır. Bunun bedelini de ödemiştir elbette. Hem sık sık takibata uğradı hem de yakın çevresi kendisinden uzaklaştı.

Sokakta, tımarhanede yaşamaya razı olan bir insan, niçin korksun, neden sakınsın ve çekinsin?

“Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.

Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.

Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,

Kürsî-i liyakat pezevenk, puşt olanındır.”

Dünyalıklara zerre kadar değer vermez. Mal sevdasında olmaz. Dünyayı ve içindeki garabetleri hicveder. Bunu yaparken hatır gönül de dinlemez.

“Olmadım meftunu malın, rütbenin, sim ü zerin.

Zevki, şevki neyle meydir rind-i azade-serin”

Bu dünyanın, çekilen çile ve yaşanan zevklerin gelip geçici olduğuna inanırdı. Sadece inanmaz, dünyanın faniliğini ölmeden yaşardı:

“Izdırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer,

Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,

Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer, bu

Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,

Gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer”

Heccav

Sohbetlerinde iğneleyici, şiirlerinde heccav, üflemesinde ustaydı. Gönlüne düşen dilinden akardı. Kınayıcıların kınamasına aldırmazdı. Her ne kadar kendisini Bektaşi ve Mevlevî olarak sunsa da aynı zamanda Melami meşrep idi.

Hem bireysel hem de toplumsal sorunlara keskin atıflarda bulunurdu.

Kendisine bir gün sorarlar:

“Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın, ne dersin?

O sıralarda Maliye Bakanı ile ilgili yolsuzluk dedikoduları ayyuka çıkmıştır. Cevabında bu iddialara inandığından olsa gerek, bir göndermede bulunur:

“Maliye Bakanı değilim ki, çalarken zevk alayım.”

Mehmet Akif ile Dostluğu

Mehmet Akif’in dostlarından idi.

Mehmed Âkif’ten Arapça, Farsça ve Fransızca dersleri aldı. Kendisi de Âkif’e ney dersleri verdi. Mehmed Âkif onun abisi, babası, hocası, kardeşi, mürşidi, talebesi idi. Onun vesilesiyle İstanbul’da çevre edindi. Edebiyat ve musiki dünyasında tanındı ve yer buldu.

Akif, onun içkiyi bırakması için çok uğraştı. Defalarca söz aldı. Ancak uzun süre dayanamadı içkisizliğe Neyzen. Buna rağmen terk etmedi. Bazen Neyzen’e kızıp küstü ise de hep onunla ilgilendi. Bu sebeple Neyzen, Âkif’i görmek için 1929 yılında Mısır’a bile gitti.

İçki Müptelası

İstanbul’a geldiği ilk zamanlar medresede kaldı. Ancak oranın havası kendisine ağır geldi. Ayrıldı. Bir hana geçti. Bu serbestiyet, içki âlemine daha çok yönelmesine sebep oldu. Meyhane köşelerinde, sokaklarda, izbe yerlerde süründü. Akıl hastanesinde sık sık misafir oldu. Hatta orada kendisine ait bir odası oldu.

İstanbul’da iken Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerine sıkça gidip gelirdi.

İbadetle arasının pekiyi olmamasından dolayı kendisini eleştirenlere şöyle cevap vermiştir:

“Bî-namaz deyip beni Hak’dan uzak gören,

Sığmaz senin hayâline mihrâb ü mübrem.

Sen sade beş vakitte ararsın Allah’ını,

Ben her zaman onunla emîn ol beraberim…”

Mümindi…

Küçüklüğünde hıfzını ikmal etmişti.

Onun bazı şiirlerine bakan, meyhane köşelerinde fazlasıyla yer aldığın gören birinin söyleyeceği ilk şey, “Bu adam inanmıyor mu acaba?…”

O bir mümindi. İnanırdı Hakk’a ve onun gönderdiklerine. Ancak ameldeki eksikliği, bazı şiirlerinde yer alan ifadeleri ve Müslümanları acımasızca eleştirmesi birer şatahat hali olarak değerlendirilmelidir. Akif, ondaki bu imanı görmese, onunla dostluğunu sürdürür müydü?

“Kâbe’den maksat varmaktır yâra,

Kör gibi tapınma kuru duvara.” diye müminleri sertçe uyarır.

Ölümüne çok yakın bir zamanda kendisini ziyarete gelen Cemalettin Server’e söylediği şu söz bu konuda yeterli bir delildir:

Şahit ol Server, ben şuurlu bir müminim”

Ölümünden kısa bir müddet önce rahatsızlanınca durumu idrak etmiş, işaret ederek Kur’an-ı Kerim okunmasını istemiş ve iki saat sonra da vefat etmiştir.

Neyzen Tevfik Kolaylı, 24 Mart 1879’da Bodrum’da doğdu.

Asıl adı Mehmed Tevfik Kolaylı’dır.

Dindar ve münevver bir ailedendir. Dedesi Kolaylıoğulları’ndan İmam Mustafa Efendi,  babası öğretmen Hâfız Hasan Fehmi Efendi, annesi Emine Hanım’dır.

Ömür boyu peşini bırakmayan sara (epilepsi) hastalığına yakalandı.

Küçük yaşlardan itibaren ney üflemeye başladı. İzmir Mevlevihanesi’nde kaldı. Orada pek çok edip ve musikişinas ile beraber oldu.

Türkçe, Arapça ve Farsça eğitim aldı.

İyi ney üflemesi, ona şöhret getirdi, ardından da içki âlemini…

İlk şiirini 1898’de yayınladı.

Medresede eğitim gördü.

1910’da evlendi. Bir kızı oldu. Sonra eşinden ayrıldı.

Bir ara İstanbul Belediye Konservatuarı’nda görev yaptı.

1951’de bir filmde rol aldı.

İki şiir kitabı yayınladı: Hiç ve Azâb-ı Mukaddes.

29 Ocak 1953’de öldü. Cenazesine hocalar, ayyaşlar, münevverler, siyasiler, sade halk, sanatçılar, tüccarlar, fakirler, her sosyal tabakadan insanlar iştirak etmiştir.

Vefatı üzerine Remzi Dede’nin düştüğü kayıt:

“Remzi târîhin yazarken çekti bir âh-ı hazîn

Gitti Neyzen elde ney kevser şarâbı içmeye”

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar