Bizimle İletişime Geçin

Dünyanın Renkleri

Rahman’ın Misafiri Olmak

Cidde’de havaalanında beklerken iki Müslümanla selamlaşıp tanışıyoruz. Mısırlılar. “Mısır’da durum nasıl?” diye soruyorum. “Elhamdûlillah” diyor birisi. “Mısır için dua ediyoruz. Mısırlıları, Hasan el-Benna’yı, Seyyid Kutub’u, Mursi’yi, Bedii’yi, Biltaci’yi seviyoruz.” diyorum

EKLENDİ

:

Umre Günlüğü, 1. Gün / 17 Temmuz 2014 / Perşembe

Gece saat bir buçukta havaalanına vardık. Birlikte hareket edeceğimiz kafileyle buluştuk. Mescitte ihramlarımızı giydik ve iki rekatlık ihram namazımızı kılarak niyetimizi yaptık. Artık ihram yasakları başlamıştı bizim için. İhramla birlikte yolculuğu, umreyi daha bir hissetmeye başladım. O ana kadar olmayan bir heyecan kapladı içimi. Üzerimde sadece iki parçalık, kefeni andıran bir elbise vardı. Dünyaya ait ne varsa geride bırak diyordu bana adeta. Sen artık Rabbinin misafirisin, O’na gidiyorsun, O’nun evine, Beytullah’a gidiyorsun diyordu.

Havaalanında uçağa bineceğimiz kapıya ilerlediğimizde diğer kafilelerle karşılaştık. İhramlı erkekler ve sevimli erkek çocukları. Büyük bir okyanusa ulaşmak isteyen küçük damlalar gibiyiz. İlk defa denize giren bir çocuğun heyecan ve ürpertisi içinde hissediyorum kendimi. Bir okyanusa dalmaya gidiyorum. Boğulma tehlikesi olmayan bir okyanusa. Ürperti ve heyecanın yanında bir güven hissi de kaplıyor insanın içini.

Yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerle havaalanında sahur yapıp sabah namazını bekliyoruz. Gruplar halinde bekleme salonunda sabah namazı kılınıyor. Bir grupta imamlık yapıyorum. Anons yapılıyor kapının açıldığına dair. Hayatımda hiçbir yolculuğa bu kadar rahat çıkmadım. Hemen her yolculukta yaşadığım stres ve sıkıntıdan bu sefer eser yok. Ait olduğum yere gidiyorum, sahibime kendimi emanet ediyorum. Böylesi bir rahatlık var içimde.  “Lebbeyk allahumme lebbeyk” diyerek emrine boyun eğdiğim Rabbime gidiyorum. Biraz dua, biraz uyku ile 3,5-4 saatlik yolculuğumuz Cidde havaalanında sona eriyor. Buradan otobüsle Mekke’ye gideceğiz. Toplanıp otobüse biniyoruz. Bazılarının valizleri kayıp. Aranıyor fakat bulunamıyor. Tutanak tutuluyor. Harekete geçiyoruz. Dünyanın kalbine Beytullah’a gidiyoruz. Yol kenarlarında zikrullahı hatırlatan büyük tabelalar var. Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber, Lailahe illallah.

Cidde’de havaalanında beklerken iki Müslümanla selamlaşıp tanışıyoruz. Mısırlılar. “Mısır’da durum nasıl?” diye soruyorum. “Elhamdûlillah” diyor birisi. “Mısır için dua ediyoruz. Mısırlıları, Hasan el-Benna’yı, Seyyid Kutub’u, Mursi’yi, Bedii’yi, Biltaci’yi seviyoruz.” diyorum. İlk baştaki endişeli yaklaşım yerini güvene bırakıyor. Rabia direnişi sürecinde Türkiye’nin verdiği destekten ve Türklere olan muhabbetlerinden bahsediyorlar. Türkiye hilafet ülkesi, diyorlar. İçlerinden biri Osmanlı tarihiyle ilgilendiğini, İslam ve Arap tarihine çok meraklı olduğunu söylüyor. Hatta Balkan tarihini de okuduğunu, araştırdığını ifade ediyor. Dualarla vedalaşıp ayrılıyoruz.

Mekke’ye yaklaştığımızda öğle ezanı okunuyor. İlk olarak otele gidiyoruz. Eşyalarımızı yerleştirip kafilece Mescid-i Haram’a hareket ediyoruz. Asfalt, güneşin etkisiyle büyük bir hararet yayıyor. Telbiyelerle ihramlar içinde farklı farklı gruplar Kabe’ye doğru ilerliyor. Her milletten, her renkten insanlar sahiplerinin, Rablerinin mukaddes beytine doğru yürüyor.

Mescide girerken ekibimizin rehberi olan Osman abi uyarıyor: “Başınızı eğin, Kâbe’yi görmeyin. Yanına vardığımızda başınızı kaldırıp bakarsınız ve dua edersiniz.” “Ya rab! Bundan sonra yapacağım bütün duaları kabul buyur!” diye dua etmemizi tavsiye ediyor. Mescidin içine girdikten sonra serin bir yerde öğle namazını kılıyoruz. Sonra hep beraber tavaf yapmak üzere Kâbe’ye yöneliyoruz. Başımız önde yere bakarak yürüyoruz. Ahmet abinin omzundan tutuyorum. Şimdi başını kaldırabilirsin, diyor. Kaldırıyorum başımı ve Kâbe-i Muazzama karşımda. Şaşkınlık, heyecan ve dua. Ayakların yerden kesilmesi ve uçma hissi. Belki ruhun yükselişi. Topluca dua edip tavafa yöneliyoruz. Hacer’ül-Esved’in karşısına geçerek onu selamlıyoruz ve tavafa başlıyoruz: “Bismillahi Allahu Ekber.” Tavafla birlikte artık o büyük ummana ulaşmış gibi hissediyor insan. Kendinizi akışa teslim ediyorsunuz. Tavafla birlikte telbiye, tekbir, salavat ve dualarla bizi kendine çeken cazibenin merkezinde dönüyoruz. Her seferinde Hacer’ül-Esved’i selamlayarak yeni bir şavta başlıyorum. Dilimde dualar. Yaramız neredeyse duamız orada oluyor. Ümmetin izzeti için dua ediyorum. “Bizi zilletten kurtar ya rabbi! Bize yeniden izzet ve onur bahşet! Cesaret ver bize, güç ver, zalimlerle mücadele edebilelim. Bizi zalimlerin ve kâfirlerin oyuncağı olmaktan kurtar ya Rab!” Gelmeden önce dua isteyen herkes gözümün önünden geçiyor. Bütün dostlar, kardeşler, akrabalar. Hepsi için dualar ediyorum tavaf esnasında. Rabbim kabul eylesin.

Yedinci şavtla birlikte tavaf sona eriyor ve Safa Tepesi’ne doğru yöneliyoruz. Safa ile Merve arasında her gidiş ve geliş birer şavt sayılıyor. Dualarla, tekbirlerle yürümeye başlıyoruz. Safa tepesinde Kâbe’ye yönelip dua ve niyet ettikten sonra yeşil direkler arasında koşar adım yürüyoruz. Bu yürüyüş Hz. Hacer’in oğlu İsmail için su aramasını temsil ediyor. Merve’ye yaklaşırken Bakara 258. ayeti okuyoruz. Merve’den de tekrar Safa’ya yöneliyoruz. Dualar ve zikirlerle yürüyoruz. Yedinci şavtın sonunda Sa’y Merve’de sona eriyor. Artık Umre ibadetinin bitmesi ve ihram yasaklarının sona ermesi için tek bir şey kaldı: Tıraş. Merve’de ihramdan çıkanlar sa’yi bitirenleri tıraş ediyor. Herkes birbirinin saçından bir tutam kesiyor. Saçı tamamen kazıtmak daha efdal olmakla birlikte bir tutam kestirmekle de vazife yerine getirilmiş oluyor. Umre ibadeti böylece tamamlanmış oluyor. Otele dönüp iftara katılıyoruz.

İftardan sonra tekrar Mescid-i Haram’a gidiyoruz. Akşam namazını Ahmet abiyle birlikte kılıp teravih için uygun bir yer bakıyoruz. Yanımızda iki çocuğuyla Cidde’den gelmiş bir Müslümanla tanışıyoruz. Bize kahve ikram ediyor. Biz de onlara fındık ve badem. Çocuklardan birinin adı Ra’d diğerinin Yunus. Üç çocuğu daha varmış. Teravihi birlikte kılıyoruz. 20. Cüz okunuyor. Otele dönüyoruz.

Çok Okunanlar