Bizimle İletişime Geçin

Gezi Yazısı

Şavşat Arsiyan Yaylasında İki Gün

EKLENDİ

:

 

Artvin yaylalar diyarıdır. Türk’ün kadim töresidir. Belki de dünyanın en güzel yaylaları benim ilimde bulunmasına rağmen 60 yaşına geldim ama bir akşam kalmışlığım yoktu. Çok istememe rağmen bu arzumu gerçekleştiremedim. Bizim ailede yaylaya çıkan olmamış. Zaten Ardanuç’un Sakarya köyümün yaylası köyden çok uzak. Peynirli köyü ve Erzurum Olur yaylalarına yakın. Önceki yıllarda gittim, evlerin yerleri çok hafiften belli ve son derece yamaca kurulmuş. Geç çıkılma kararı olduğundan Peynirli köyü önce otlatıyormuş. Şimdi hiç çıkan yok.

İlk yaylayı görmem babamın öğretmenlik yaptığı Örtülü köyünde oldu. Köy küçük olduğu için yayla sayısı da azdı. Gurup halinde yeşillikler arasında tepeye çıkmam çok zor olmuştu. Elimde de yiyeceklerim vardı. Yeni doğmuş bir danamız vardı; yorulmasın diye babam traktörle şaşort (yaylacı) Vesfiye ninenin kucağında biraz çıkarmıştı. Çünkü yaylaya yol yoktu. Yaylada kar birikintisi vardı, üzerine çıkınca kaymaya başladım, elimden tutup kenara çekmişlerdi. Yayla dönüşü atla şaşortların önüne çocuklar çıkıp kaymak ve undan yapılan gevrekli alırdık.

Arkadaşlarımdan hep yaylalarla ilgili anılar dinler dururum. Günübirlik Ardanuç’un yaylalarına gitmişliğim vardır. Dağlara, yükseklere meftun bir insan olarak yaylalar beni büyüler, başka âlemlere götürür. Hiç ayrılmak istemem. Hele dumanın dalga dalga çökmesi… Sisin arasında kalmak kelimelerle zor ifade edilir. Rahmetli İzzet Yazıcı amca Bereket köyünün yaylalarına götürürdü.

Tomrukların üst üste konularak yapılan çatısı ahşap bedevrayla kaplı özgün mimarideki yayla evlerimizi koruyabilseydik keşke. Altta hayvanlar kalıyor. Yanda ahşap cereklerle çevrilmiş ağıl. Paşalık ve ona yakın yaylalarda toprak baca da görmüştüm. Birkaç ilin eskiden kullandığı tarihî Bilbilan Yaylasında duvarlar, taş üstü naylon kaplıydı. Orijinal mimari nasıldı bilemedim.

Beton bina yasak olmasına rağmen briketten yapılmış yazlık şeklinde kullanılan çok ev gördüm. Kıyıları yazlıkçılar istila etti, şimdide yaylalarımızı berbat edecekler.

Teyzem Şavşat Şalcı köyünde Şerafettin Koca’nın kardeşi Seyfettin Koca’yla evlidir. Onların Arsiyan yaylasında ahşap iki katlı evleri var. Ara sıra gidip kalırlar, ben de çok istememe ve onların davet etmesine rağmen bugüne kadar gidememiştim 17 Ağustos 2023 tarihinde Ardanuç’tan Şavşat yol ayrımı olan Berta köprüsünün başına geldim. Meyve satanların yanında bekledim, Şavşat servisi geldi bindim. Yollar kötü ve sürekli taş düşüyor. Ak köpüklü derenin kenarından yolumuza revan olduk. Soğuksu denilen mola yerinde sebze meyve satılır ama arabamız durmadı. Satlel kalesini gördük. 12 yıl kazı yapıldı, sonuç ne, bilmiyoruz.

Şavşat’a vardım, bölgemizde 300 yıl hüküm sürmüş Kıpçak Atabeklerin torunu, Şavşat’ın kültür elçisi, Gündüz Atabek’in Bey Konağı otelinde dinlendim. Alış veriş yapmak için en yakın

markete gittim. Köylerden gelenler alışveriş yapıyorlardı ama aldıkları alkol ağırlıklıydı, şaşırdım. İçkiyle aşinalığı olmayan bu milleti kim alıştırdı, diye söylendim.

Abdullah abi beni almaya geldi, ben yakın bir yerde sanıyordum. 40 km. uzaktaymış. Yollar kötüydü, ta Posof-Gürcistan sınırına kurulmuş birkaç köyün yaylasıydı. Ciritdüzü ve Meriya köylerinden geçerdik eskiden, şimdi alttan çok güzel yol yapmışlar. İleride bir köyde maden olduğu için bu yolu bu kadar güzel yaptıklarını söylüyorlar. Şavşat’ın en kalabalık ve en esprili köyü olan Suloban (Pınarlı) köyünden geçtik. Evler beton olmuş.

Masal derlemek için yıllar önce bu köye gelmiştim. Posof’a yol varmış eskiden şimdi de yapacaklardı ama yarım kalmış. Mitat Tahtalı bu iş için çok çaba sarf etti. Ahıska’ya daha kolay yoldan gidilecekmiş ama Ardahanlılar istemiyormuş.

Ormanların içinden, bazen rengarenk çiçeklerin arasından geçtik. Atları gördüm, önce yılkı sandım ama bizim buralarda yılkı at yokmuş. Bizim yayla çiçeği dediğimiz sarı ve solmayan çiçeğe Şavşatlılar nego diyor. Ekmişsin gibi yolun altındaki ve üstündeki çayırlar doluydu. Hiç bu kadar çok sarı çiçek görmemiştim. Ancak fotoğraf çektirmekle yetindim. O kadar güzel manzaralar vardı ki sık sık arabayı durdurmaktan çekindim.

Birkaç yayla geçtikten sonra yukarı doğru tırmanarak vardık Arsiyan yaylasına. Evler, ağıllar birbirine yakın dağın eteğine kurulmuş koca bir köy görünümünde. Girişte betondan yapılmış kocaman bir karakol. Askerler kışın durmuyormuşlar. Ahşap yaylaların arasından geçerek kalacağımız eve vardık. Bu yaylanın mimarisi ahşaptı ama diğerlerinden farklıydı. Gittiğimiz ev, iki katlı şirin bir evdi. Kapıda kamelya vardı yemeklerimizi orda yedik. Üst kattaki balkonun manzarası çok güzeldi. Karşımda duran dağ silsileleri o kadar hoştu ki defalarca fotoğraf çektim.

Beyhan çok değişik keteler yapmıştı. İçerisine ceviz, kaymaklı mısır unu koymuştu. Hepsinin tadı başka güzeldi. Beyhan’la tepeye yürüdük. Elektrik direklerini gösterdi, o tepe Gürcistan’a aitmiş. Hulo ilçesi ve Tığılvana köyleri varmış. Bu köylerden birileriyle konuşmuştum, Şavşat şivesindeydi. Zaten iki Tığılvana varmış, Türk Tığılvana’da Türkçe konuşulurmuş. Hulo savaşta Osmanlı’dan yana tavır almış, kadınlar bile Osmanlı’ya yardım etmiş, ama biz onları anlaşmayla Ruslara bırakmak zorunda kaldık.

Başka bir ülke sınırına bu kadar yakın olmak insanı farklı duygulara götürüyor. Hemen yakınımızdaki bu köylere gitmek için Sarp sınır kapısından geçip kilometrelerce bozuk yolları kat ederek ancak varırız.

Akli dengesi tam olmayan Ado sınırı yanlışlıkla geçmiş, Hopa’dan vermişler. İnsanlar yanlışlıkla geçse de oradan teslim ediyormuşlar. Aklıma 12 Eylül zamanı geldi. Bizim ilçedeki kaçak devrimciler sınırı geçip Rusya’ya sığınmışlar ama geri vermişler ve tutuklanmışlar. Birisine “Ne hissetiniz?” diye sordum, o da “Artık ulusalcıyım” demişti.

Hayvanlarda şap (tabağ) hastalığı var bu sene. Nağır (sığır sürüsü) yolumuza çıktı. Bulaşır diye korktuk. Çocukluğumuzda inekler yerli inekler olduğu için küçük olurlardı. İthal Simenta inekleri çok büyük görünce öküze benzettim. Yaylacı kadınlara ve erkeklere bu dağın arkasındaki köyleri sorunca bilemediler.

Posof’un Kol köyü de çok yakınmış. Kol kalesini çok görmek istiyordum. Posoflular Kol zaferini kutladılar, Kaymakam Muammer Kökten zamanı, rahmetli Yunus Zeyrek Bizim Ahıska dergisine koymuştu. 24 Haziran 1080’de Selçuklular düşmanı yenerek bölgeyi fethetmişler. İki dağ vardı onların dibinde efsanesini çok duyduğum; orada Boğa ve Kız gölleri varmış. Yakınmış ama yürümeyi göze alamadım.

Tepede misafirler kalsın diye bir hayırsever konuk odası yaptırmış. Güzel bir davranış ama briketten yaparak yaylanın otantikliğini bozmuş. Karşı tepede de vardı. Boş ve yıkılmış yayla evleri vardı. Yeni yapılanlar vardı. Boş yaylalarda gelip kalsam diye içimden geçirdim. Yaylaların üzerinde orman vardı ama küçüktü. Taş ve sel gelmemesi için hiç kimse ormanı kesmiyormuş.

Ardanuç’ta sadece bir yaylada elektrik var. Burada da elektrik vardı, inekleri makinayla sağıyormuşlar. Peynir yapımını ve sütün kaymağından ayrılmasını çekecektim ama hastalık olduğu için inekleri sağmıyormuşlar. Komşu kadın 60 yaşında olmasına rağmen çok çalışmaktan beli eğilmişti. Gözünün biri kanlıydı. Doktor ameliyat olursan mikrop almaman lazım, demiş. İneklere bakan olmadığı için ameliyatta olamıyormuş. Çok hayvan vardı. Gündüz Atabek’in yaylasında doktor misafirleri vardı.

Buz gibi suları içip temiz havada uyumak bana iyi geldi. Sabah erkenden kalktım, ev sahiplerini de kaldırdım. Kahvaltıdan sonra Posof tarafına yürüdük, her çeşmenin suyunun tadı başkaydı. Gölleri göremediğime üzüldüm. Arazi arabaları gidiyormuş, başka sefere görürsün, dediler.

Eski belediye başkanı Sinan Bey de oradaydı. Emekli imam gönüllü olarak namazları kıldırıyordu. Cuma günü olması nedeniyle Cuma namazı eda edildi.

İnek dana sesleriyle uyanmak ve onların akşam dönüşlerini seyretmek çok güzeldi. Zaten yayla evleri beni büyüledi.

O akşam da kaldık, sabah kahvaltı yaptıktan sonra başka yoldan Şalcı köyüne gittik. Ormanların arasından geçtik, çayırlar biçilmişti. Çok duyduğum Ilıca (Cinal) köyüne vardık. 60’lı yıllarda Feyzullah Çelik dayımın kaldığı Kayaların ahşap evi gördüm. Beyhan’ın babaannesi Kayalardan olduğu için akrabalarına uğradık. Ardanuç Kutlu köyündeki akrabaları olan Kayalardan bir bey Ardahan’ın bir köyünden geldiğini söylemişti. Meşhur şairimiz Osman Kaya da bunlardan.

Yerel mimaride değişik bir ev vardı. Karşıda meşhur Demirkapı köyü vardı. Eskiden geçiş yeriymiş. Kışı Batum Kehaber ovasında geçiren Karaçadırlılar buradan hayvanlarıyla geçerek Bilbilan yaylasına çıkarlarmış. Burada meşhur Cinal çermiği vardı, annem bile gelmiştir. Şu anda çalışmıyor.

Mahalleler arası bayağı mesafe vardı. Yolun üzerinde şehidin adına yapılmış çeşme vardı, su içmek için mola verdik ama akmıyordu. Üzücü bir durum, çeşme yapılmalı.

Çorum Alaca da Şavşat muhacirlerinin kurduğu Beşiktepe köyünde tanıştığım Zehra Erdoğan, atalarının köyüne gidip çekim yapmamı çok istemişti. Bugüne nasip oldu Cisvet (Atalar ) köyünü ve mahallesinin fotosunu çektim. Yol kenarında duran yazar Dursun Özdede’yle merhabalaştık, bir masal kitabım varmış. Karşıdan Şalcı çok güzel görünüyordu, fotoğraf çektim Saylıca köyünü geçtik, aşağıdan Şalcı köyüne girdik. Şeraffettin amca güzel bir ev yapmış. Beyhan mısır ununa kaymak katılarak yapılan yöresel cadi gevreği yapmıştı, çok güzeldi. Bu köyde şair arkadaşım İmsak Kılıç vardı ama uğrayamadım. Son arabaya yetişmem için misafirlerle kalktım. Kayadibi, Yaşarköy, Cevizli köyü geçerek Satlel’den aşağıdaki yolda durup arabaya bindim, Berta köprüsünde araba değiştirip Ardanuc’a geldim.

Hep “Yaylada bir akşam kalmadım” der dururdum ama 1981 yılında Artvin’in Hod (Yukarı Maden) Köyünde ormancı olan Feyzullah Çelik dayımlarla birlikte ablamla ben, Haşut yaylasında kalmıştık. Dayım koyun keserek ağaç çağdan kebap yapmıştı, biz de yemiştik. Bir de karakaçan dediğimiz eşeğimiz vardı. Çok güzel yerlerdi, çok güzel günlerdi.

Yaylada kalmama vesile olan Beyhan ve Abdullah Koca çiftine teşekkür ediyorum.

 

DERLEDİKLERİM:

“ – Sizi tanıyalım?

– Tansel Ocaklı, Kayadibi Köyü.

 

– Pancarcı eğlencesi yapmak için sizi kim toplardı, kim önderlik ederdi?

– Behçet dedemiz vardı, haziran ayının sonuna geldik mi davul zurnayla milleti toplardı. Kamyonlara biner, yaylaya çıkardık. Güzeklemaya, göllere giderdik. Davul zurnayla Artvin oyunları oynardık. Kız oğlan ayrımı olmazdı. Akşam oldu mu yaylalara dönerdik. İnekler sağıldı mı tekrar oynardık. Kaymağa mısır unu katılarak yapılan kuymak, gevrekli. Topladığımız pancardan sütlü, kaymaklı yemekler yapılır yerdik. Akşama da döşek enine serilip yatılırdı.

– Siz mayasız peynir yapıyorsunuz, adına da şor, gorcolo ve imansız peynir diyorsunuz, anlatır mısınız?

– İnekleri sağdık mı sütü makinaya çekeriz. Yağla, kaymak ayrılır. Sütü bir kazana döküp altına ateş veririz. Peynir üste çıkar ve onu bir kaba alır, süzeriz. Kalan suyuna şırat deriz. Bunu tekrar kaynatır, süzeriz ve tuzlarız. Adına da tuzlu ayran deriz ve suyla açarak ayran çorbasına, kesme çorbasına katarız. Peyniri ufalarız, sararız ısınsın diye. Sonra ahşap küleye ve bez torbaya koyarız. Bir ay sonra şor peynir olur. Çinçar (ısırgan) makarna, dağ pancarı ve fırında patates yemeklerine katarız.

– Dağ pancarı toplarsınız ya yemeğini nasıl yaparsınız?

– Yaylalarda haziranın sonunda toplarız. Kurutulup yapıldığı gibi yaşından da yapılır. Haşlandıktan sonra pancarı ince ince doğrarız. Yöresel peynir ve urva dediğimiz iki kaşık unu katıp karıştırırız. Tavada tereyağını eritip üzerine dökeriz. Peynir katmayıp kaymak katılarak da yapılır.

– Kaç yıldır yaylaya çıkıyorsunuz?

– 15 yıldır. Kocam ölmüştür, yalnız da kalıyorum çoğu zaman.

– Sizi tanıyalım?

– Ayla Ocaklı, 10 yıldır yaylaya çıkıyorum. Eşim benim için yayla yaptı ama istemeden çıkıyorum. 15-20 ineğim var makinayla sağıyorum ama bu yıl tabağ hastalığı olduğu için sağmıyorum.

– Kaç yaşında evlendin?

– 16 yaşında evlendim, çocukluğumu doğru dürüst yaşayamadım.

– Senden başlık aldılar mı?

– Anam aldı sanki zenginlendi.

– Çeyiz ne kattılar?

– Bir yorgan bir döşek.

– Düğünün nasıl oldu?

– Bir gün getirdiler, ertesi günü kadınların içerisine çıkarıp yüz açımı denen eğlence yaptılar.

– Kadınlar kendi aralarında toplandı mı hem iş yapar hem mani, türkü söylerlerdi. Siz?

– İmecelerde söylerdik. Yün eğirmek, yün taramak, hasır dokumak için mısır koçanının kabuğunu bükerdik. Adına da poçoç bükmek deriz. Kollarımızla kulaç kulaç ölçer, kelefler hazırlardık. Kim çok bükmüş diye de sayardık.

– Ördüğünüz hasırları ne yaptınız?

– Atanlar da, saklayanlar da oldu.

– Kilim dokudunuz mu?

– Bizden büyükler dokurdu.

– Bize mâni söyleyebilir misiniz?

– Aklımda olan birkaçını söyleyeyim:

Meniya meşim galur Ağlasam yaşım galur

Çıhem bahem yollara Belki kardeşim galur

Dağda kırat otliyer Çamura yata yata Yarimin rengi solmuş Çamura yata yata

Dağlari doli vursun Dolansın koyi vursun Kim dula kız verursa Yıldırım oni vursun “

“ – Sizi tanıyalım?

– Şerafettin Koca, Şalcı köyündenim ve 90 yaşındayım.

– Sınır çizilirken bazı köylerin yaylası Rusya’ya kalmış. Bunlar hangi köylerdir?

– Şalcı, Ilıca, Çoraklı, köylerinin yaylaları Rusya’ya kaldı. Devlet hazineden Cengelek’te yayla verdi. Ardahan Türkmanlarıyla kavga oldu. Şimdi az hane çıkıyor. Cengelek bu yayladan iyidir. Malın ot arağı yakın ve boldur. Suyu da boldur. Ardahan Fayatlı köyündeki Türkmanlar çok güzel evler yapmışlar. Ilıca’nın arkası Acara. Eskiden gidip gelmek serbestmiş. Stalin gelince tel çekmiş, toprak dökmüş, gidiş geliş belli olsun diye. Yanlışlıkla geçeni askerler götürüp casus olarak yargılıyorlarmış.

– Hangi âşıkları gördünüz?

– Zarrafi Posofluydı bizim Demirkapı köyünden evli idi. Evi yanınca hanımı ve çocuğu da yandı. Köye çok gelirdi ve dinlerdik. Bizim köyden Âşık Zihni Ustayla, Mercan Usta vardı. Onları da dinlerdik.

– Âşık Deryami’ye hak ettiği değer verilmemiş Şavşat’ta.

– Ölene kadar içki içtiği için verilmedi. Sarhoş olup, düşüp kalıyordu. Oysaki şiirleri çok güzeldi.

– Âşık Kara?

– Atatürk’e şiir yazdı, 1. oldu, ondan sonra meşhur oldu.

– Tibet Cevizli Kilisesini kaymakam yıktırdı diyorlar, doğru mu?

– Rusya Kars, Artvin’i isteyince kaymakamlığa vekaleten bakan Baki Bey vardı. Onun zamanında yıkıldı. Taşları da öküz arabasıyla getirttirilip Şavşat’ta jandarmaya ev yapıldı. Sonra o da söküldü. Taşlar kaybolup gitti.”

YAYLADA BULUNAN GÖLLER HAKKINDAKİ EFSANELER:

Kız Gölü: Bu gölden bir kız çıkar, taşa oturup saçlarını tarar, tekrar göle girermiş. Bir gün gene saçlarını tararken bir köylü görüyor, tarağını elinden alıyor. Kız göle atlıyor, bir daha da çıkmıyor. Ondan sonra gölün adı Kız Gölü kalıyor.

Boğa Gölü: Bu gölden de boğa çıkıp köylünün boğasıyla güreşip tekrar göle girermiş. Her zaman köylünün boğasını yenermiş. Köylü hile düşünmüş. Boğasının boynuzlarına sivri demirler takmış. Gene gölden boğa çıkmış, güreşmişler. Köylünün boğası demir boynuzunu

karnına takınca yaralanmış. Kan aka aka göle girip kaybolmuş, bir daha da çıkmamış. Kanının izi de gölün üzerinde hâlen daha dururmuş.

Lalizar Işık / Ilıca Köyü

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar