Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Şerafettin Yaltkaya ve Türkçe İbadet Girişimi -II-

Sertliğe karşı dirençli olmalıdır insan. Ancak yumuşaklığa da bir halel getirmemek şartıyla… Bu dirençtir ki, insanın ayakta kalmasını sağlar ve toplum içinde itibarını korur. Fakat Cumhuriyet aydını, ne yazık ki, orta yolu pek bulamamış ve sert rüzgârlar karşısında savrulmuştur hep… Şerefettin Yaltkaya da bunlardan biri ve araziye uymasını beceren örneklerin başında gelenidir…

EKLENDİ

:

Şerefettin Yaltkaya, Osmanlının son dönemlerinde hem medrese hem mektep eğitimi alarak yetişmiş ve eserlerini Cumhuriyet devrinde vererek o günün üniversite hocalarından biri olmuştur.

Çalışmaları, Arap edebiyatı ve kelâm-felsefe alanlarında yoğunlaşmış, tasavvuf, Türk düşüncesi tarihi ve ilmiye sınıfı-medreseler tarihi ile de ilgilenmiştir. Ayrıca Şeyh Bedreddin, Molla Lutfi, İbn-i Sînâ, İslâm tıp tarihi ve medreseler gibi önemli kişi ve konulara dair ilk dikkatli ve ayrıntılı araştırmaları yapanlardan biri olarak öne çıkmayı başarmıştır.

Medresenin içinden gelen biri olarak sistemi çok iyi bilmesine rağmen, bu konuda yazdıkları esas itibariyle döneminin genel olumsuz tavrını benimseyip sürdüren bir özellik taşımakta olduğu görülmekte ve bunun ötesine pek gidememektedir.

Yaltkaya’nın Diyanet İşleri başkanlığının, özellikle son yılları, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı sonrası şartlara uyarlandığı, tek parti idaresinin ve katı laiklik politikalarının değişim ve düzenlemeye tâbi tutulduğu bir döneme rastlamasına karşın, aktif ve başarılı olamamıştır ne yazık ki…

Siyasete pek yatkın olmayan mizacı ve belli konulardaki ilmî çalışmalarla örülmüş şahsiyeti kadar yaşlılık ve hastalıkları da onu bu kurumda beklenen atılımları yapmaktan alıkoymuştur hep. Bununla beraber II. Meşrutiyet devrinden itibaren giderek canlanan ve kuvvetlenen milliyetçi eğilimlere uyarak ve Cumhuriyet ideolojisinin açık veya örtülü taleplerine paralel giden yahut doğrudan teklifleri karşılamaya yönelik bazı araştırmalar ve tercümeler yapsa da gerçek bir bilim adamı hüviyetini kazanamamıştır hiçbir zaman.

1932’de kararlı bir siyasî hareket şeklinde yeniden ortaya çıkan Türkçe ibadet tartışmalarında yumuşak ve esas itibariyle uyumlu bir tavır takınmış, bu meyanda kırk altı sûrenin Türkçe tercümesini yapmış, ayrıca 1934 yılında Yusuf Hikmet Bayur imzasıyla kendisine ve İsmail Hakkı İzmirli’ye yapılan başvuru üzerine Kur’an’ın Türkçe tercümesinin namazda okunabileceğine dair bir metin kaleme almıştır.

Kendisini yakından tanıyan Hilmi Ziya Ülken’in onu “sarıklı bir Türkçü, uyanık ve milliyetçi bir bilgin” diye nitelemesi bu çabalarıyla ilgili olmasından ötürü olsa gerek.

Bu tür insanların, nerede ve neyle uğraşmakta olurlarsa olsunlar, ne tam Osmanlı münevveri olabilmişler ve ne de Batı ayarında eserler ortaya koyabilmişlerdir. Doğu dünyasının eserlerinden aşırdıklarını, kendi öz ismiyle yayınlamak marifetinde, kuklacı, çilesiz, dertsiz profesör, niyet kuşlarının pusulaları halinde ülkenin kurtuluş formülünü reçeteleştirici düşünce yoksunu, değer yargılarını ve kahramanlık diplomalarını hep Cumhuriyet rejiminden bekler olmuşlardır.

Sertliğe karşı dirençli olmalıdır insan. Ancak yumuşaklığa da bir halel getirmemek şartıyla… Bu dirençtir ki, insanın ayakta kalmasını sağlar ve toplum içinde itibarını korur. Fakat Cumhuriyet aydını, ne yazık ki, orta yolu pek bulamamış ve sert rüzgârlar karşısında savrulmuştur hep… Şerefettin Yaltkaya da bunlardan biri ve araziye uymasını beceren örneklerin başında gelenidir…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar