1. Anasayfa
  2. Eğitim

Sınıfta Öğretmen Var

Sınıfta Öğretmen Var
0

 

Eğitimde öğrenci, öğretmen ve veli üçlemesi, bu sacayağı, eğitim ve öğretimin üç temel ayağı kabul edilir. Bunlardan merkezde yer alan, daima öğrencidir. Çünkü eğitim ve öğretim çalışmalarının bütün amacı, onun eğitilmesini yani yetişmesini sağlamaktır. Herkesin bütün çabası bunun içindir. Aile bütçesinin aslan payını da bu kalem oluşturur.

Olayın merkezinde öğrenci olmakla birlikte bu işlemi yürütecek olan, öğretmendir. Eğitim ve öğretimi bir eylem olarak düşünürsek, işi yapan olarak öğretmen, eylemin öznesidir. Öğrenci ise eylemden etkilenendir, yani eylemin nesnesidir. Öğretmen başarılı bir eğitim çalışması yapacak ki beklenen eğitim gerçekleşmiş olsun.

Veliye gelince o da yardımcı bir ögedir. Bunu, velinin etkisini küçümsemek için söylemiyorum. Elbette doğru bir eğitim ve öğretimin gerçekleşmesinde velinin de yardım ve desteğine ihtiyaç vardır.

Mademki bir cümle mantığı ile olayı anlatmaya çalışıyoruz, veli de bu durumda tümleç konumundadır. Eğitim ve öğretim eylemini değişik noktalarda tamamlamak, ihtiyaç duyulduğunda yardıma koşmak da velinin görevidir.

Bir cümleyi çözümler gibi bir noktadan hareket ettim, ama asıl niyetim bu değil.

Eğitim öğretim çalışmalarında asıl sorumluluğun öğretmende olduğunu vurgulamak için cümle örneği oldukça uygun gözüküyor. Özne nasıl bir eylemin gerçekleştiricisi ise öğretmen de eğitim öğretimi asıl gerçekleştiren konumundadır.

Burada konuya bir parantez açmalıyım: Günümüzde veli eğitimin baş aktörü gibi davranıyor olabilir. Bu, biraz da parayı veren düdüğü çalar kabilinden bir durumdur. Veli, öğretmeni ve öğrenciyi tarassut altında tutmaya çalışabilir. Eğer veli müdahaleci bir davranış sergilerse, yani öğretmenin çalışmalarını yönlendirmeye kalkarsa eğitimin önünde aşılması gereken bir engele dönüşmüş olur. Buradan bir genellemeye gidersek, şöyle bir sonuca ulaşmak mümkündür: Bir çalışmada dışardan müdahalenin, işi yapması gerekeni şaşırtma ihtimali vardır. Öğretmenin rahat çalışabilmesi yani eğitimi sağlıklı yürütebilmesi için yapmakta olduğu işe dışardan müdahale edilmemelidir.

Dolayısıyla olaya veli cephesinden değil, öğretmen cephesinden bakmak gerekmektedir. Çünkü eğitimin baş aktörü veli değil, öğretmendir.

Örgün eğitim söz konusu olunca eğitim öğretim faaliyetinin gerçekleştirildiği mekân sınıftır. Öğretmen sınıfa yalnız girer. Orada öğrenciler ile karşı karşıya değil, baş başadır. Yanında sadece yapacağı eğitim öğretim çalışmalarında kullanacağı çeşitli materyaller bulundurur.

Şimdi olayın püf noktasına geliyoruz. Öğretmen sınıfa giriyor ve eğitim öğretim faaliyeti başlıyor. Bunun gerçekleşebilmesi için de öğretmenin eğitim alanındaki marifetlerinin bir bir ortaya çıkması gerekiyor.

Öğretmenin alan bilgisi, ders için yaptığı hazırlık çalışmaları ve birikimi de önemlidir; ama onun öğretme kabiliyeti, öğrenciyi etkileme gücü, rol model olabilme yeteneği, daha bir öne çıkmalıdır. Onun eğitim faaliyetindeki başarısı, saydığım bu alanlardaki başarı düzeyi ile doğru orantılı olacaktır.

Konuyu bir adım daha öteye götürürsek, bütün bunlardan daha önemlisi öğretmenin sınıftaki duruşu, davranışı, konuşması, öğrenciyi etkileme gücü, eğitimi gerçekleştirecek motor güç olarak ortaya çıkmalıdır. Bu saydıklarımızı en iyi, sanatkâr kavramıyla ifade edebiliriz. Öğretmen, bir tiyatro sanatçısı gibi, bir halk oyunu gerçekleştiricisi gibi, bazen bir komedyen gibi, bazen de çok ağırbaşlı bir bilgin gibi olmak durumundadır. Yani öğretmen, öğrenciyi sıra dışı duruşu ve davranışıyla bazen şaşırtacak bazen de hayran bırakacaktır.

Bunu, ben, öğrenciyi etkilemek ve peşinden koşturmak olarak ifade ediyorum.

Sıradan davranışlar dikkat çekmez. Öğrenci kendi halindedir. Kim bilir hangi hayalinde, hangi dünyasında, hangi ilgi alanında oyalanmaktadır. Bazen öğretmen öğrencilerinin derse ilgi durumlarını ölçmek için onları sınar. İlgi dağılmış ve öğrenci dalgın hale gelmişse, kendisine bir soru yöneltildiğinde uyanır, ama ilgisi dışarda kaldığı için sağına soluna bakmaya başlar. Onun sınıfta kalmasının en kestirme yolu, onu uyanık tutmaktan, onun ilgisini çekecek şeyler yapmaktan, onu etkiliyor olmaktan geçer. Bunun için öğretmenin bazen konu dışına çıkması gerekebilir. Kendi değil ama içi uyuyor olan öğrenci için onu uyandırıcı davranışlar sergilemek gerekir.

Öğretmenin, eğitim öğretimde başarılı olabilmesi için gerektiğinde değişik yöntemlere başvurması gerekecektir. Bu yöntemler tamamen öğretmenin karar verip uygulayacağı, belki de deneme yanılma yöntemiyle belirleyeceği çalışmalar olacaktır. Başarılı olmadığını gördüğü uygulamaları bir kenara bırakıp daha başka yol yordamlara başvurması gerekebilecektir. Bu süreç, istenen başarıyı yakalayıncaya kadar sürmelidir.

Eğitimde öne çıkan en önemli konu, öğrencilerin eğitilebilirliğinin önşartı olan öğretmen-öğrenci iletişiminin sağlanmasıdır. Galiba en çok ihmal edilen konu da budur. Öğretmenler, öğrencilerin durumundan, öğrenciler de öğretmenlerin kendilerini anlamadığından yakındıklarına göre arada önemli bir iletişimsizlik var demektir.

Hiç kimse doğuştan eğitimli değildir. Öğrencinin eksiği var ki okula gelmiştir. Onun eksiği öğretmen tarafından öğrenilecek ve o ihtiyaç öğretmen tarafından giderilecektir. Yani iş, dönüp dolaşıp öğretmende bitmektedir.

Öncelikle öğretmen, öğrenci ile iletişim kurması gerektiğini kabul edecektir. Bu, eğitim faaliyetine başlamadan, atılması gereken ilk adımdır. Çünkü öğretmenle öğrencinin arası kopuksa hiçbir şeyin yapılamayacağı bilinmelidir. Özellikle öğretmen, ben anlatır geçerim modundaysa çok yanlış bir yola girmiş olur. Böyle bir davranış eğitimin önündeki en büyük engeldir. Dersini anlatmadan önce öğrencinin öğrenme duyargalarının açık olup olmadığını, söyleyeceklerinin anlaşılıp anlaşılmadığının muhasebesini yapacaktır.

Öğretme ve eğitme eylemlerinin altyapısı oluşturulmadan öğretme ve eğitme gerçekleştirilemez. Bu altyapı, hem öğrencinin bilgi düzeyini hem de psikolojisini içine alan ve öncelikle çözülmesi gereken bir meseledir.

Öğretmen, bu iletişimin kurulabilmesi için çaba sarf etmesi gerektiğini kabul etmelidir. Olmuyor deyip geri çekilemez. Yine burada da deneme yanılma yöntemine ihtiyaç vardır. Bunun, bir şekilde çözülebilecek bir şey olduğu da kabul edilmelidir. Bir şeyler yapmayarak, pasif kalarak değil, sonuç alıncaya kadar farklı farklı yöntemler deneyerek, yani çözmek için didinerek başarı sağlanabileceği bilinmelidir.

Bütün bu şartlar yerine getirildikten sonradır ki eğitim ve öğretim faaliyeti başlar. Öğretmen, öğrencilerin ilgi odağına yerleşmiştir. Aradaki iletişim devam ettiği sürece öğretmenden öğrenciye doğru bir bilgi akışı devam eder. Birleşik kaplar gibi, birbirlerine bağlı kaldıkları sürece akış kesilmez. Öğretmen bir yandan okuyarak, araştırarak kendini geliştirmeye devam eder; bir yandan da öğrencinin bilgi düzeyini beslemeye özen gösterir.

Öğretmen kendinin yeterli doyuma yani yeterli bilgi düzeyine ulaştığını düşünmeye başladığı gün beslenme kaynağından kopmuş olur. Bu durumda öğrenci kabına doğru akış da durmuş olur.

Başarılı bir eğitim ve öğretim faaliyetinin devam etmesi için öğretmen sürekli kendini bilgi ve beceri yönünden yenilemelidir. O zaman öğrenci de bu yeniliğin farkında olarak o bilgileri almaya devam edecektir.

1953 yılında Balıkesir/Sındırgı’nın Kürendere köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde, orta ve liseyi Balıkesir’de okudu. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1976 yılında bitirdi. Uzun süre, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak çalıştı. Öğretmenliğinin yanı sıra akademik çalışmalarını da sürdürdü. ‘Divan Edebiyatı Üzerine Tartışmalar (1930-1940)’ konulu Doktora tezini, M. Orhan Okay yönetiminde 1989 yılında tamamladı. Mavera, Kayıtlar, Yedi İklim ve Hece başta olmak üzere çeşitli dergilerde çağdaş Türk Edebiyatı ve Divan Edebiyatı alanlarıyla ilgili inceleme, araştırma ve kültürel denemelerini yayımladı. Yeni Devir gazetesinin kültür-sanat sayfasında deneme ve şiir çalışmaları yer aldı. Divan Edebiyatı Üzerine Tartışmalar, 1996 yılında Beyan Yayınları, daha sonra da 2016 yılında Akademik Kitaplar arasında yayımlandı. Leyla ve Mecnun Romanı araştırma kitabı, 2000 yılında Kültür Bakanlığı, 2011 yılında Akçağ Yayınları, 2020 yılında da Akademik Kitaplar arasında yayımlandı. Necip Fazıl’ın Çilesi, 2015, 2018, 2019 ve 2021 yıllarında Hece Yayınları arasında 4 kez yayımlandı. Ben de Öğretmendim adlı anıları 2021 yılında Çıra yayınları arasında çıktı. Aynı yıl Türkiye Yazarlar Birliği Hatıra ödülünü aldı. Bu Toprakların Edebiyatı kitabı, 2021 yılında Hece yayınları arasında çıktı. Türk Romanının Derin Kökleri adlı çalışması 2022 yılında Akademik Kitaplar yayınları tarafından yayımlandı. Baba adlı anlatı kitabı 2024 yılında Uzam yayınları arasında yayımlandı. 1993 yılından itibaren Kırıkkale, Doğu Akdeniz (KKTC), Mirza Uluğbey (Özbekistan), Kazan (Tataristan) ve Halep (Suriye) Üniversitelerinde Öğretim Üyesi olarak çalıştı. TBMM Genel Sekreterlik Müşaviri olarak görevini sürdürmekte iken TİKA’nın akademik dergisi olan Avrasya Etüdleri’nin editörlüğünü yürüttü. 10.12.2018 tarihi itibariyle yaş haddinden emekliye ayrıldı

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir