Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Spinoza: Kötülük Mektupları

EKLENDİ

:

Tarihte pek çok düşünür ve bilim adamı, genelde düşünceleri yaymak, eleştirmek ve tartışma açmak amacıyla bir iletişim aracı olan mektubu kullanmıştır. Bundan dolayı mektuplarla felsefe yapma geleneği, önceki dönemlerde yaygın olarak kullanılan bir yöntem ve felsefi bir söylem biçimidir.[1]

O dönemlerde yazılan bu mektuplar sadece yazıştığı kişiler tarafından değil ilgililer tarafından da okunan, tartışmaya sunulan kamuya açık belgeler olduğu bilinmekle birlikte düşüncelerin de bu şekilde yayıldığı anlaşılmaktadır. Özellikle 17. yüzyılda yazılan mektupların günümüzdeki bilimsel, akademik makalelerin işlevini gördüğü söylenebilir.[2]

‘Kötülük Mektupları’, Spinoza’nın Willem van Blyenbergh ile kötülük meselesi üzerine tartışmaları içeren, 1664-1665 yılları arasında karşılıklı olarak yazıştıkları sekiz mektuba verilen isimdir.[3] Bu isim Gilles Deleuze tarafından verilmiştir.[4]

Bu mektuplarda yer alan en temel tartışma kötülük sorunu olup, Spinoza’nın kötülük sorunu ve onunla ilişkili diğer meseleleri ele aldığı ve farklı çözümlemeleri değerlendirdiği metinlerdir.

Spinoza ve Blyenbergh bu mektuplarda kötülük konusuyla ilişkili olarak Tanrı’nın yaratması ve katkısı, isteklerin ve fiillerin doğası, kötülüğün mahiyeti ve kaynağı, Kutsal Kitap’ın yapısı, yoksunluk ve yetkinlik gibi başlıca konuları tartışır. Farklı bir bakış açısı sunan Spinoza, bu konuları değerlendirirken teizmin kullandığı kavramları kullanmış fakat bunlara yeni anlamlar yüklemiştir. Spinoza’nın yeni ve farklı açıklamaları karşısında Blyenbergh her mektubunda anlamakta zorlandığı konuları tekrar tekrar sormuştur.

İlk mektuplar çok iyi dileklerle başlamış olsa da sonraki mektuplarda ifadeler sertleşmiş, en son mektupta ise Spinoza anlaşamayacakları kanaatine vararak mektuplarını sonlandıracağını kesin bir şekilde bildirmiştir. Blyenbergh, Spinozacılar tarafından cahil ve bağnaz olarak tanımlanmış olsa da bazı araştırmacılar onun cahil olmadığını aksine Spinoza’ya oldukça önemli hatta cevabı tam verilememiş sorular sorduğunu iddia etmişlerdir.[5]

Kötülük hakkında yazılan bu mektuplar Spinoza’nın konu ile ilgili düşüncelerini sınırlı bir şekilde vermiş olsa da onun kötülük sorunu ile ilgili yaptığı tartışmaların bir arada olduğu tek metnin ‘Kötülük Mektupları’ olduğu söylenebilir.

Spinoza için kötülük bir yanılsama ve insan aklının bir ürünü olup ne Tanrı’nın iradesinden bahsedilebilecek bir durum ne de insanın ahlaki olarak sorumlu tutulacağı bir eylemdir. Her ne kadar kötülüğün gerçek dışı olması veya illüzyon (yanılsama) olmasının cezbedici bir tarafı olsa da insanın ahlaki sorumluluğu ve hayatı anlamlandırma çabaları göz önüne alındığında bu iddianın bir çözüm sunmadığı söylenebilir. Nitekim evrende veya bulunduğumuz çevrede bile pek çok şahit olduğumuz kötülük ve buna bağlı olarak acı ve keder varken bunların olmadığını söylemek sezgilerimize aykırı olduğu iddia edilebilir.

Spinoza’nın kötülüğü akli bir varlık olarak nitelemesi ve yok sayması din felsefesinin temel problemi olan kötülük sorununa da bir çözümden ziyade bir açıklama getirdiği iddia edilebilir. Onun özellikle Tanrı’nın iradesi ve insanın özgürlüğüne dair görüşleri o dönem için yeni ve farklı bir yaklaşım sunar. Bu yaklaşımın ise teolojik geleneklere karşı ve tartışmalara açık bir konum olduğu görülebilir.

Spinoza’nın felsefesinde kötülüğün ve günahın yerini ve buna bağlı olarak Âdem’in cennetten düşüşüne neden olan kötülüğün mahiyetini sorgulayan Blyenbergh dikkat edilirse aynı soruyu mektuplarında defalarca sorar fakat Spinoza kavramları kendi düşünce yapısına göre açıkladığı için Blyenbergh bunların anlaşılmaz olduğunu açıkça ifade eder ve mektuplarında aldığı cevapları tatmin edici bulmaz. Bunun başlıca nedeni, Spinoza bu mektuplarda Tanrı, irade, kötülük, özgürlük gibi kavramları yeniden tanımlayarak kendine özgü bir metafizik sistemle sunmasıdır. Onun Blyenbergh ile yaşadığı anlaşmazlığın temel nedeni ise bu felsefi düşüncenin yeni olmasıdır.

Mektuplarda Spinoza’nın öne sürdüğü kötülüğün gerçekdışı veya illüzyon olması o dönemden çok önceleri de öne sürülmüş ve farklı filozoflar tarafından “kötülük; iyiliğin yoksunluğu” olarak açıklanmıştır.  Spinoza ile açılan kapı ise bu kavramın tamamen değiştirilerek hem kötülüğün hem de iyiliğin eşit anlamda gerçekliği olmayan akli varlıklar olarak kabul edilmesidir. Spinoza’ya göre kötülük aslında suç veya günah olmaktan ziyade bize çevremizden bir şekilde dayatılan kederdir. Keder ise görecelidir çünkü duygular kişiseldir, herkes kendi hayal gücünün hayallerini, gerçek olarak algılar. O ‘iyi’ ve ‘kötü’yü tanımlarken bu ayrım üzerinden yapar ve iyi ile kötünün ilişkilerden başka bir şey olmadığını, kuşkusuz bunların akla ait varlıklar olduğunu söyler. Bu durumda kötülüğün bir gerçekliği bulunmamaktadır ve mektuplarında da belirttiği gibi onun kaynağı ne insan ne de Tanrı’dır çünkü insanın ve Tanrı’nın özgür iradesi yoktur.[6]

Spinoza, bu mektuplarda, özellikle kötülüğün kaynağına dair bir açıklama getirerek, kötülük karşısında Tanrı’nın iradesi ve insanın özgürlüğüne dair o dönem için yeni ve farklı bir yaklaşım sunar. Onun bu yaklaşımı dönemin teolojik geleneklerine karşı stratejik ve tartışmalara neden olan bir konumdadır. Ona göre her şey zorunlu olarak Tanrı veya Doğa’nın düzeninde olmaktadır.

Kötülüğü akli veya hayali varlık olarak nitelemesi ve yok sayması din felsefesinin temel problemi olan kötülük sorununa da bir çözümden ziyade bir açıklama getirdiği iddia edilebilir. Spinoza’nın kötülüğü insan aklının bir ürünü olarak tanımlanması onu gerçekte, gerçek dışı olarak kabul edilmesini sağlamış mıdır? Her ne kadar kötülüğün gerçek dışı veya illüzyon olmasının cezbedici bir tarafı olsa da insanın ahlaki sorumluluğu ve hayatı anlamlandırma çabaları göz önüne alındığında bu iddianın bir çözüm sunmadığı söylenebilir. Nitekim evrende veya bulunduğumuz çevrede bile pek çok defa şahit olduğumuz kötülük ve buna bağlı olarak acı ve keder varken bunların olmadığını söylemek sezgilerimize aykırı olduğu iddia edilebilir.

Sonuç olarak, bu mektuplar sayesinde Spinoza’nın kötülük problemi ile doğrudan ilişkili olan Tanrı ve nitelikleri, insanın iradesi ve özgürlüğü gibi konuların kötülük bağlamında tartışıldığı, Spinoza’nın görüşlerinin daha dolaysız olarak aktarıldığı söylenebilir. Buna bağlı olarak Spinoza’nın teistik Tanrı anlayışından özellikle Tanrı’nın sıfatlarından kaynaklanan kötülük problemi ve bununla ilişkili diğer felsefi sorunları da reddettiği iddia edilebilir. Ateizm kötülüğün varlığını kabul ederek her şeye gücü yeten ve mutlak iyi bir Tanrı’nın var olamayacağını savunurken, Spinoza hem kötülüğün ve iyiliğin gerçekliğini reddederek hem de teizmin Tanrı anlayışını eleştirerek farklı bir Tanrı veya Doğa anlayışı savunmaktadır.

 

 

[1] Felsefede mektup geleneği için bkz. Vefa Taşdelen, “Felsefi Bir Söylem Biçimi Olarak Mektup” Hece Dergisi 114, (Haziran 2006), 76-91. Ayrıca felsefe literatüründe bilinen Platon’un (M.Ö. 427-347) Mektuplar’ı, Ya‘kūb b. İshak el-Kindî, (801-873) Resâʾilü’l-Kindî el-Felsefiyye’si, Nasîruddin Tûsî’nin (1201-1274) Felsefe Mektupları, Rene Descartes’in (1591-1650) Ahlak Üzerine Mektuplar’ı, John Locke’un (1632-1704) Hoşgörü Üstüne Bir Mektup’u, Benedictus Spinoza’nın (1632-1677) Mektuplar’ı bu türden eserlere örnek verilebilir. Bu eserlerden bir kısmı bir konu veya birçok konu üzerine odaklanarak yazılmışken, diğerleri tarihi, ismi ve adresi belli olan iki kişi arasında soru cevap üzerine veya bir konu hakkındaki düşünceleri paylaşmak için yazılmıştır.

[2] Abraham Wolf, “Introduction”, Benedictus Spinoza, The Correspondence of Spinoza, çev. A. Wolf (New York: Russell & Russell, 1966), 35.

[3] Bir tacir, amatör bir (kalvenist) teolog ve felsefeci olan Blyenbergh dindar bir Hristiyan ve muhtemelen felsefeyi de kendi inancını savunacağı bir alan olarak görmektedir.

[4] Bkz. Gilles Deleuze, Spinoza: Practical Philosophy çev. Robert Hurley (San Francisco: City Lights Books, 1988), 30; Alber Nahum, “Sunuş”, Benedictus Spinoza, Kötülük Mektupları, çev. Alber Nahum (İstanbul: Norgunk, 2008), 44.

[5] Deleuze, Spinoza: Practical Philosophy, 37; Eylem Canaslan, “Sunuş: Spinoza’yla Diyalog”, Benedictus Spinoza, Mektuplar, çev. Emine Ayhan (Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2014), 30.

[6] Benedictus Spinoza, Kısa İnceleme (Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2015), 84; Benedictus Spinoza, Etika çev. Hilmi Ziya Ülken (Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2014), 74-75

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar