Bizimle İletişime Geçin

Kitap

TADIMLIK KİTAPLAR-20 2022 HAZİRAN

10 Ağustos 1915’te Münih’e varan Uşaklıgil, şehirle ilgili izlenimlerini şöyle aktarıyor bizlere: Şehirde bir cevelan yapılırken tamamen denebilecek derecede teceddüd etmiş bir hayatın içinde dakikaya bir sayfa açılır ve sizi yedi sekiz yüz senelik mesafelerden aşıran bir cümle ile hayat-ı kadimeye götürür. Bunda öyle gayr-i kabil-i tasvir bir hazz-ı fikir, bütün zevk-i tarih ve sanatı tatyib eden öyle bir lezzet-i hayal vardır ki, eğer birçok cevazibi olmasa bile, Regesburg’a kadar gitmek için yalnız bu bir sebeb-i kâfi teşkil eder. (Almanya Mektupları, s. 79)

EKLENDİ

:

Selamün aleyküm Sevgili Okur,

Tadımlık Kitaplar’ın 20. Sayısıyla huzurlarındayız. Haziran,ayların ecesi… Meyvelerin ve sebzelerin bollaştığı bir ay… İnsanın kemiklerinin iyice ısındığı yaz mevsiminin başlangıç ayı… Eğitim ve öğretimin sınav yoğunluğuyla iç içe olduğu bir ay… İki yıllık bir kapanıştan sonra, sosyalleşmenin arttığı bir ay… Aynı zamanda Kurban Bayramına hazırlık ayı…

Nice haziranlarda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz.

1. HÜZNÜN EFENDİSİNE, Erdal ÇAKIR, Şiir, HeceYayınları, Ankara 2015.

1960 Erzincan doğumlu Erdal Çakır. “Hû”, “Hüznün Efendisine” ve “Sultana Mektuplar” şairin eserleri. Nedendir bilmem, ilk baskısı 2013’te yapılan “Hüznün Efendisine”yi ancak geçen ay temin edip okudum. Şiir, hayatın ırmağı… İnsanın duyargası… Belki de onu kapitalizme ve türevlerine karşı koruyacak limanlardan biri

“Hüznün Efendisine” Hece Yayınları arasından çıkmış 2013 ve 2015’te. Şairin Peygamberimize duyduğu sevgi ve yakınlığın tezahürü “Hüznün Efendisine”.Peygamberimizin yaşına hürmeten 63 tablodan oluşuyor eser. Edebiyatımızdaki naat türünün 63 yeni örneği… “Efendim 1” ile başlayıp “Efendim 63”le bitiyor. İmge ve duyarlılık yüklü bir şiir kitabı. Bu duyarlılık bütün şiirlere belli yoğunlukta yansımış durumda.

“Efendim 1”de şöyle sesleniyor şair, Peygamberimize: “Efendim, / Gözyaşlarımı biriktirdim, kapına bırakıyorum / Ruhum her seherin şehidi, / Ruhum kefensiz / Sana selam, eline selam ve sevdiklerine / Kahramanım, Efendim aleyhisselam(HE, s. 11)

Bir çocuk duyarlılığıyla yaklaşır şair, Peygamberimize zaman zaman. O zaman da şu dizeler dökülür şairden“Efendim 11”de. “Sen çocuktun Efendim, ben yanağındaki çizik / Kanıyordum kara bağrımdan toprağa / Geldim ya Resûlallah / İşte zırhım / Elinle giydirdiğin çağlarım işte / Delinmemiş bir göğün oklanmamış savaşı” (HE, s. 37)

“Efendim 33”te kendi hâlini şöyle tasvir eder şair Erdal Çakır: “Sualsizim / Feragat ediyorum kulluğuma çarpan dünyadan / Resûl-i Kibriyâ’nın önüne boşalttım bütün ağrılarımı / Sancılarımı dualarıma sarıp gök ehlinden biriyle / Rabbime gönderdim” (HE, s. 111)

Çağımız insanının hikmetten uzaklaşmasını “Efendim 41”de şöyle anlatır şair: “Ben bugün çok kötüyüm ya Resûlallah / Yola çıkarsam yoldan çıkacağım besbelli / En iyisi yeniden, yeniden ve taze bir imanla / Lâilahe illallah deyip / Oturup saymak kendimi” (HE, s. 143)

Erdal Çakır “Efendim 51”de dünyayı şöyle anlatır: “Dünya bir topuk sesi, şeytanın kulağındaki memnuniyet / Ne kadar kaldık / Ne kaldık elimizde / Sırtım çok ağrılı, yüklemlenemiyorum / Biraz önce buradan geçmiştim oyunları hayat” (HE, s. 182)

Hz. Muhammed (sas)’in 63 yaşında vefatından mülhem, şair Efendimiz’den mahrumiyeti şu dizelerle anlatır: “İncir ve zeytine yemin olsun / Senin kirpiklerinden yorumlanan dünyaya / Kaşlarının arasında birikmiş nübüvvet kederine / Efendim, / Anlamış değilim sensizlik benim hangi dünyam olur / Bırakıp gittiğin bu dağ nereli / Dudağımda kelimenin tadı yok / Dilimde bir kavmin çalışılmamış helaki / O andan geliyorum / Yorumsuzum, / Aişe annemin kollarında kırılıyor zaman” (HE, s. 220)

63 şiirden oluşan “Hüznün Efendisine” şairin hem şiir dünyasına ışık tutuyor hem de onun şiir anlayışından izler yansıtıyor bizlere. Bursa’nın havasını soluyan şair, belki de Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı “Vesiletü’n-Necat”ıyeniden söylüyor 21. Yüzyılda.

Efendimize hürmeten “Hüznün Efendisine” “Efendim 1’den başlayıp……. Efendim 63’e” dek yeni bir Hz. Muhammed (sas) anlayışı şiirsel bir dille anlatılmaktadır.

“Hüznün Efendisine” yeni okurlarına kapılarını açmak için bekliyor. Buyurun şiir vadisinde yolculuğa. Hayırlı günler.

 

2. ALMANYA MEKTUPLARI, Halit Ziya UŞAKLIGİL, Hzl: Özgür İLDEŞ, mektup, Yapı KrediYayınları, İstanbul 2021.

1865-1945 yılları arasında yaşayan Halit Ziya Uşaklıgil, edebiyatımızda daha çok roman, öykü ve hatıralarıyla tanınır. Yazarın Almanya Mektupları adlı eseri, 1915-1916 yıllarında Almanya’dayken yazdığı ve Tanin gazetesinde 59 sayıda tefrika edilen mektupları içermektedir. 106 yıl boyunca Tanin gazetesi sayfalarında kalan Almanya Mektupları 2021 yılı Mart ayında Oğuz İldeş’in çabası ve YKY titizliğiyle gün ışığına çıkmıştır.

İlk baskısı geçen yıl yapılan Almanya Mektupları fark etmem bu yılın Mart ayında oldu. Halit Ziya Uşaklıgil’in gözüyle Avrupa’yı, özellikle Almanya’yı okumak oldukçayararlı oldu. Yapı Kredi Yayınları ve Oğuz İldeş Almanya Mektupları döneme veya ona en yakın tarihe ait fotoğraflarla zenginleştirerek yayınlamıştır. Metnin diline dokunulmaması güzel bir davranış. Metindeki anlamı bilinmeyen kelime ve deyimler kitabın sonundaki Sözlük’teaçıklanmıştır.

Almanya Mektuplarının ilki 27 Temmuz 1915’te Peşte’dekaleme alınmış. Bu mektupta Uşaklıgil, yolculuğun zorluğunu şöyle anlatıyor: Nihayet uzun bir silsile-i vukuattan sonra medenî bir şehrin esbâb-ı huzuru içindeyim. Altı günde birinci defa olarak elime kalemi almak ve buraya kadar arkada bırakılan şeylere bir nazar-ı ric’î atfetmek mümkün oluyor.

Harp, Şark ile Vasat memleketleri arasında, zahmetin hadd-i ekalliyle istirâhat ve sühuletin derece-i kusvâsını cem’ eylemek esâsına mübteni olarak vücuda gelmiş olan yolları kapadıktan sonra, bugün bir İstanbul yolcusu Almanya seyahatini yapabilmek için hiç olmazsa altı kere katar değiştirmek, kendisine hakk-ı mürur bahşeden muhtelif vesâiki Balkanların karışık lisanlarıyla istintak eden memurlarına irâe eylemek, gğmrük muayenelerinin sabrı tüketen intizarları, kemikleri hurduhaş eden izdihamları arasında yuvarlanmak, aktarma müşkilatının içinde yol çantalarını ayaklarından bağlanmış bir demet Pazar tavuğu şekl-i perişanıyla mevkiflerin rıhtımlarına sefil ve sergerdanatan hamalların arkasından koşmak mecburiyetindedir. (Almanya Mektupları, s. 35)

10 Ağustos 1915’te Münih’e varan Uşaklıgil, şehirle ilgili izlenimlerini şöyle aktarıyor bizlere: Şehirde bir cevelan yapılırken tamamen denebilecek derecede teceddüd etmiş bir hayatın içinde dakikaya bir sayfa açılır ve sizi yedi sekiz yüz senelik mesafelerden aşıran bir cümle ile hayat-ı kadimeye götürür. Bunda öyle gayr-i kabil-i tasvir bir hazz-ı fikir, bütün zevk-i tarih ve sanatı tatyib eden öyle bir lezzet-i hayal vardır ki, eğer birçok cevazibi olmasa bile, Regesburg’a kadar gitmek için yalnız bu bir sebeb-i kâfi teşkil eder. (Almanya Mektupları, s. 79)

7 Aralık 1915’te Görlitz’den gönderilen mektupta yazar, gezmek ve seyahat hakkında okurlarına önemli gerçeği açıklıyor: Yalnız kaldım. Artık yaya seyranını yapmak, cevelân-ı umumiden sonra şimdi şehri teferruatında görmek zamanı gelmişti. Mürtefice noktaya, büküldüm. Burada hemen bütün şehre hâkim bir nokta-i nazar var. (Almanya Mektupları, s. 423)

Halit Ziya Uşaklıgil’in gözüyle 1. Dünya Savaşı yılları Almanya’sını ve Avrupa’sını görmek için okurlarını bekliyor Almanya Mektupları.

3. YİTİK YAŞAMIN GÜNCESİ, Ali Haydar HAKSAL,Roman, İz Yayıncılık, İstanbul 2020.

Ali Haydar Haksal, 1951 Bingöl doğumlu. 1975’te liseyi, 1979’da üniversiteyi (Edebiyat Fakültesi-Türk Dili ve Edebiyatı) bitiren yazar, 1987’den itibaren Yedi İklim dergisini çıkarıyor. Öykü, eleştiri, inceleme, deneme, roman, gezi ve araştırma türlerinde eserler veren Ali Haydar Haksal, Türk edebiyatının en velut yazarlarındandır. Edebiyat hamuruyla yoğrulan ve yedi iklim dört bucakta erdemli bir dünya kurma sevdasıyla yanıp tutuşan bir kalem erbabıdır o.

İlk baskısı 2002 yılında, yaklaşık yirmi yıl önce; ikinci baskısı 2020 yılında yapılan bir roman Yitik Yaşamın Güncesi. 22 Mart 2022’de satın almışım Yitik Yaşamın Güncesi’ni. Aldıktan kıs bir süre sonra da okudum. Oldukça önemli bir roman. Roman kahramanı hasta bakıcınıngözüyle bir dünya anlatılıyor. Pandemi başında 2. Baskısı yapılan Yitik Yaşamın Güncesi hem hekimleri, hasta bakıcıları-hemşireleri ve hastaları anlamak hem de sağlık sisteminin etkilerini gözlemlemek açısından oldukça dikkat çekici ipuçları sunuyor okuruna. Yirmi yıl önce yazıldığını düşündüğümüzde daha bir önem kazanıyor eser.

Buyurun Yitik Yaşamın Güncesi’nden tadımlık metinlere: Sağlık ocağının tozlu koridorlarında, kırık banklara yığılıp kalmış hastaların soluk benizlerini, umutsuz bekleyişlerini görmüyor değilim. İnsanlar hastalıkla birlikte umutlarını da yitiriyorlar. Bezgin ve yılgın bir hâlde muayene için sıra bekliyorlar. Görevim gereği, ikide bir odamdan çıkıyorum, hastaların arasından geçerek, bir odadan diğerine gidiyorum. Hastalar peşimden bakıyorlar, yardım eli uzatacağımı umuyorlar. Nafile bir bekleyiş, ben doktor değilim. Görevim onlara hizmet sunmak, yaralarını pansuman etmek, gerektiğinde yazışmalar yapmak. Ara yerdeyim. Zamanı tüketmekle meşgulüm.” (YYG, s. 9)

Roman kahramanının hayat şartlarının tüm zorluklarına rağmen sığındığı limana buyurun: “Kararsızlığımın nedeni çaresizliğim. Çaresizlik beni gittikçe kararsızlaştırıyor. Nereye, nasıl gideceğimi bile bilmiyorum. Gitmek istesem, peşimi bırakmayan annem, Düşünme yetimi yitirdim. Aylar sonra doğup büyüdüğüm kentimdeyim. Bir ışık, bir çıkış yolu arıyorum.” (YYG, s. 268) 

 

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar