Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Tadımlık Kitaplar-23 2022 Eylül

EKLENDİ

:

Selamün aleyküm Sevgili Okur,

Tadımlık Kitaplar 23. sayısıyla huzurlarınızda. Eylül hazan ayı… Yaprakların sararak dökülmeye başladığı ay… Yaşlılığı çağrıştıran bir ay… Meyvelerin ve mahsullerin toplandığı ay… Diğer yönüyle hasat ayı… Aynı zamanda düğün ayı… Havanın yavaş yavaş serinlemeye başladığı ay… Okulların açıldığı, öğrenci seslerinin hayata karışmaya başladığı ay… 

Eylül, edebiyatın yeniden canlandığı, harekete geçtiği ay olması hasebiyle şiir, öykü, deneme, roman ve eleştiri etkin bir şekilde okuta ulaşır. Yeni kitaplar hazırlanarak basılır ve okurun huzuruna çıkarılır. Böylece hareketlilik başlar.

Nice edebiyat yönünce hareketli günlerde buluşmak dileğiyle…

  1. İNSAN MEDDÜCEZRİ POSTA YOLU, Hilmi Ziya ÜLKEN, Roman, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2021.

1901-1974 yılları arasında yaşayan Hilmi Ziya Ülken felsefeci, sosyolog, akademisyen ve yazar olarak Türk düşünce hayatına katkı sağlamış önemli isimlerden biridir. Yetmişi aşkın deneme, inceleme ve çevirilerinin yanı sıra yayınlanan iki romanı da bulunmaktadır. Bu romanları “İnsan Meddücezri” üst başlığıyla yayınlamıştır. İnsan Meddücezri: Yarım Adam ve  İnsan Meddücezri: Posta Yolu   adlı iki romanı dikkatimizi çekmektedir. İnsan Meddücezri: Bağbozumu bu dizinin ilk romanı olmasına rağmen bugüne kadar yayımlanmadığı gibi tespiti de yapılamamıştır. İnsan Meddücezri: Posta Yolu   bu dizinin üçüncü kitabıdır. İlk baskısı 1941!de yapılan romanın son baskısı 2021’in Haziran’ında yapılmıştır.

Bu kitabı Aralık ayında almışım. Masamda bir süre okunacaklar arasında bekleyen kitaba sıra daha yeni geldi. Okudum ve insanın gelgitlerinden bir kesiti gördüm. İnsan biraz da böyle bir canlı. Onda bu gelgitler (meddücezr) olmasaydı o, melek olurdu. Gelgitler insanın imtihanlarıdır aynı zamanda.

İnsan Meddücezri: Posta Yolu   isimsiz, rakamla maddelenen 24 bölümden oluşuyor. 252 sayfadan oluşan romanda İttihatçıların İstanbul (Padişah)-Anadolu (Mustafa Kemal) ilişkisi anlatılır. O dönemi anlamak açısından oldukça önem taşımaktadır bu roman. Buyurun romandan bir tadıma:

“Hasan Kadri, bir sandalye kenarına iğreti oturmuş, kravatını düzeltiyordu. Gözleri mütemadiyen Neriman’ı arıyordu. Bu kadının Murat’la münasebetinin öğrenildiği zamandan beri imkânsızın peşinde koştuğunu anlamıştı. Fakat vazgeçemiyordu.

Müthiş bir kararsızlık içindeydi. Yayından fırlayan ok gibi hedefine gidememek, her zaman yarı yolda, vehimler, tereddütler içinde kalmak onu kemiriyordu. Otuzunu geçmiş zarif ve zeki bir adamdı. Kendine göre günahları, nedametleri, buhranları vardı: Açlıktan kocasını ve köyünü bırakan bir dul kadını kandırmıştı. Kimseye sezdirmeden bu kadını beslemek için neler çekti!.. Ve nihayet yarı yolda bıraktı. Kadın perişan, kocasına döndü. Ona gizli gizli feryatlar yağdırıyordu. Bu küçük eğlence Hasan’ın içini kemirmeye başladı. Onu Neriman yüzünden bırakmış. Sonra Neriman’ı kaybetmiş. Ne yaptığını bilmeden komitacıların içine düşmüş, peşlerinden köylere gitmek, gebe kadını bulup yardım etmek hülyasına kapılmıştı: Neriman’ı bırakamıyor. Köylü kadını unutamıyor. İçini garip bir azap kemiriyor. Belirsiz halde Murat’ı kıskanıyor. Kendine hiç güvenemiyor. Bu işleri bırakıp dönmek istediği halde, vakalar -garip surette- onu sürüklüyordu.

Rodop’ta bir Bulgar köyünde doğmuştu. Çocukluğu, Vardar’da katır sırtında dağ dağ dolaşarak geçti. Babası zabitti. Eşkıya peşinde öldü. Onu erkenden sultaniye verdiler. Orada on yıl kapalı kaldı. Bu daracık pencereden Garp’ı hayran hayran seyretti. Bütün ömrünü hareketsiz bir kitap kurdunun rüyası içinde geçirdi. Ağaçlı yolların götürdüğü kibar, münzevi köşkler. Tüvana İngiliz atlarında amazon kılıklı kadınlar; kulüpler, serbest fikirler, ateşli ve samimi siyaset mücadeleleri. Hakiki dostlar. Gazete, mecmua, fırka ve hararetli meslek işleri…

Mektebi bitirdiği zaman inkılap patlamıştı. Fırkaya girdi, yazdı, yazdı… Rüyasını yaşamak için bütün gücünü sarfetti. Her şey ona, rüyasında tadılmış bir zevkin yarım, asla varılamayan tekrarı gibi geliyordu. Evlendi. Parası, çocukları oldu. İşi günden güne büyüdü. Fakat hiçbiri onu doyurmadı, içinde bir boşluk kaldı.”  

(Posta Yolu, s. 37-38)

  1. GÜN KARŞI TEPEDEN, Ali KARAÇALI, deneme, Hece Yayınları, Ankara 2021.

1960 Kahramanmaraş doğumlu Ali Karaçalı.  Deneme, öykü ve günlük vb. birçok türde eser veren yazarın ikinci kitabıdır Gün Karşı Tepeden. 1976’dan itibaren çalışmaları edebiyat dergilerinde yayımlanan Ali Karaçalı, Millî Eğitim Bakanlığı ile Türk Dil Kurumu’nca yayınlanan dergilerin editörlüğünü, yayın kurulu üyeliğini ve genel yayın yönetmenliğini yapmıştır. Kelam, Edebiyat, Hece ve Türk Dili dergilerinde çalışmaları yayınlanan Ali Karaçalı edebiyatımızda kendi sesini yakalayan yazarlar arasındadır.

Gün Karşı Tepeden Ekim 2021’de yayınlandı. Ali Bey bir görüşmemizde Kasım 2021’de kitabını imzalayarak takdim etti. Okunacak kitaplar arasında bekleyen Gün Karşı Tepeden’i ancak okuyabildim.

Gün Karşı Tepeden Doğu Yazıları, Ön Yazılar ve Hüzünler başlıklı üç bölümden oluşur. Doğu Yazıları yazarının ifadesiyle gezi, izlenim ve deneme arasında gidip gelen 80’li yıllara ait yazılar. Ön Yazılar, Ali Bey’in Türk Dili dergisinin yayın yönetmeniyken dergi için kaleme aldığı yazılardan oluşan bir seçki. Hüzünler’se kaybedilen yakın dostların ardından duyulan acıları ve özlemleri ele alıyor. Gün Karşı Tepeden yazarın 1980’den 2020’lere dek kırk yıllık bir zaman dilimini içermesi yönüyle de ilgi çekici. Okurunu bekliyor.

Buyurun Gün Karşı Tepeden’de bulunan “Zamanın Tekrarı Yoktur”dan bir lokma tadıma:

 

“Zamanın Tekrarı Yoktur

Zamanın tekrarı yoktur, bilirsiniz. Hayatın da. Sessizce ya da gürültüyle akıp gider yanınızdan. Bir an önceye geri döndüremezsiniz. Parçalara böldüğümüz zaman dilimleri; yıllar, mevsimler, aylar, haftalar, günler de öyle. Geçip giderler, tutamazsınız.

Aylar var ki geçip gitmeyen sözcükler kesiyor önümüzü. Bilincimizden ve belleğimizden söküp atamadığımız ölümcül kelimeler: acı, ağrı, bungu, ateş, yangın, sel, kan, ölüm, cinnet…uzayıp gidiyor kelimeler. Ne kadar hayata karşı sözcük varsa hepsi.

Güncelin yakıcı, yaralayıcı diliyle konuşmak istemesek de bir yerlerden sirayet ediyor cümlelerimize. Kaçamıyoruz bundan. Kuşkusuz, yaşadıklarımız, maruz kaldıklarımız belirliyor dilimizi de düşüncemizi de.

Oysa asıl olan hayat. Hayatımız.

Şiirin, öykünün, yazının, çizginin, resmin, dahası bütün bir sanatın derinleştirdiği, dönüştürdüğü, zenginleştirdiği, incelttiği, biçim verdiği, güzelleştirdiği hayat, hayatımız.”

 (Gün Karşı Tepeden, s. 65)

  

  1. YANARDAĞIN ÜSTÜNDEKİ KUŞ Toplu Şiirler, Ülkü Tamer, Şiir, Ketebe Yayınları, İstanbul 2018.

Ülkü Tamer, 1937 Gaziantep doğumlu. 2018’de Muğla-Bodrum’da vefat etti. Edebiyatımızda şiir, öykü, anı, deneme ve çeviri türlerinde eserler kaleme alan Ülkü Tamer, kendine özgü bir damar oluşturabilmiş şair ve yazarlarımızdan biridir.

İlk baskısı 1986 yılında yapılan Yanardağın Üstündeki Kuş -Toplu Şiirler-’in son baskısını Ketebe Yayınları Ocak 2021’de yayınladı. Yanardağın Üstündeki Kuş -Toplu Şiirler- 20 Mayıs 2021’de kitaplığımda yer almış. O günden bu yana sık sık şiir limanında konaklayarak bu kitaptan okumalar yaptım. Yani Yanardağın Üstündeki Kuş -Toplu Şiirler bir anlamda benim için bir sığınak oldu.

Yanardağın Üstündeki Kuş -Toplu Şiirler şairin “Soğuk Otların Altında”, “Gök Onları Yanıltmaz”, “Ezra ile Gary”, “Virgülün Başından Geçenler”, “İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür”, “Sıragöller”, “Antep Neresi” ve “Bir Adın Yolculuktu” adlı şiir kitaplarının bir araya getirilmesiyle hazırlanmış.

Buyurun Yanardağın Üstündeki Kuş -Toplu Şiirler-’den tadımlık bir şiire:

 

               YAZIN BİTTİĞİ 

               Yazın bittiği her yerde söylenir.

Böyle kırmızı kalkan görülmemiştir

               Ölüleri örten yapraklardan başka.

               Çünkü sahiden yaz bitmiştir,

               Göle bakmaktan usanır insan,

               Koru tutmaktan, yol gözlemekten;

               Çadırlar toplanır, yaralar sarılır;

               Durgun bir yolculuk, uzun bir şapka

               Artık yaprakları beklemektedir.

 

               Aşk mıdır kış gelince başlayan

               Beyaz bir kılıçla yürüyen aşka…

               Bırakmaz olur kuşlarını ülkeler,

               Yazın her yerde bittiği söylenir;

               Yorgunluklar çoğalır silahlardan sonra;

               Kardan mezarları görülür ıssızlığın

               Ölü öpüşlerin koyuluğuyla…

               Aşk kalmıştır otlarda yılı götüren,

               Cesur savaşçıları taşıyan kışa.

 

               Her yerde yazın bittiği söylenir,

               Çürür çiçeklere yapışan kanlar;

               Belki uzaktan iki atlı yaklaşır,

               Belki yakından iki yaprak kalkar;

               Akşamın örtüsü derelerde yıkanır,

               Gökyüzünü görünce gecenin devi

               Çıkarıp şapkasından yıldızlar saçar,

               Cüceler bunu bilir, gürgenler bilir,

               Aşkın uyumadığı her yerde söylenir.

 

                  (Yanardağın Üstündeki Kuş, Gök Onları Yanıltmaz s. 70)

 

Tadımlık Kitaplar-23’ün sonuna geldik. 23 ay boyunca tadımlık kitaplardan kesitler paylaştık, inşallah bundan sonra da devam edeceğiz. Ana Kitab’ın doğrultusunda tali kitapları okuma yolculuğuna devam. “Her kitap bir insandır; her insan bir kitaptır. Yeter ki okumayı bilelim. Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar