Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Tadımlık Kitaplar – 32

2023 Haziran

EKLENDİ

:

Selamün aleyküm Sevgili Okur,

Tadımlık Kitaplar 32. sayısında. Haziran, ağaçların meyve verdiği bir ay… Her tarafı bolluk ve bereket kuşatır. İnsan bolluk ve bereket anında nimetlerin şükrünü eda ederse ondan daha mutlusu yoktur. İsyan ederse de ondan daha talihsizi yoktur. Hızla Gelişecek Kalbimiz adlı şiirinde Turgut Uyar haziranı şöyle anlaıyor bize: “kendi öz hüznümüzün öz tarlasında / bozkır dayanıklılığımızın tarlasında / kalbimiz / ellerimiz ayaklarımız arasında / ve kimsenin bölemediği şarkıyı / güllerin, buğdayların ve acının şarkısını / bir haziran uygulayacak sesimize.”

Haziran ayı Orhan Kemal’in, Ahmet Arif’in, Kafka’nın, Nazım Hikmet’in, Fahri Celalettin Göktulga’nın, Ahmet Haşim’in, Cahit Irgat’ın, Hölderlin’in, E. M. Forster’in, Henry Miller’in, Cahit Zarifoğlu’nun, Charles Dickens’in, Miguel Angel Asturias’ın, Hamdullah Suphi Tanrıöver’in, Halide Nusret Zorlutuna’nın, Necati Zekeriya’nın, Cemil Meriç’in, Peyami Safa’nın, Joseph Addison’un, Samuel Butler’in, Tahir Alangu’nun, Niccoló Machiavelli’nin, Hasan İzzettin Dinamo’nun, Cahit Külebi’nin, Ahmet Muhip Dıranas’ın, Nev’i’nin, Ford Madox Ford’un, Naci Girginsoy’un, Fuaf Köprülü’nün ve Tahsin Saraç’ın yanı sıra bilemediğimiz daha nice şair ve yazarın vefat ettiği ay…

Haziran ayı, bolluk ve bereket ayı… Eğitim öğretim çalışmalarının son ayı… Aynı zamanda sınav ayı… Köylerden yaylalara çıkışın başladığı bir ay… Öğrencilerin semerelerini topladığı bir ay… Kişinin en çok sevdiğinden Allah için vazgeçtiği Kurban Bayramının içinde bulunduğu ay… Yaz mevsiminin müjdecisi bir ay… Yavaş yavaş sıla-i rahime gidilmeye başlandığı bir ay… Çocukların ve gençlerin tabiatın böğründe cirit attığı bir ay… Düğünlerin artmaya başladığı bir ay… Kısacası haziran, insanlık için ideal aylardan biri… Bu ay da Rabbim bizleri şükreden kullarından eylesin. Allah’a emanet olunuz.

 

Tüm dostlarımıza Rabbimin selamını iletiyorum. Tüm Müslümanların Kurban Bayramı mübarek olsun. Allah bizleri razı olduğu kullarından eylesin.

1. BENSENOĞ TÜRKÇENİN RUHU, Hüseyin Rahmi GÖKTAŞ, inceleme, ğ Yayınları, İstanbul 2006.

 

1978 Niğde doğumlu Hüseyin Rahmi Göktaş, Atlılar, Fayrap ve Anlayış adlı edebiyat dergilerinde üzerine yazıları yayımlandı.

Özellikle dil üzerine akademyanın dışında yeni tezler ileri süren yazarın yayımlanmış beş kitabı vardır. Lahit, Bensenog – Türkçenin Ruhu, Kökses Teorisi Türkçenin Geleceği, Türkçenin Mantığı ve Bir Anlambilim Denemesi yazarın kitapları arasındadır.

Bensenoğ – Türkçenin Ruhu, yayımlandıktan yaklaşık bir yıl sonra 1 Ekim 2007’de kütüphaneme girmiş. O günlerde okuduğum kitabı, şimdi tekrar okudum ve yazarın dil bağlamında dile getirdiği kendine özgü görüşlerinin ön kabul veya ön karşıtlık olmadan yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Kitabın sunuşunu merhum öykü ve deneme yazarımız Rasim Özdenören yapmış. Bu bölümde Sayın Göktaş’la kısa bir mülakat yaptıktan sonra konuya ilişkin şu düşüncelerini okurla paylaşıyor: “Ben burada kendi sınırımı aşarak fazla bir iddiada bulunmak istemiyorum. Ancak bu kitaba dilcilerin dikkatini yöneltmesini diliyorum. Onların bu kitapta Türkçenin kelime yapısı üzerine sağladığı katkıyı çok daha derinden fark edeceklerini umuyorum.”

Sayın Göktaş Önsözde kitabın “ñ” ve “ğ” harflerinin açıklanabilmesi için yazıldığını belirtiyor. Üç ana bölümde kaleme aldığı kitabın birinci bölümünde “-en” ve “-ğ” iyeliğini incelerken, kitabın ikinci bölümünde değinge ve izafiyeti açıklamakta. Üçüncü bölümdeyse Türkçe Düşünmek üzerine görüşlerini okurla paylaşmakta.

Bensenoğ – Türkçenin Ruhu’nun Üçüncü Bölüm’ünden bir kesitle sizi baş başa bırakalım sevgili okur:

“Kitabın ilk bölümünde Fiil-sıfatta -en’ iyeliği başlığı altında bir yazı vardı. Bu yazı çeşitli sorunlar yüzünden birkaç kez kaleme alındı. Sonuçta kitaptan çıkmasını gerektirecek bir noktaya geldi. Sorun, fiil-sıfat terkibinin örnek üzerinden açıklanamamasındaydı. Kitabın içinde, “-en-” kök sesi ve bu sesin iyelik eki olarak geçtiği yerlerde kelimeye kattığı anlamlar ayrıntılarıyla yazıldı. Bir fiilin sonuna gelen -en’ ya da fiilin ortasına gelen ‘-en’ ile bir kök sesin peşinden gelen ‘-en’ arasında ‘en’ sesi açısından bir fark yok. Yani ‘-en’in geldiği yere getirdiği anlam aynı. Fakat ek olarak geldiği kelimedeki anlamla birleştiğinde, kelimeyi başka bir hale değiştiriyor. Daha fazla uzatmadan örnek üzerinden irdelemeye geçelim.

Örnek olarak “-at-” kök sesini kullanalım. Sözü fazla dolaştırmadan öncelikle şunu söyleyelim: “-at-” kök sesi bir fiil değildir. Kök ses olarak bir sıfat, bir isim ya da herhangi başka bir birim değildir. Kısa bir tanımla hem kok ses hem de “at-” kök sesi için şunu söyleyelim: Kendinden çıkan tüm kelimelerin özünü ve anlam bakımından temelini oluşturan yerdedir. Sözü getirmeye çalıştığımız yer burasıydı. “-at-“, bir fiil kökü değildir, bir sıfat değildir, bir isim ya da bağlaç da değildir. Bunların hepsine eşit uzaklıkta / yakınlıkta bir yerdedir. Hepsinin kökenindedir.

Bir kök sesi fiile dönüştürmek için gerekli olan fiil kullanıcısı ve fiil ekidir. Sıfata dönüştürmek için sıfat eki kullanmak yeterlidir. İsim olması isim eki almasıyla sağlanır. Tüm bu ekler birbirinden bağımsız, özgün eklerdir / seslerdir.”

(Bensenog – Türkçenin Ruhu, s. 83-84)

2. UZUN BİR ADAM Kendim Üstüne Bir Kalem Denemesi, İlhan BERK, otobiyografi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1997.

 

İlhan Berk, 1918 Manisa doğumlu. Asıl adı, Emrullah İlhan Birsen olan İlhan Berk, ilkokuldayken okul gazetesi çıkarmaya başlar. İlk şiirleri Uyanış dergisinde yayımlanan İlhan Berk’in şiirleri, Güneş Yakanların Selâmı adıyla 1935’te kitaplaşır. İkinci Yeni’nin önemli temsilcileri arasında bulunan Berk, 1956’da Ankara’ya atanır ve bu anlayışın

temsilcisi şairlerle yakından tanışır. Okullarda Fransızca öğretmenliği yapan İlhan Berk, dünya edebiyatını da Fransızcasıyla yakından takip eder. 28 Ağustos 2008’de Bodrum’da vefat eder ve eşinin yanına defnedilir.

Şiir, deneme, günlük ve çevirileriyle edebiyatımızda yer edinen Berk’in şiir, deneme ve günlüklerinden oluşan otuz üç eseri vardır. Bu eserlerde kendi şiir, sanat, hayat anlayışı farklı biçimlerde tezahür eder.

Uzun Bir Adam, 3 Ocak 2003’te kütüphaneme girmiş. Yapı Kredi Yayınlarından çıkmış. Kitabın ilk baskısı 1982’de Yazko Yayınları arasında yapılmış. Bendeki Yapı Kredi Yayınları baskısı. UZUN BİR ADAM Kendim Üstüne Bir Kalem Denemesi, bir otobiyografi kitabıdır. Kendi dünyasını anlatmaya çalışan yazar, bunda da belli bir ölçüde başarılı olmuştur. Kitap Sunu hariç üç bölümden oluşmakta. Birinci Bölümde çocukluk dönemini, İkinci Bölümde gençlik dönemini ve Üçüncü Bölümde kendi ifadesiyle belirttiği gibi ihtiyarlık dönemini anlatır.

Buyurun yazarın kitabına yazdığı Sunu kısmını okumaya:

“Kendim Üstüne Bir Kalem Denemesi diye bakılmalı bu kitaba. Kendimi yazarken de, Montaigne’ın dediği gibi, okuyucu kitabımda beni, bende de kitabımı bulsun istedim. Montaigne söylediği için değil, bana çok uygun düştüğü için böyle diyorum. Bu yazılarda beni bulmalı okuyan, ben çıkmalıyım.

 

Yazdıklarımın bana benzemesini, beni ortaya koymasını istedim. Bu, insanlara, doğaya, acılara, sevinçlere, kısaca yeryüzüne bakarken de böyle olmalı: Ben vurmalıyım, ben çıkarmalıyım. Bana, bir bana tanıklık etmeli; İlhan Berk adlı bir bireyi koymalıdır ortaya. Yazdıklarımdan, benim boyumu-bosumu, sevdiğim yemekleri, kağıtları, kalemleri, harfleri, suları, hayvanları, kadınları, çocukları, bütün insanları, bütün nesneleri öğrensinler isterim. Bu dünyada yaşadığımın bilinmesini istemektir bu. Yaşama olayına sahip çıkmak… Yazmak, bu anlamda, önce kendimi, sonra da yeryüzünü varetmektir. Yazmanın böyle bir anlamı var benim için. Bunun için:

 

gökyüzü

kent

orman

saç

su

y harfi

deniz

 

birer sözcük değil, benim varolma edimlerimdir. Varolmamı doğrulayan, varolma eylemleridir. İnsanlardan, doğadan, insanların, doğanın tarihinden böyle geçip gitmeliyim. Açıklamak istediğim tek şey var:

 

BEN

 

‘Ben’de, benim dünyaya bakışım, davranışım, benim bu dünyadaki tavrım çıkmalıdır.

 

Ağaca, kuşa, denize, eve, bir yaprağa, bir çiviye, bir cama, bir tahtaya, bir masaya, niçin bakıyorum? Niçin onlara bakmak gereğini duyuyorum? Yalnız benim bu tavrıma tanıklık etsinler diye. Bütün bunlara bağlılığımsa kendimi onlarsız doğrulayamayacağımdandır.

Onları yaşamıma karıştırmamın başka anlamı yok elbet. Acılar, sevineler de öyle: Nasıl biri olduğum, onlara nasıl baktığım bilinsin istiyorum. Bütün ayrıntılar bu işe yarar: Bir tümü kurmaya. Bunun için: 17 86 72/10 86 10/17 36 73 birer sayı değildir; benim yaşamımın gittiği yerler, alanlardır. İstanbul/izmir/Budapeşte/Kırşehir/Londra/ Paris/Sofya/Manisa/ Ankara birer kent adı değildir. Bana gökyüzü, ışık, karanlık, bir kitap, bir çöp sepeti, bir sandalye, bir pencere salt kendimi ortaya koymam için gereklidir. Onların varlığı bunun içindir. Bana: Kimsin sen? demeleri içindir. Yanıtım, ki yazmanın “”bir başka adı, bunun içindir. Bir evetleme. Bütün sözcükler bunun için. Bir karıncaya salt bu evetleme için bakıyorum. Onun için bir karınca geçiyorsa: Bir karınca geçiyor, diyorum.

 

Bir sineği görüyorum.

Bir sineği görüyorum, diyorum.

Bir limonu avucuma alıyorum.

Bir limonu avucuma aldım, diyorum.

 

Sonra da bütün bunlar yaşadığıma tanıklık etsin diye kaleme sarılıyorum.

 

İşte bunun için yazdıklarım bana benzesin, bana ters düşmesin, beni ortaya koysun diyorum. Buna benim doğal durumum gözüyle bakıyorum.

 

Bu yüzden de kendimi ameliyat masasına yatırılmış bir nesne gibi görmek istiyorum. Geçmişiyle, şimdisiyle bir nesne. Salt varlığıyla yetinen, varlığını, bir onu öne süren, onunla kendini bütünleyen, doğrulayan. Böylece kendimi, yazıya vuran kendimi, bir onu görmek istiyorum. Kendimi anlatarak değil, bırakarak bir yazıda varetmek. Bir kurşunkalem gibi kurşunkalemin içine girmek, onu yaratarak varetmek. Bir kurşunkalem tanıma ne denli girerse, ne denli varolursa, öyle varolmak. Kısaca, kendime bakıyorum, bakarak kendimi yazıyorum. Kollarım uzun, kollarım uzun diyorum. Ağzım güzel, ağzımı sevdiğimi söylüyorum. Hiçbir şeyimi de düzeltme yoluna gitmek istemiyorum. Ne denli kötü huylarım varsa, onların öyle kalmasını istiyorum. Coşkumu, usumu, tutkumu, deliliğimi seviyorum. Böylece benim nasıl bir adam olduğum bilinsin, ortaya çıksın istiyorum. Kısaca kendimi bir roman kahramanı olarak değil, bir yazı konusu olarak görmek, bir yazı olmak. Hepsi bu.”

– –

(Uzun Bir Adam, s. 7-8-9)

 

3. BİR YER ÜŞÜR, Bayram Bilge TOKEL, şiir, MEB Yayınları, İstanbul 1995.

 

1957 Yozgat doğumlu Bayram Bilge Tokel, şairliğinin yanı sıra aynı amanda Türk halk müziği sanatçısıdır. MEB, TRT ve Kültür Bakanlığında program yapımcısı veya sanatçı olarak görev yaptı.

Tokel’in şiirleri Hisar, Türk Edebiyatı, Divan, Töre, Doğuş, Dolunay, Erguvan, Türk Yurdu, Yörünge, Polemik ve Son Duvar gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Halk müziği alanında kaleme aldığı araştırma, deneme ve biyografi kitapları da bulunan Bayram Bilge Tokel sanatını icra etmektedir.

Bir Yer Üşür şairin 1995’te yayımlanan şiir kitabıdır. 23 şiir bulunan kitapta şair, şiirleriyle insanın iç dünyasına seslenirken onun sosyal hayatından önemli kesitler aktarır. Hemen hemen bütün şiirlerinde yalın bir dil kullanan şair, halk şiirinden beslendiği belli olan yer yer önemli imgelere de başvurur.

Şiraze’den Şiraze’ye Saklı Mektuplar, şairin 2022 yılında kitaplaşan manzum mektubudur. 5 Nisan 2022’de kütüphaneme giren Şiraze’den Şiraze’ye Saklı Mektuplar’da toplam 105 manzum mektup bulunuyor. Naz N. Varlı’nın Zemheri adlı bir öykü kitabı da yayımlanmış.

Şair, 1980’de kaleme aldığı Sabahlık adlı şiiriyle bize sesleniyor. Tokel’in Sabahlık şiiri huzurlarınızda:

SABAHLIK

 

Bir sabah

Kuşlardan daha erken

Güneş doğmadan daha

Dallarda serçelerin

Düğünü başlamadan

Uyandım usulca

 

Süzüldüm rüzgâr gibi

Bir kapı aralığından

Suları uyur gördüm

Dağları büyür gördüm

Doğan gün bir tebessüm

Ninniler ağarken şafağa

 

Ey kusursuz mavilik

Kıpırdayan toprak

Düşünen ağaç

Ve soluğunu tutmuş dağ

Merhaba

(Bir Yer Üşür, s. 11)

 

Tadımlık Kitaplar-32’nin de sonuna geldik. Bu ay, yaz mevsiminin müjdecisi. Allah’ın nimetlerine şükür için büyük bir fırsat. Bu fırsat bizleri güzel’den, iyi’den yana olma imkânı sunuyor. Ne mutlu bu fırsatı değerlendirebilenlere. Bu fırsatı değerlendirebilmek amacıyla bu ay da 2006, 1997 ve 1995 yıllarında yayımlanan tadımlık üç kitapla sizleri baş başa bıraktık. Rabbim bizleri güzel’den ve iyi’den yana olanlar arasında kılsın.

Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar