Bizimle İletişime Geçin

Kitap

Tadımlık Kitaplar – Ocak 2021

Bir baba yüreğindeki sevgi selinin nasıl aktığını bilemezsin elbette. Bir babanın kızı hakkındaki hissettiklerini bilemez hiç kimse. Anneden bile farklıdır. O sevgi, o hassasiyet, o yoğunluk sığmaz hiçbir yere, değil ki dağlara, taşlara, ovalara, yuvalara sığsın. Babalar bazen kaba saba olabilir, duygusuz görünebilir. Siz onların yüreklerine bakın. Görebilirseniz görün. Açmaya çalışın. Girmeye çalışın. Ne kadar hassas olduklarını anlayacaksınız. O sert görünümlerinin arkasında, o haşin duruşlarının ötesinde bir şefkat ve merhamet abidesini göreceksiniz.

EKLENDİ

:

1. “Dünyaya Sarkıtılan İpler”, Ömer Erdem, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1996.

tensiz bir kuş gibi”den,   s. 43.

Tensiz bir kuş olmak isterdim

Gözlerden ve gövdelerden uzakta

Oysa

İplik dokusu gibi içime giren rüzgâr

Tabiatın yarasıymış

Sürükledi beni

Bal ve nar yankısı bir bakıştan

Ateş fanuslarına

2. “Zamanın Farkında”, Şule Gürbüz, İletişim Yayınları, İstanbul 2012.

“Mutfak”tan, s. 119.

Bir kutu gibi ev insana sıcaklık verir, hani neredeyse yüreğini yumuşatıp istek fazlalıklarını ve onların sonu gelmez huzursuzluklarını giderir gibiydi. Fazla parıltılı, dekorasyon dergileri veya televizyonlardan öğrenilmiş şeylerden uzak, görmüş geçirmiş, kendi eskiliğinde, sade ama bu sadeliğe varana ve bunlar gün gelip sadelik olana dek epey yol kat etmiş, türlü haddeden hatta bazen hafiflikten geçmiş eşyalarla ve onların duygularıyla doluydu. Geçmişi ile bağlantılı ama tüm gerçek bağlantılar gibi biraz fazlaca çekiştirildiğinde her bağlantının ayrı feryat ettiği, dokunulmayınca burukluk olarak görülen, üstten, sathi bakışın sevimli bulduğu bir yer, o kadar.

3. “Amerigo Tarihî Bir Yanılgının Hikâyesi”, Stefan Zweig, Pruva Yayınları, Ankara 2020.

“Tarihî Bir Yanılgının Hikâyesi”nden, s. 9.

Amerika’ya “Amerika” adı kimin anısına verilmiştir? Bu soruyu bir ilkokul çocuğu bile hiç düşünmeden cevaplar: Amerigo Vespucci. Oysa ikinci soru yetişkinleri bile duraksatıp kararsızlığa düşürür: Dünyanın bu kıtası neden Amerigo Vespucci’nin ön adıyla vaftiz edildi? Vespucci, Amerika’yı keşfettiği için mi? Hayır, kesinlikle o keşfetmedi Amerika’yı! Yoksa sadece Amerika açıklarındaki adalara değil, ana karaya ayak basan ilk kişi olduğu için mi? Bu yüzden de değil. Çünkü ana karaya ilk kez ayak basan Vespucci değil, Kolomb’la Sebastian Cabot’tur. (…) Bunların hiçbirini yapmadığı hâlde, peki neden adının ebedîleşmesi şerefine, Amerigo Vespucci erişti? Amerika’nın adı neden Kolombiya değil de Amerika?  

4. “Muhammediye”, Yazıcıoğlu Mehmed, Hazırlayan: Prof. Dr. Amil Çelebioğlu, MEB Yayınları, İstanbul 1996.

“Faslün Fî-Ahlâkı’n-Nebî”den, s. 127.

Hulku Kur’ân idi zîrâ hep tutardı hükmünü

Hem kemâlât ile zâtı olmuş idi dopdolu

Menba-ı ahlâk idi hulk ederdi âleme

Ma’den-i eltâf idi hâşâ kim edeydi gulû

Halka ederdi tevâzu ger şerîf ü ger vazî

Nefis toprak gibi alçak gönlü su gibi duru

Cümleden Allâh’ı yigrek bilüben korkar idi

Kendi nefsiyçün kakıyıp olmaz idi hiç adû

Ger gazab kılsa kılardı Hak rızasıyçün onu

Kibr ü kin bugz u adâvetten idi gönlü aru

5. “Bunalımdan Yaşama Kültürü”, Nermi Uygur, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1997.

“Ne Bunalımdan Uzak, Ne Denemeden Öte”den, s. 301.

İnsan, özyaşamına, hangi açıdan yönelirse yalnızca o açıdan görünebileni görür, kuşkusuz. Ama hiçbir açının kapatıp örtemediği bazı belirgin anlam-bağlamları var: Bir yaştan sonra, özüne nerden bakarsan bak, olanca önemiyle hep o anlam-bağlamları karşısında. Benim için de öyle: Dikkatimi neye, nereme, nelere çevirirsem çevireyim, neysem oyum hep. Bunalım, bunalımlar daha doğrusu.

 6. “Fâtıma -bir genç kızın kalbi-“, Mehmet Nezir Gül, MGV Yayınları, Ankara 2020.

“Adres Soran Kız”dan, s. 126-127.

Bir baba yüreğindeki sevgi selinin nasıl aktığını bilemezsin elbette. Bir babanın kızı hakkındaki hissettiklerini bilemez hiç kimse. Anneden bile farklıdır. O sevgi, o hassasiyet, o yoğunluk sığmaz hiçbir yere, değil ki dağlara, taşlara, ovalara, yuvalara sığsın. Babalar bazen kaba saba olabilir, duygusuz görünebilir. Siz onların yüreklerine bakın. Görebilirseniz görün. Açmaya çalışın. Girmeye çalışın. Ne kadar hassas olduklarını anlayacaksınız. O sert görünümlerinin arkasında, o haşin duruşlarının ötesinde bir şefkat ve merhamet abidesini göreceksiniz.

 7. “Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hâtıralarım” Yahya Kemal Beyatlı, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul 1976.

“Müslümanlık”tan, s. 33-34.

Gerek baba gerek de ana tarafından sofuluk geleneğine vâris olmadım. İki taraf da kavi Müslümandı, lâkin Müslümanlığın Ramazan’ından, bayramlarından kandillerinden başka şartlarıyla pek meşgul değildiler. Babam ve onun babasıyla anası, amcam, halam namaz kılmazlardı. Annemin anasını namaz kılarken görmedim diyebilirim; onun kızları yani teyzelerimi de sofuluğa mütemayil görmedim. Hepsinin arasında annem müstesna idi. Beş vakitte muntazam değilse bile, zaman zaman namaz kılardı; akşam üstleri ölülere Yâsin okurdu; Peygamber’den ve ahiretten bahsederdi. Annemin, çocukluğundan beri yanından ayırmadığı, köhne ciltli, küçük bir mushafı vardı. Bu mushafın son sahifesinin başında, babamın elyazısıyla, benim ve kardeşlerimin veladetlerimizin tarihi yazılı dururdu. (…) Evde bir de Muhammediye’miz vardı. Cennetin, cehennemin ve sırat köprüsünün resimlerini onda görmüştüm. “Eğer Rûm’un revanında görürsem ben dilârâyı” diye hâlâ manasını pek iyi kavrayamadığım ve makamla okunduğunu o zaman öğrendiğim bu ilahi’yi o Muhammediyye’de görmüştüm. Mahalle mektebinde diğer bir ilahi öğrenmiştim. Bir ilmihal kitabının başında matbuydu: “Elhamdülillah biz Müslümanız / Dîn-i mübîne ser-beste-gânız” mısralarıyla başlardı. Bir üçüncüsü “Şol cennetin ırmakları / Akar Allah deyu deyu” ilahisini de Muhammediye’den mi, nereden, pek iyi bilmiyorum, bir yerden işitmiştim. Yedi sekiz yaşıma kadar Müslümanlığa dair edebî malumatım bundan ibaretti.   

Çok Okunanlar