Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Tek Yön

“…Batı’dan İslâm dünyasına da sıçrayan bu akım, aynen batıdaki kutsal metin yorumları gibi, Kur’ân yorumlarına da (tefsirlere de) taşınmış, bunun ihalesi de post-modern ve “çağdaş!” geçinen Müslümanlara verilmiştir. Onları (post-modern, çağdaş Müslümanları) Gelenekçi Müslümanlarla buluşturan nokta da burasıdır; dünün modernist Müslümanları ile selefî (fundemantalist) Müslümanları “kesin ve tek anlam” peşindeydi…”

EKLENDİ

:

Bu hayat, doğumla başlayan, ölümle “sona eren” ve tek yönlü gidilen bir yoldur; inananlar için öteki hayat farklıdır.

Bu yazı, bu yolu betimleyecek, tasvir edecek. Önce benim bu işi iyi yapmam, sonra da sizin bu yazıyı iyi, dikkatli okumanız gerekiyor.

Bu yola doğumla çıkılır; doğum öncesinde de uzun bir yol yürünmüştür (hîynun min’ed dehr, İnsan, 1) ama doğum öncesinde yürünen yol bizce bilinemezdir, gaybdır. Doğumdan ergenliğe kadar kişi, yolcu ve yolda olduğunun, “yolun” farkına varamaz; ona bu yol (ve yolculuk) öğretilir, tarif edilir. Öğreticiler (hocalar, ana-babalar, şeyhler vb.), kendi öğrendiklerine göre bu yolu yanlış da doğru da öğretebilir; ben de yanlış ‘öğretiyor’ olabilirim!

Önce, bu tek yönlü yolu, iki boyutlu olarak betimleyeyim; aslında bu yol, üç boyutlu bir yoldur, üçüncü boyuta daha sonra geleceğim.

Tek gidişi olan (gelişi olmayan, dünyaya gelen herkesin geri dönemediği) çok şeritli bir otoban düşünün. Şeritler arası geçiş serbest. Bu mecburî yönü-tek yönü, İlâhî İrade belirliyor; bizlerdeki iradeyse, sadece şerit değiştirmeye yarıyor. Şimdilik bu iki boyutlu yolun tam ortasına, kalın, hayalî bir çizgi çekin/çizin; -aslında yoldaki tüm “doğru çizgiler-işaretler” de İlâhî İrade tarafından çizilmiş ve buna din denilmiştir ama insan, bu “çizgileri ve işaretleri” beğenmeyip değiştirmektedir.- bu çizginin sağında ve solunda da bir sürü şerit hayal edin…-

Bu dünyaya gelen tüm insanlar bu yolu yürüdüler; kimi aheste aheste, kimi hızlı; kimi arabayla (zengin), kimi yayan (fakir); kimi âmir (yönetici) olarak kimi memur (yönetilen) olarak; kimi erkek kimi kadın; çok az insan, aynı şeritten, bir çoğu da farklı şeritlerden…

Yolun şeritleri, yolun özellikleridir.

Sağ, sağdan yürüyenler, -ashab-ı meymene’yi; sol, soldan yürüyenler, -ashab-ı meş’eme’yi ifâde eder. (90/18-19.)

Bu tabirleri, lise yıllarımda, siyasî yorumlamış, tefsir öğretmenim mantıklı bir izah getiremeyince, okul çıkışı çay ocağında solcu fizikçim ile tartışmıştım.

En sol şeridi kırmızıya; en sağ şeridi yeşile boyayalım. Kırmızı ile yeşil arasında çok renk var ama şimdilik araya sadece sarı rengi koyalım. Sola yakın sarı renge, “tahrîmen mekruh”; sağa yakın sarı renge de “tenzihen mekruh”; mekruha, kerih = tehlikeli görülen; tenzihe, “nispeten güzel”; tahrime, “hiç güzel değil”; kırmızıya, kötü; yeşile de iyi diyelim; kırmızının da yeşilin de bir sürü tonu olduğunu, arada da bir çok tonun bulunduğunu düşünelim. Bu renklerin (kırmızı ve yeşilin) tonları sağa ve sola yaklaştıkça açılır. Üçüncü boyuta geçince-gelince bu konuyu daha sarih, daha açık hâle getireceğim inşallah.

Şimdi de bu iki boyutlu yola, üçüncü bir boyut daha ekleyelim. İki boyut, bu yolun genişliği ve uzunluğunu; üçüncü boyut da derinliğini ifade etsin. Yola derinlik eklenince, yol sağdan ve soldan kıvrılır, âdeta bir “boruya” döner. Bu borunun görünen kısmı şehâdet âlemini; görünmeyen kısmı gayb âlemini ifade eder, esas ve büyük gayb âlemi, “yolun sonundadır.” Borunun içi, “nötr anlamıyla inancı” ifade eder. Bu inanç, kişiyi-yolcuyu hem yola bağlı tutar hem de “arkadan geçişler-şerit değiştirmeler” için yoldan çıkmamasını (düşmemesini) sağlar. Geçiş, öne geçme değil, şerit değiştirme anlamındadır. Yolda kalış-yolculuk zamanı (ecel), belirlidir, kimse kimseden önce hedefe varamaz. Biz, buradaki zaman algımızdan dolayı birilerini geçtiğimizi ya da birilerinin bizi geçtiğini sansak da aslında herkes “aynı anda” yoldadır, “aynı anda” o yolu yürür, “aynı anda” yolun sonuna varır ve “aynı anda yaşar. ”Hepimiz “çağdaşız!”

Yolu soldan yürüyenler, yolun sonunu “bilmiyor,” yolun bir sonunun olmadığına inanıyor! Sağdan yürüyenlerse, yolun sonunda “yeni bir hayat-yeni bir yol” olduğunu “düşünüyor”-inanıyor. Yolu sağdan da soldan da büktüğümüzde (kıvırdığımızda) bu bükümler ( yol), “arkadan” da birleşiyor; arkadan birleşmelerde de “şerit değiştirmeler” var. Şehâdet âleminde -bize görünen iki boyutlu yolda- biz bu şerit değiştirmeleri görebilirken, gayb âleminde (üçüncü boyuttaki = arkadaki) şerit değiştirmeleri göremiyoruz; arkadan birleşmelerin olduğu yerde de “görünmez sarı, mekruh alan” var. Soldan gelip de arkadaki bu sarı alana geçenler, “hidâyete-iyiye”; sağdan gelip de arkadaki bu sarı alana geçenler “küfre = kötüye” daha yakın olurlar; aynen iki boyutlu görünen yolun, kırmızı ve yeşil alanın ortasındaki sarı renk gibi. Yol, her zaman soldaki kırmızı şeritte ya da sağdaki yeşil şeritte yürünmediği gibi her zaman yokuş çıkılarak da yürünmez; yol, bazen inişli, bazen çıkışlı olabilir; imtihan gereği bu yol her zaman düz-rahat da yürünmez…

Şimdi…

Ölümle sol şeritten de sağ şeritten de yolun sonuna gelenlerin (ölenlerin) yolu, (artık) geldikleri şeride göre farklılaşır. Sol şerit, cehenneme; sağ şerit cennete gider-çıkar. İnsanların cennetteki ve cehennemdeki yerlerini, geldikleri şeritler/i belirler; daha önce bu yoldaki şeritlerin çok fazla olduğunu söylemiştim; bu yüzden, kimsenin cennetteki ve cehennemdeki yeri de konumu da aynı değildir.

Yolun bir sonunun (âhiret) olduğuna inanmadan yol yürüyenleri, hayatı ve ölümü (yolu) Yaratan’ı dinlemeyenleri, bu yolun renklerine-işaretlerine (dine, bu dinin ilkelerine) göre bu yolu yürümeyenleri, çok kötü bir “son akıbet” bekliyor olacak; onlar, çok büyük pişmanlıklar yaşayacaklardır.

“Biz, ölümü ve hayatı hanginizin daha güzel amel işleyeceğini görmek (sizi sınamak) için yarattık.” (67/Mülk, 2)

Bu sınamayı yolun şeritleri belirliyor; bu şeritler, “dindir, bu hayatın kurallarıdır”; bu hayat-bu yol, doğumla başlar ve ölümle sona erer.

Biz bu “sonu”, burada mekânsal ve zamansal düşünüyoruz; orada (yolun sonunda-ahirette) mekân olsa da (Allah’u A’lem) zaman yok, yani “vardığımız bu son”, “zamansız bir son, ebedî sonun başlangıcı-ebedî sondaki ebedî yaşayış.”  Şöyle: Burada sevdiğimiz bir işi yaparken, dışarda 8-10 saatlik bir süre geçmişken, bu sürenin bize 8-10 saniye-bir ân gibi gelmesi veya sevmediğimiz bir işteki 8-10 saniyenin-bir ânın, 8-10 saat gibi gelmesine benzer… İşte oradaki ân, böyle sonsuz bir zamân; zamanın olmadığı bir mekân.

Yol işaretleri, renkler ve şeritler anlamdır.

Yazıda yolun tek yön; solun kötü, sağın iyi olduğunu söyledim. Bu yolda solu ve sağı belirleyenler, işaretler, renkler ve şeritlerdir. İşaretler, renkler ve de şeritler “neredeyse” sınırsızdır, insan sayısı kadar renk, işaret ve şerit olduğu söylenebilir; insanların bu renk ve işaretleri (dili) anlaması da öyledir; herkes anladığı (anlayışı) kadar insandır-kuldur; anlam tüketilemez; bu, hem tekâmül hem çeşitlilik demektir; asla ve asla zıtlık (çelişki) değildir. Nasıl, renkler ve yol çizgileri birbirlerinin zıddı değilse, hepsi de aynı yöne (öteye) gidiyorsa, bu (dünyadaki) hayat yolculuğu da zıt yöne gitmez, zıt görünmez; bize çelişki, zıt gibi görünen, aslında yolun sağında ve solunda yer almamızdır; biz bu duruma, bu dilin imkânları ile mecburen zıtlık ya da muğlaklık diyoruz, asıl zıtlık ötededir, ötede bu muğlaklık netleşecektir; burada kimse yolun dışında, yoldan dışarıda değildir, herkes aynı istikâmete (ahirete-öte dünyaya) yol alır; ayrım (zıtlık-farklılık) ötede gerçekleşecektir.

Bu, anlamın (renklerin, çizgilerin ve şeritlerin) bulanık (muğlak) olduğunu göstermez; aksine anlamın zenginliğine, dolayısıyla da onu anlayan insanların farklılığına işaret eder. Post-modernler (ve hermeneutikçiler), anlamı (hatta katı olan her şeyi bile, Marshall Berman) anlamsız sayarak; anlamı, çok anlamlılık ve zıtlıkla karıştırarak buharlaştırırlar, insanların zihinlerini bulandırırlar.

Batı’dan İslâm dünyasına da sıçrayan bu akım, aynen batıdaki kutsal metin yorumları gibi, Kur’ân yorumlarına da (tefsirlere de) taşınmış, bunun ihalesi de post-modern ve “çağdaş!” geçinen Müslümanlara verilmiştir. Onları (post-modern, çağdaş Müslümanları) Gelenekçi Müslümanlarla buluşturan nokta da burasıdır; dünün modernist Müslümanları ile selefî (fundemantalist) Müslümanları “kesin ve tek anlam” peşindeydi. Oysa her iki tutum da tek başına ele alındığında “yanlıştır.” Doğru tutum, çok anlamlılığın içinden en doğru anlamı bulmak ve en yanlış anlamdan uzak durmaktır. Benim modelimde bunun karşılığı, olabildiğince yeşil şeritten hedefe varmak, kırmızı şeride yaklaşmamaktır. Kitâb-Kur’ân, renkleri ve çizgileri (şeritleri), bu gözlerin görebileceği netlikte belirlemiş, flû bırakmamış, onlara çok sayıda ton vermiş, seçimi de insanlara bırakmıştır; insanlar “renk körü!” değillerse ve hangi rengin “doğru renk” olduğunu bilirlerse-söylenene inanırlarsa yolun sonunda rahat ederler.

Yolun sonu da, Zümer Sûresi son sayfada olağanüstü bir şekilde “betimlenmiştir.” Soldan gidenlere, cehenneme zümera; sağdan gidenlere de cennete zümera denilmiştir.

Yolun işaretleri bilinmeyecek kadar flû-muğlak değildir, inanç, birazcık dikkat, iyi niyet ve samimiyet, yolcuyu selâmete taşır; aksi (!), felâkettir; yolun sonunda hiçbir mazeret geçerli değildir.

Hepimiz yolcuyuz, kimimiz yaya, kimimiz binekli, hepimiz yoldayız; varacağımız yere ulaşmak için, yola ve yol işaretlerine, yol rehberlerine ve şeritlerine çok dikkat etmeliyiz. Yol rehberleri, çoğu zaman bu işaretleri (âyetleri) değiştiriyorlar; biz değişmeyen işaretlere (âyetlere-Kur’ân’a) ve Rehberlere-Elçilere uyarak-inanarak bu yolu alalım/yürüyelim, derim.

Bu işin başka bir çıkar yolu da yok; bu yoldan çıkış da geri dönüş de yok.

Umarım meramımı iyi ve net anlatabilmişimdir.

Gayret bizden, Tevfîk ve Hidâyet Allah’tandır.

 

(Sevgili okur, yazar diğer yazılarını https://bilmekisteyenlericin.blogspot.com/ adresinde yayımlıyor. Bilginize.)

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar