Geçmeyi seçsin diye tekten seçmeli â/şık konuldu insanın önüne.
Lütfedildi ilk seçim hakkı ilk insana. İnsanüstü insan olmaktı maksat. İlk peygamber talip oldu ihsan üstü ihsana. “Ağırdır yüküm. Sürgün ederim ‘cennet gibi’ bildiklerinden. Taşıyayamazsın cinnet hâlimi, yerle yeksan olursun” dedi aşk. “İlla ki sen” dedi Safiyyullah: “Gerisi kara toprak.” “Tövbe ettiririm kendimden gayrısına, hiç ederim, kendinden dahi geçiririm” dedi aşk. “Tövbe ismime” dedi Âdem: “Geçtim ismimden oldum adem.”1 Huzura kabul edildi aşka gelen insan. Sırtından alınır alınmaz yarı yükü hav(v)aya uçtu âdem. Dikildi yeryüzüne kara sevdanın kâbesi. Secdelerle yere düştü meleklerin mertebesi. Aşkla kullaştı insan, aşkla ululaştı.
Neciyyullah’taydı sıra. Kadem basmak için sırra. “Çok ağlatırım. Bakmam gözünün yaşına” dedi aşk. “İlla ki sen” dedi Nuh: “Gerisi tufan.” Su içinde kaldı da Nuh, bitmedi aşkın eziyeti. Oğlunu dahi istedi şimşek hızı, yıldırım nikahıyla. “Allah’ın emri” oldu Peygamberin kavli. “Kabil”2 dedi Nuh. Suya düşerken sahte sevdaların hayalleri. Gemisiyle su yüzüne çıktı aşk. “Bin!”3 dedi Habil’e ikinci Âdem. Selamete taşındı âşık çiftler. Tufanda yeşerdi aşkın turfandası. İnsan, aşkın Cudi4 zirvesine ulaştı.
Kelimullah da talip oldu aşkın arzına. Aldırmadan aşkın bebeklerin bile canına kasteden tarzına. “Kanlı gözyaşlarından Kızıldeniz’i biriktirir hesap edilmezliğim” dedi aşk ve dikildi Musa’nın karşısına. “İlla ki sen” dedi Musa: “Gerisi Firavun.” “Yalnızca senden geçemem” cevabını alınca aşk, asa oldu ve ikiye böldü insanlığı: Sağ salim yanda Musa ile Harun. Soluk kesilen tarafta Firavun ile Karun. İkinci tufan oldu aşk ‘boğa boğa’ geldi Samirilere. ‘Tur’a çıktı insan. En mübarek dilin, en kutlu kelimelerin muhabbetinde cümle âlemin eli ayağına dolaştı.
Yusuf da en güzel biçimde yerini aldı aşkı seçenler-aşkla geçenler arasında. “Soyarım bütün varlığından sadece kanlı gömlek giydiririm” dedi aşk. “İlla ki sen” dedi Yusuf: “Gerisi dipsiz kuyu ve zindan.” Züleyha oldu aşk. Yusuf’un da Yakup’un da gözü görmeyince ondan gayrısını. Kesilmiş parmakla gösterilen en güzel rüyası oldu hayatın. Mısırlara sultan kılındı insan. Yırtıldı ardından ‘yakasız gömlek’i. Beşeri aşklara edeb ile ebed bulaştı.
Halilullah’ı da kuşattı aşkın ateş çemberi. “Nârımın şiddeti ve harımın müddeti karşısında saman alevi değil de nedir ki Nemrut ve Şeytan’ın hiddeti?” dedi aşk. “İlla ki sen. İlle de ‘od’un” dedi milletlerin babası: “Gerisi babam Azer dahi olsa çalı çırpı, öteberi.” “Evladına kastederim en kestirme yoldan” dedi aşk. Tereddütsüz çekince bıçağı İbrahim. Aşk, kurbanlık koç kadar yakın oldu, dost oldu hayata. Ateş düştü çul/ça/putların balta girmemiş ormanına, ocağına. Sinek avlarken Nemrudi sevdalar(ı), yasak aşklar cehennem olup gitti. Serin ve selametli kılındı ateş İbrahim’e. Nâr tırtılından açan gül kelebeğine akıl şaştı, hayal şaştı.
Halilullah gülistanından en nadide Habibullah gülünü seçti aşk. Katmer katmer kemale ermek, en kutlu emaneti ekber sahibine vermek için. Yüklendi de yüklendi aşk; “aşkın” olan ne varsa hepsinin yükünü tutana. “Yetim bırakırım; Uhud olur, Kerbela olur canına da cananına da kastederim. Yurdundan çıkarırım, her türlü ezayı tattırırım” dedi aşk. “İlla ki sen bir de ümmeti ümmeti” dedi Kâinatın serveri: “Gerisi hicret.” Aşk, sevdası çölleşmişler elinden tüyleri diken diken eden işkence oldu. “Vazgeç” dedi aşk, bir eline güneşi diğerine ayı koydu. “Yâr”dı geçti Âlemlerin Efendisi “Gül”dü geçti. Yerde Ensar oldu aşk göklerin Muhacirine. Makamı Mahmud yedi kat semayı tek tek aştı. O Cebrail’i geride bırakıp yürürken “En Yüce Dost”a doğru. Açıldı perdeler. Gönül gözü tanıştı Mutlak Kemalin Cemaliyle. Helalini buldu aşk gayrı yüze haramlaştı.
Elbet her kişinin kârı değildir aşk. Peki sadece “er kişi”nin kârı mıdır aşk?
Hacer’dir5 aşk. Kâh hicrettir, taşı/vermektir kendinden. Kâh taş kesilip kalmaktır kendinde.
Hem taş üstüne taş koymak hem un ufak, tuzla buz olmaktır aşk; bir “safa-mervelik”7 iki değirmen taşı arasında. Kâh tuz basımı kâh buz konumudur aşk; onulmaz gönül yarasında. Kaç “mak”tır bilinmez aşk; olmak-solmak, bulmak-kaybolmak arafında. “Üç cemre”dir8 aşk, kâh ateşten yaratılan şeytanı taşlamak kâh korda çakılı kalmak tarafında…
Hiç olup “sıfır puanla” kendinden geçmek, kendini geçmek, gönül sıratının ve iğne deliğinin bütün imtihanlarından geçmek ve sadece “Onun yeryüzünde-gökyüzünde-yüzde yüzünde-yüzbeyüzünde” kalmaktır aşk. Fenadan ebediyete geçicidir aşk. Geride bir ‘kül’lük bakiye dahi bırakmadan “Baki Küll” iklimini seçicidir aşk. Altından ırmaklar akan cennetleri nâr ile tutuşturan ataştır9 aşk. Lafı aşka getirmek değilmiş marifet. Tek “sözü geçen sükut”tur aşk…
“Âşık maşuk” kavramları bize ters diyen “kışa kuşam” hazırlasın.10 Zira hayatın alnına -sıcak yüzü, sıcakkanlılığı, sıcak bakışı- yazı/verendir aşk. İnsana en çok yakışan tek seçenek: Â/şıktır aşk.
Aşk üç harf. Ayın, şın, kaf. Sevi/ye’sinin “ayın” umut ışığıyla, sevda karasının kaf/dağıyla yarı/şını isteyene de istemeyene de harfi harfine aşk olsun. Elifi elifine aşk olsun ki aşkı âşık eden Elif’tir.11
Kadehin laleyse gönlüm; “aşkın” “içkin”dir, “içkin” “aşkın”dır. Daha muhabbetlisini de mehabbetlisini de bulamazsın. Geç kendinden bayıldıkça bayıl. Kendine gel! Ayıldıkça ayıl. “Elif” de sev ve sevil, “Bir” de say ve sayıl…
Aşksızı vermesin düşmanıma dahi – Aşk sızı/versin dostlara
Kalpteki YARADAN
Â/şıktan gayrısını sandığa gömenlere bir OY da bu satırların yazarının baş harflerinden. Geçerli eyle ya Rabbi! Aşktan gayrısını gerçek sandık isek; affeyle ya Rabbi! İllallah aşkına…
Dipnot:
(1) İsm: Günah / Adem: Yokluk. (2) Kabil: Mümkün. (3) Bin: Oğul. (4) Cudi: Cömert. (5) Hacer: a-Güzel he harfi ile yazılanı kaçma, kaçış, terketmek, hicret etmek, şirkten uzaklaşmak, emsalinden üstün olmak anlamlarına gelir. b-Kalın ha ile yazılanı ise taş demektir. (7) Safa: Sert, başka bir kütleye karışmayan, toprak ve çamurdan arınmış taş. Merve: Yumuşak ve esmer, kırmızımtırak volkanik kökenli, parçalanıp etrafı incelmiş sert ya da yumuşak her türlü taş. (8) Cemre: Sözlükte “kor parçası; çakıl taşı” gibi mânalara gelen cemre, bir fıkıh terimi olarak hacıların kurban bayramı günlerinde Mina’da attıkları küçük taşların her birini (şeytan taşlama) ve bu taşların atıldığı üç ayrı yeri ifade eder. (9) Ataş: a-Susuzluk, ateş, hararet. b- Kâğıtları birbirine tutturmak için kullanılan, telden yapılmış araç. (10) “Maşuk aşık” kelimelerinin tersten okunuşu “kışa kuşam” şeklindedir. (11) Aşk sözcüğüne elif harfi eklenince yeni kelime “âşık” olur.
