Bizimle İletişime Geçin

Tarih

Türkistan’da Ehl-İ Beyt’ten Bir Sahabî: Kusem B. Abbâs

Türkistan’a yerleşen ve İlah-i Kelimetullah için faaliyet gösteren, bu coğrafyada vefat eden sahabe Kusem bin Abbas’ı (ö. 57/676) Kimdir?

EKLENDİ

:

Bu yazımızda Türkistan bölgesine gelip yerleşen i’lay-i kelimetullah için faaliyet gösterip bu coğrafyada vefat eden sahabiler hakkında bilgi vermek istiyoruz. İlk olarak ehl-i beytten olan Kusem b. Abbâs’ı (ö.57/676) tanıtmak istiyoruz.

Türkistan Coğrafyasının İslâm’la tanışması Hz. Ömer döneminde İslâm ordularının Horasan bölgesine yönelmeleriyle başlamış, böylece bölge ve orada yaşayan insanlar İslâm’la ilk defa karşılaşmışlardır. Daha sonra Hz. Osman döneminde de devam eden fetih hareketleri, özellikle Muâviye döneminde bütün Horasan ve Mâverâünnehir bölgelerinin İslam hâkimiyetine girmesiyle sonuçlanmıştır. Fetihler münasebetiyle veya daha sonra değişik zamanlarda Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinin çeşitli şehirlerine birçok sahabî gitmiştir. Hatta oraya yerleşenler, vefat edenler de olmuştur.

Oraya giden sahabiler arasında, hicret sırasında Müslüman olan, Hudeybiye sulhundan itibaren bütün önemli hadiselere katılan, Hz. Peygamber’in (s.a) zekât tahsildarlığını yapan ve O’nun yakınları arasında yer almış olan Bureyde b. el-Husayb el-Eslemî (ö.63/683),, Hz. Osman döneminde yapılan Horasan fethine katılarak Merv’e yerleştiği ve orada vefat ettiği bilinmektedir. Yine Hakem b. Amr el-Ğifâr (ö.45-50/665-670), Ebû Berze el-Eslemî (ö.65/685) ve Abdullah Hâzim el-Eslemî (ö.72/691) gibi sahabilerin Horasan’ın Merv şehrinde bulunduğu ve oraya defnedildiği kaynaklarda zikredilmektedir.

İslâm medeniyetinin parlak devirlerinde meşhur ve bir müddet Timurlenk’in başkentliğini yapmış şehir olan Semerkant, ashap neslinin feyzini alma şerefine nail olmuş bu coğrafyanın önemli şehirleri arasında yer alır. Sahabeden Hz. Peygamber’in mesajını buraya ulaştıran Kusem b. Abbâs olmuştur. Kusem b. Abbâs hakkında pek fazla bilgi bulunmayan ayrıca Türkistan’da bulunduğuna inanılan, bilinen, tanınan ve bölge halkı tarafından çok sevilen bir sahabidir.

Kusem, Rasûlullah’ın (s.a) amcası Abbas’ın oğludur. Annesi; Hz. Hatice ve Hz. Abbâs’dan sonra Müslüman olan ilk kadın sahabi Ümmü’l-Fazl Lübâbe bt. Hâris el-Hilâliyye olup, Hz. Peygamber’in (s.a) hanımı Meymûne’nin kız kardeşidir. Bu durum Kusem b. Abbâs’ın Hz. Muhammed (s.a) ile hem baba, hem de anne tarafından akraba olduğunu göstermektedir. Babası ve kardeşleri ile birlikte Allah Rasûlü’nün duasına nail olmuştur. Dört halife dönemi ve Emevilerin ilk yıllarında yaşamıştır. Künyesi Kusem b. el-Abbâs b. Abdulmuttâlib el-Hâşimî şeklindedir. Kusem, aynı zamanda Peygamber Efendimizin isimlerinden biri olup, “her hayrı kendinde toplayan” anlamına gelmektedir.

Hz. Muhammed’in (s.a) torunu Hüseyin, Kusem’in annesi Lübâbe tarafından emzirildiği için onun sütkardeşidir. Kusem b. Abbâs’ın doğum tarihi kaynaklarda yer almamaktadır. Fakat Hz. Hüseyin sütkardeşi olduğuna göre, onun doğum tarihinden hareketle Kusem’in yaklaşık olarak ne zaman doğduğunu tespit etmek mümkündür. Şöyle ki, Hz. Hüseyin’in doğum tarihi olan 5 Şaban 4/11 Ocak 626’yılı aynı zamanda Kusem için de yaklaşık olarak kabul edebiliriz.

Babası Abbâs, onu çok sever ve çocukken şöyle diyerek oynatırdı:

“Kusem, Kusem, yiğit burunlu, akıllı ve cömert Kusem.”

Onu, Hz. Peygamber (s.a) de severdi. Bunun bir tezahürü olarak Allah Rasûlü, bir defasında Arafat’tan dönerken bineğinin arkasına ağabeyi Fadl’ı, önüne ise Kusem’i bindirmişti. Rasûl-i Ekrem’in (s.a) vefatında hazır bulunan Kusem, cenazenin yıkanmasında ve kabrine konulmasında yardımcı olduğu, kabirden de en son kendisi çıktığı şeklinde rivayetler bulunmaktadır. (Bkz. İbn Mâce, Cenâiz, 65)

Kusem b. Abbâs, Hz. Ali’yi çok sever ve onu kendi ailesine tercih ederdi. Kusem’e “sizler dururken, neden Ali halife oldu?” diye sorulunca, onun bu işe daha layık bulunduğu ve babası Abbâs’tan daha önce İslâm dinini kabul ettiği cevabını vermişti. Hatta Kusem; Rasûlullah’ın (s.a.) yanında Hz. Ali, babası Abbâs’ın sahip olamadığı önemli bir konuma sahip bulunduğunu belirtmişti. Kusem ile Hz. Ali arasındaki bu samimi ilişki onun hilafeti döneminde çok belirgin biçimde görülmektedir. Hz. Ali, 36/656 yılında Kusem’i Medine valisi tayin etmiştir. Kusem çok kısa bir süre, belki bir iki ay kadar Medine valiliği yaptıktan sonra, Hz. Ali tarafından aynı yıl Ebû Katade el-Ensârî’nin yerine Mekke valisi atanmıştır. Kusem’in, Taif’in de bağlı bulunduğu, Mekke valiliği Muâviye tarafından 42/662 yılında buraya Hâlid b. el-As’ın tayin edilmesine kadar devam etmiştir. Bu sırada o, 38 yaşlarında idi. Hz. Ali, Kusem’i Mekke valisi tayin ettiğinde ona bir mektup yazmıştı. Bu mektupta o, Kusem’den hac emirliği yapmasını, Allah’ın geçmiş kavimleri nasıl cezalandırdığını halka hatırlatması, gece-gündüz onların meselelerini halletmek için vazifesine devam etmesini, herhangi bir konuda görüş soranlara cevap vermesini, bilgiden yoksun olan Mekkelileri aydınlatmasını, “yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram” (Bkz. Hac 22/25) ayetinden dolayı, şehrin sakinlerinden vergi almamasını istemektedir.

Daha sonra ashabtan Muâviye b. Ebî Sufyân’ın 39 (659) yılında Yezîd b. Şecere er-Rehâvî’yi hac emiri olarak tayin etmesine karşı çıkması üzerine Yezîd b. Muâviye kumandasında 3000 kişilik bir ordu Mekke’ye doğru hareket etti. Kusem, ordunun Mekke’ye girmesini engellemek için halka çağrıda bulunduysa da gerekli destek ve yardımı sağlayamadı. Yezîd herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan Mekke’ye girdi. Kusem, hac emirliğine Yezîd b. Şecere er-Rehâvî dışında birinin getirilmesi isteğini tekrarladı. Ebû Saîd el-Hudrî’nin görüşü doğrultusunda hac idaresine Şeybe b. Osman getirildi.

Muaviye döneminde ise Kusem, 56/676 yılında Horasan Valisi Saîd b. Osmân b. Affân’ın kumandasındaki bir ordu ile Mâverâünnehir’e yapılan sefere katıldı. Saîd b. Osman, Emevilerden olmakla birlikte, ordusu içinde yer alan Kusem’e son derece izzet ve ikramda bulunup onu yanından ayırmamıştır. Son derece mutevazi ve hakkına rıza gösteren bir insan olan Kusem, Hz. Peygamber’e (s.a) yakınlığı nedeniyle kendisini diğer insanlardan ayrıcalıklı görmemiştir. Nitekim bir rivayete göre; Saîd b. Osmân ona “Elde edilen ganimetlerden size bin pay mı verilecek?” diye sorunca, “Hayır beş pay” şeklinde karşılık vermiştir. Arkasından da “Önce diğer insanların hisselerini verin, daha sonra benimkini düşünürüz” demiştir. Böylece o, kanaatkârlığını ve olgunluğunu gayet net bir biçimde ortaya koymuştur. Ayrıca bu tavrından onun ne denli peygamber ahlakıyla ahlaklandığı ve çevresindeki insanlardan kendisini farklı değerlendirmediği açıkça anlaşılmaktadır.

Onun ilmi şahsiyetiyle ilgili olarak da şunlar dile getirilmektedir: Kusem b. Abbâs’ın, son zamanlarında da olsa Hz. Muhammed’in (s.a.) devrinde yaşamış ve sahabenin ileri gelenleriyle sohbet etmiş, onlardan hadis dinlemiş bir şahsiyettir. Böyle olduğuyla ilgili hiç şüphe yoktur. Fakat hayatının büyük bölümünü ileri gelen sahabenin bulunduğu yer olan Mekke’ de geçirdiği için adı, pek fazla ilmi literatüre girmemiştir. Ayrıca etrafında pek çok tanınmış şahsiyetin yer alması onun tanınmasına fırsat vermemiştir. Hz. Peygamber ‘den (s.a) ve babasından, ayrıca kardeşi Fazl ve Talha b. Ubeydullah’tan hadis rivayet etmiş, kendisinden Hânî b. Hânî, Abdülmelik b. Muhammed b. Amr ve Ebû İshak es-Sebîî rivayette bulunmuştur.

Kusem, Rasûlullah’dan (s.a) az da olsa bazı hadisler nakletmiştir. Bunlardan ikisi şöyledir:

Nebi (s.a) Ca’fer b. Ebi Talib’e şöyle dedi: Allah beni peygamber olarak göndermeden (bi’set) önce sahip olduğun dört özellikten dolayı sana teşekkür ettiğini bana vahy etti. Bunlar nedir?

-Ya Rasûlellah! Anam babam sana feda olsun. Allah sana benim hakkımda bunları bildirmeseydi, haberdar olamazdım. Ben herhangi bir fayda ya da zararlarını görmediğim için putlara tapmaktan hoşlanmazdım. Aklıma zarar vereceğinden içki içmeyi sevmezdim. Çünkü bana aklımı güçlendirmek, ona zarar vermekten daha güzel gelmiştir. Bana yapılmasını istemediğim için zinadan nefret ederdim. Seviyesizce bir davranış biçimi olarak gördüğüm için yalan konuşmayı sevmezdim.”

Kusem, Rasûlullah’dan (s.a) yine şöyle bir hadis rivayet etmektedir:

“Fazilet ve iyiliği Allah’ın kullarından merhametlilerde arayın ki, onların himayesi altında yaşayabilesiniz.”

Kusem’in rivayet ettiği hadislerden hiçbiri Kütüb-i Sitte içinde yer almamıştır.

Yüksek ahlakı, ilimi ve Hz. Muhammed’e (s.a) yakınlığı nedeniyle Türkistan halkları tarafından kendisine büyük değer ve itibar gösterilmiştir. Nebi’ye (s.a) çok benzeyenler arasında kaydedilen Kusem’in, son derece vera’ sahibi ve faziletli bir insan olduğu hususunda kaynaklar ittifak etmiştir. Cömertliğini ortaya koyan rivayetler bulunmaktadır. Rivayete göre, o güzel koku sürünmeyi çok sever, hatta insanlar evinden mescide giderken yayılan kokudan onun geçtiğini anlarlardı.

Kusem’in şahsiyet ve karakterini nakledilen şu sözler ortaya koymaktadır:

“Mükafatını veremeyeceğim hiçbir kimse düşünemiyorum. Ancak evinden çıkıp pek çok engeli aşarak bana ulaşan ve bana ihtiyacını arz eden ya da meclisime katılan kimsenin mükafatını vermeye gücüm yetmez.”

“Senin dostun başına bir sıkıntı gelince ona üzülen kimsedir. Yoksa senin dostun işlerin ters gittiğinde seni sürekli kınayan kişi değildir.”

Kusem b. Abbâs’ın vefat ettiği yer ve zaman konusunda kaynaklar muhtelif bilgiler vermektedir. Bu bağlamda muhaddis Muhammed b. İsmâil el-Buhârî’nin et-Tarîhu’s-sağîr adlı eserinin bir yerinde Kusem b. Abbâs’ın 37/657 yılında Büsr b. Ebî Ertat tarafından Yemen’de öldürüldüğü yer alsa da bu bilginin bir istinsah hatası olduğu anlaşılmaktadır. Fakat aynı eserin bir başka yerinde, Muaviye döneminde (41-60/661-680) Semerkand’da öldüğü kaydedilmektedir. Bir kısım kaynaklar da Buhara’nın fethini müteakip Kusem’in Saîd b. Osmân’dan ayrılarak Merv’e döndüğünü ve orada öldüğünü belirtmekte; onun na’şının Ebû Humra mahallesinde bulunan mezarlığa defnedildiğini zikretmektedir. Ancak Semerkand’da vefat ettiği görüşü daha yaygın ve tercihe uygun görülmektedir. Çünkü kardeşi Abdullah’ın “Doğduğu yerle öldüğü yer birbirinden ne kadar uzak! Mekke’de doğdu, fakat Semerkand’da öldü” diyerek onun haline üzüldüğü rivayetiyle, tefsir müellifi Ebû Sâlih’in: “Biz hiç bir ananın çocuklarının kabirlerini, Abbâs’ın Ummü’l-Fadl’dan olan çocuklarının kabirleri kadar birbirinden uzak görmedik. Fadl Şam’da, Abdullah Taif’de, Ubeydullah Medine’de, Kusem Semerkand’da, Ma’bed ise Afrika’da öldü” sözleri bu görüşü teyit eder niteliktedir. Bunun yanında Kusem’in mezarının Semerkand’da bulunduğu kanaatine sahip olanlardan biri de seyyah İbn Battuta’dır (ö.1369). O, eserinde kendi döneminde (1304-1369) mezarın bulunduğu yerden, kubbesinden özelliklerinden ve çevresinde yapılan törenlerden bahsetmektedir. Buna göre, Kusem b. Abbâs’ın kabrinin Semerkand’ın girişinde bulunan“şâh-ı zinde” (yaşayan sultan) olarak da anılan yapılar topluluğu içinde yer aldığı, şehrin alınışı sırasında şehit olduğu, şehir halkının her pazartesi ve Cuma gecesi kabri ziyaret ettiği, uzaklardan da ziyaretçilerin olduğu ve adaklarda bulunduğu, bunların gelen gidene ve orada bulunan zaviye ile kabrin bakıcılarının ihtiyaçlarına harcandığı gibi bilgilere yer vermektedir

Türkistan coğrafyasına gelip İslâm mesajını ulaştıran ashap neslinden biri olan Kusem b. Abbâs, sahip olduğu güzel ahlak ve Hz. Peygamber’e (s.a) yakınlığı en temayüz eden özellikleri arasında yer alır. Bu özellikleri sayesinde o, günümüzde de tanınır olmuştur. Türbesi Orta Asya Türklerinin bir ziyaret merkezi olmuştur. Onların gözünde Kusem b. Abbas efsanevi bir şahsiyete dönüşmüştür.

Kaynaklar

Abdulhâlık Bakır, “Kusem b. Abbâs”, DİA, XXVI, 462-463.

Ahmet Yıldırım, Orta-Asya Türkistan Coğrafyasında Ehl-i Beyt’ten Bir Sahabî: Kusem b. Abbâs, Somuncubaba Dergisi

Buhârî, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail, et-Târihu’l-Kebîr, Haydarâbad, 1360, VII, 194.

Buhârî, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail, et-Târihu’l-Sağîr, Kahire 1976, I, 86.

Hasan Kurt, Orta-Asya’da Peygamber Ailesinden Bir Sahabî: Kusem b. Abbâs, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: XXXIX, s. 565-579.

İbn Hacer, el-İsâbeTemyîzi’s-Sahâbe, Dâru’l-Kutubi’l-İlimiyye, Beyrut1995, III, 226-227.

İbn Sa’d, Muhammed, et-Tabakâtu’l-Kubrâ (Kitâbu Tabakati’l-Kebîr), Beyrut Tsz., VII, 16-17, 367.

Zehebî, Muhammed b. Ahmed, Siyeru A’lami’n-Nubelâ, Thk. Şuayb Arnaut-M. Nuaym Araksusî, Beyrut 1996, III, 440-442.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar