1. Anasayfa
  2. Genel

Türkistan’da Hoca Ahmed Yesevî’yi Yeniden Anlamak

Türkistan’da Hoca Ahmed Yesevî’yi Yeniden Anlamak
Mausoleum of Khoja Ahmed Yasawi
0

 

Bir Gönül Erinin İzinde…

Bir gönül vardı Türkistan’da,

sözü hikmet, yolu irfan…

Bozkırın sessizliğinde

bir ses yükseldi;

insanı kendine,

kendinden Hakk’a çağıran…

Ne kılıçla fethetti gönülleri,

ne zorla kurdu hükmünü.

Bir kelime söyledi,

bir hikmet bıraktı,

sonra yürüdü gönüllerin içine… Hoca Ahmed Yesevî…

Bir isimden öte,

bir yoldu onun adı.

Bir çağdan öte,

asırlara uzanan bir gönül sesiydi.

Bazı insanlar vardır; yaşadıkları zamanla sınırlı değillerdir. Onları bir döneme, sözlerini bir dile, düşüncelerini bir coğrafyaya sığdırmak zordur. Onlar, aradan yüzyıllar geçse de yeniden okunur, yeniden düşünülür, yeniden anlaşılmaya çalışılır. İşte Hoca Ahmed Yesevî de böylesi şahsiyetlerden biridir. Onu sadece XII. yüzyılın Türkistan’ında yaşamış bir sûfî ve şair olarak görmek, onun tarihî ve fikrî tesirini anlamamak ve daraltmak olur. 

Hoca Ahmed Yesevî, Türkistan Coğrafyasında yaşan Türklerin ve diğer milletlerin dinî ve tasavvufî hayatlarında geniş tesir meydana getirmiş, “Pîr-i Türkistan” diye anılmış ve kendisine nispet edilen Yeseviyye, onun ardından müridleri vasıtasıyla Türkistan Coğrafyasının çeşitli bölgelerine yayılmıştır. Fakat Yesevî’yi asıl büyük kılan, yalnızca arkasında bıraktığı bir tarikat değildir.

Onun asıl büyüklüğü, insanın gönlüne ulaşan bir dil kurmuş olması, insan yetiştirmesi, insanların gönlüne dokunabilmesidir.

Şimdiye kadar Hoca Ahmed Yesevî hakkında çok şey yazıldı. Hayatı anlatıldı. Şahsiyeti üzerinde duruldu. Hikmetleri incelendi. Kurduğu Yeseviyye’nin tarihî seyri araştırıldı. Tesirleri Anadolu’ya, Balkanlar’a ve daha geniş Türk-İslâm coğrafyasına kadar takip edildi. Bütün bunlar da önemlidir. Fakat bugün Yesevî’yi yeniden anlamak için belki daha yalın bir soruya dönmek gerekir: Hoca Ahmed Yesevî insana ne söylüyordu? 

Bu sorunun cevabı, onun düşünce dünyasının merkezine götürür bizi. Çünkü Yesevî’nin sözlerinde insan vardır. Nefsiyle mücadele eden insan… Hakikati arayan insan… Dünyaya bağlanırken kendisini kaybetmekten korkan insan… İlim öğrenen fakat öğrendiğiyle amel etmeye çalışan insan… Gönlünü arındırmaya çalışan insan… 

Bu yönüyle Yesevî’nin düşüncesi, sadece tasavvuf ilminin, tarihinin konusu değildir. Aynı zamanda insanın anlam arayışının tarihidir.

Hoca Ahmed Yesevî denilince akla ilk gelen kelimelerden biri hiç şüphesiz hikmettir. Fakat hikmeti yalnızca şiir olarak görmek eksik olur. Hikmet, Hoca Ahmed Yesevî düşüncesinde bilginin gönülle buluştuğu yerdir. O, İslâm’ın esaslarını, şeriat hükümlerini ve tasavvufun inceliklerini halkın anlayabileceği sade bir dille ifade etmiş; hikmetleri vasıtasıyla bu düşünceleri geniş Türk topluluklarına ulaştırmıştır. Burada çok önemli bir nokta vardır:

Hoca Ahmed Yesevî, hakikati hiçbir zaman halktan uzaklaştırmamıştır. Bilgiyi anlaşılmaz hâle getirmemiştir. İrfanı seçkinlerin dünyasına hapsetmemiştir. Sözü insanın anlayabileceği yere indirmiştir. Belki de bu sebeple hikmetler, yalnızca okunmamış; söylenmiş, dinlenmiş, ezberlenmiş ve nesilden nesile aktarılmıştır. Yesevî’nin hikmet geleneğinin gücü biraz da buradan gelir. Çünkü insan, kendisine ulaşmayan hakikatten kolayca etkilenmez. Hakikat dile geldiğinde, dile gelen söz gönle indiğinde, gönle inen söz hayata taşındığında, işte o zaman hikmet ortaya çıkar. Hikmet, bilgiden gönüle açılan kapı olmuştur.

Hoca Ahmed Yesevî’nin dilinde büyük bir sadelik, bir yalınlık vardır. Fakat bu sadelik yüzeysellik değildir. Bazen en derin hakikatler en sade cümlelerle söylenir. İnsan kendisini anlatmak için sayfalarca konuşabilir. Yesevî ise insanın önüne bir gönül aynası koyar. Bak der: Kendine bak. Nefsine bak. Ameline bak. Dünyaya nasıl bağlandığına bak. İnsanlara nasıl davrandığına bak. Ve bütün bunların ötesinde Rabbine karşı nerede durduğuna bak. Bu yüzden Yesevî’nin hikmetleri sadece bilgi veren metinler değildir. Onlar aynı zamanda insanı kendisiyle karşılaştıran metinlerdir. İnsanın dış dünyasını değil, iç dünyasını da düzenlemeye çalışır. Belki de Hoca Ahmed Yesevî’nin en önemli tarafı burada ortaya çıkar:

O, insanı dışarıdan değiştirmeye başlamaz; içeriden değiştirmeye çalışır.

Hoca Ahmed Yesevî’nin düşüncesinde dikkat çeken hususlardan biri, şeriat ile tasavvuf arasında kurduğu dengedir. Onun tasavvuf anlayışı, dinin zahirî hükümlerinden kopuk değildir. Hikmetlerinde Hoca Ahmed Yesevî’nin şeriata ve Hz. Peygamber’in (s.a) sünnetine bağlılığı özellikle vurgulanır; şeriat ile tarikatı telif etmesi, Yeseviyye’nin Sünnî Türkler arasında yayılmasında önemli bir unsur olarak değerlendirilir. Bu açıdan Yesevî’nin dünyasında tasavvuf, dinin yerine geçen başka bir yol değildir. Aksine insanın dini yaşayışını derinleştiren bir terbiye yoludur. İbadet vardır. İbadet, şekilden ibaret değil ruhu vardır. Bilgi vardır. Bilginin ahlâkı vardır. Söz vardır. Sözün sorumluluğu vardır. Yesevî’nin irfanı, bu bütünlüğü koruma çabasıdır. Hoca Ahmed Yesevî’yi yeniden anlamanın belki de en önemli yolu, onun insan anlayışını yeniden düşünmektir. Çünkü onun bütün irşadının nihayetinde ulaştığı yer insandır.

İnsan kendisini bilmeli… Nefsini tanımalı… Kibirden uzaklaşmalı… Dünyaya karşı ölçülü olmalı… İyiliği çoğaltmalı… Gönül kırmamalı… Hakikati sadece dilinde değil, hayatında da taşımalı… Bunlar ilk bakışta çok sade şeyler gibi görünür. Fakat insanlık tarihinin en zor meseleleri çoğu zaman bu sade hakikatlerin yaşanmasıyla ilgilidir.

Hoca Ahmed Yesevî’nin büyüklüğü, insanın ne olması gerektiğini anlatırken soyut bir insan tasavvuru kurmamasındadır. O, insanı ahlâk üzerinden düşünür. İnsan, ahlâkıyla insandır. İrfan, davranışa dönüşmedikçe eksiktir. Bilgi, gönlü güzelleştirmedikçe tamamlanmış değildir.

Hoca Ahmed Yesevî’nin düşüncesini bugün yeniden okumayı gerekli kılan konulardan biri de onun zühd anlayışıdır. Zühd, dünyayı bütünüyle terk etmek değildir. Asıl mesele, dünyanın insanın gönlüne hâkim olmasına izin vermemektir. İnsan dünyada yaşayabilir. Çalışabilir. Kazanabilir. Üretebilir. Makam sahibi olabilir. Fakat bunların hiçbirini kendisinin mutlak değeri hâline getirmemelidir. Yesevî’nin irfanı insana, sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarının karşısındaki tavrıyla bakmayı öğretir. İşte bu anlayış bugün de önemini korumaktadır. Çünkü insanın elindeki şeyler çoğaldıkça, onlara bağlanma ihtimali de artabilir, artmaktadır. Hoca Ahmed Yesevî ise insanı eşyaya değil, hakikate bağlanmaya çağırır.

Hoca Ahmed Yesevî denildiğinde “gönül” kelimesinin ayrı bir yeri vardır. Gönül… Türkçe’de yalnızca kalp değildir. İnsanın iç dünyasıdır. Vicdanıdır. Sevgisidir. Hassasiyetidir. Hakikate açılan tarafıdır. Hoca Ahmed Yesevî’nin irfanında gönül, insanın en önemli imtihan alanlarından biridir. Gönül temizlenirse söz güzelleşir. Söz güzelleşirse davranış güzelleşir. Davranış güzelleşirse insan güzelleşir. İnsan güzelleşirse toplum da değişmeye başlar. Bu nedenle Yesevî’nin medeniyet tasavvurunun başlangıç noktasında belki de şehir değil, gönül vardır.

Peki Hoca Ahmed Yesevî’yi bugün neden yeniden okumalıyız? Sorusu burada çok önemli. Çünkü çağ değişti. Fakat insanın temel soruları değişmedi: Ben kimim? Niçin yaşıyorum? Nasıl yaşamalıyım? Bilgi beni nereye götürüyor? Sahip olduklarım beni mi yönetiyor, ben mi onları yönetiyorum? Kalbimi ne besliyor? Hayatımın anlamı nedir? 

Hoca Ahmed Yesevî’nin yüzyıllar önce konuştuğu dünya ile bugünün dünyası aynı değildir. Fakat insanın bu sorular karşısındaki arayışı hâlâ devam etmektedir. İşte bu yüzden Yesevî’yi yeniden anlamak, geçmişe duyulan nostaljik bir ilgi değildir. İnsanın değişmeyen taraflarını yeniden keşfetme çabasıdır.

Hoca Ahmed Yesevî’yi yeniden anlamak, onu yalnızca “Pîr-i Türkistan” olarak anmak değildir.  Onu sadece bir mutasavvıf olarak bilmek de değildir. Onu sadece Dîvân-ı Hikmet‘in şairi olarak okumak da değildir. Bütün bunların ötesinde onun sözünün arkasındaki insanı görmek gerekir.

Bir gönül insanını… Bir mürşidi… Bir ahlâkçıyı… Bir öğreticiyi… Bir hikmet sahibini… Ve insanı hakikate çağıran bir irfan yolcusunu…

Hoca Ahmed Yesevî’nin hayatına dair tarihî bilgilerin sınırlı oluşu ve mevcut rivayetlerin menkıbelerle iç içe bulunması, onun tarihî şahsiyetini bütün ayrıntılarıyla yeniden kurmayı güçleştirmektedir. Fakat bu durum onun fikrî ve tasavvufî tesirini anlamaya engel değildir. Çünkü bazen bir insanı hayatının bütün ayrıntılarından daha çok, ardında bıraktığı etki anlatır. Hoca Ahmed Yesevî’yi de asırlar boyunca yaşayan tesiriyle okumak gerekir.

Yüzyıllar önce Türkistan’da bir gönül insanı konuştu. Söyledikleri hikmet adıyla yayıldı. Bir şehirden diğerine… Bir gönülden diğerine… Bir nesilden diğerine… Ve zaman, o sesi susturamadı. Çünkü bazı sözler bir çağ için söylenmez. Bazı sözlerin zamanı yoktur. Hoca Ahmed Yesevî’nin sözü de böyledir. Onun bize bıraktığı en büyük miras belki de şudur: İnsanı yeniden kendisine döndürmek.

Kendisine dönen insan, gönlüne bakar. Gönlüne bakan insan, ahlâkını düşünür. Ahlâkını düşünen insan, başkasına nasıl davranması gerektiğini öğrenir. Ve böylece küçük bir gönül terbiyesi, büyük bir medeniyet fikrine dönüşür. Bu yüzden Hoca Ahmed Yesevî’yi yeniden anlamak, yalnızca geçmişte kalmış bir sûfîyi yeniden okumak değildir. İnsanı yeniden okumaktır.

Belki bugün onun hikmetlerine yeniden dönmemizin en önemli sebebi de budur. Çünkü insanın dünyası değişmiş olsa da gönlünün aradığı hakikat değişmemiştir. Ve Türkistan’ın derin sessizliğinde, yüzyılların ötesinden hâlâ aynı ses duyulur: 

İnsanı kendinden alıp hakikate götüren bir ses…

Hoca Ahmed Yesevî’nin sesi. Hikmetin sesi. Gönlün sesi.

Prof. Dr. Ahmet YILDIRIM; 1964 yılında  Bayburt’ta doğdu. 1987 yılında Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. 1990 yılında Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hadis Ana Bilim Dalında Dârimî ve Sünen’i adlı teziyle Yüksek Lisansını, yine aynı ana bilim dalında 1996 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları çalışmasıyla doktorasını tamamladı. 1997 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalına Yardımcı Doçent olarak atandı. 2006 yılında doçent, 2011 yılında profesör oldu. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde profesör olarak akademik çalışmalarını sürdürmektedir. Arapça ve Almanca bilmektedir. Yıldırım’ın doktora tezi yanında; yayımlanmış Din, Dünyevileşme ve Zühd, Peygamberimizin Sade Hayatı ve Hoca Ahmed Yesevî'nin Hadis Kültürü adlı çalışmalarıyla birlikte makale ve diğer çalışmaları da bulunmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir