Bizimle İletişime Geçin

Kitap

Türkmen Dağı’ndan Selam Getiren Kitap: İleri Karakol

Bir teyze, Türkiye’den geldiğini öğrendiği yazara “Türkiye kokuyorsun yavrum” diyerek tarifi imkansız duygularla sarılıyor. Bir başkası “Türkiye’miz olmasa bizi bir yılda yok ederdi bunlar.” diyor.

EKLENDİ

:

Behçet Alkan, Anadolu Ajansı (AA) Nevşehir temsilcisi. Savaş muhabirliği eğitimi ve tecrübesi olan bir gazeteci. Yani hem alaylı hem mektepli. Anadolu’nun güzide ve mütevazi bir ilinde görev yapması sizi yanıltmasın. Afganistan, Somali, Arakan, Türkmenistan, Suudi Arabistan, Kazakistan ve Sierra Leone gibi ülkelerde haber kovalamış, belgeseller hazırlamış. Onu sıradan bir gazeteci olmanın ilerisine taşıyan ise dert sahibi biri olması. Zaten bu dert sayesinde kamera ve mikrofon tutmaya alışık olan elleri kalem tutmaya, kitap yazmaya karar vermiş. Pasaport edindiği davası sınırları aşmasını sağlamış. Zahmet ve zorluk demek olan uzak diyarlar böylece yakınlaşmış. Evli ve çocuk sahibi olması onu derdinden geri koymamış.

Vatansever ve şehitlere ithaf ettiği İleri Karakol’un kendi payına düşen telif gelirlerini, savaşta anne babasını kaybeden yetim çocukların ihtiyaçlarında kullanılmak üzere İHH’ya devretmiş. Arka kapağına bakarsanız “bu kitap, kadim diyarlarda asırlardır boynu bükük kalsalar da vatanseverliğin anlamını hatırlatanların hikayesini anlatıyor.” Bu açıklamada bir kelime eksikliği var. O kelime “gerçek”. Yukarıdaki cümlenin son üç kelimesi “… gerçek hikayesini anlatıyor.” olmalıydı. Hikâye, olmuş ya da olması mümkün olayların anlatımı demek olsa da daha çok akıllarda “olması mümkün” kısmıyla bir kurgu gibi yer ediniyor. Bu da gerçekliğe gölge düşürüyor ve “hikâye” anlattığı söylenen eserlerin inandırıcılığını olumsuz etkiliyor.

İleri Karakol, “bir kitaptan öte vatanseverlik öğretisi” olarak takdim ediyor kendini. Yazar bu iddialı çıkışı yaparken eseri okuyan herkesin kendine mutlaka katılacağı inancına duyduğu kuvvetli güveni vurguluyor. Bir diğer iddialı nokta ise eserin IMDB puanı yüksek sürükleyici bir filme benzetilmesi. Bu yüzden kitapta ayraç kullanmaya gerek olmayacağı, zira başlayıp bitirmenin sadece birkaç saat süreceği hatırlatılıyor. Sona erince de “keşke biraz daha sürseydi bu serüven” dedirteceği belirtiliyor. Bu kitapta yazılanlara aynel yakin şahit olsaydınız ve bu kitabı siz yazsaydınız emin olun siz de benzer iddialı cümleler kurardınız.

Türkiye Türkiye’den Büyüktür

Çıra Yayınları eseri “anı” kategorisinde değerlendirmiş. Anı deyince insan zihni eskilere yani çok gerilere gidiyor ama yazarın bizi götürdüğü günler birkaç yıl öncesine dayanıyor. İleri Karakol, Behçet Alkan’ın ilk kitabı. Bir ilk eser olmasına rağmen üç ay denebilecek kadar kısa bir sürede ikinci baskısını yapmış. İlk baskı Nisan 2021, ikincisi ise Haziran 2021 tarihli. Bu başarının sırrını kitabın konusu kadar yazarın samimiyet ve cesaretinde de aramak gerek. Yazar, sadece anılarını yazmakla yetinmemiş, bölgeye dair okumalardan yaptığı alıntılarla vermek istediği mesajları güçlendirmiş.

Kitap, ifade tarzı dikkate alındığında bir belgesel metni tadı da veriyor. Bu anlatım tarzında yazarın gazeteciliğinin de etkisi olduğu muhakkak. Çatışma sahneleri ile düşman tank ve havanlarının menziline giren yollardan araçla geçiş sırasında yaşananların tasvir edildiği cümleleri okurken izlediğiniz savaş filmlerinin görüntüleri zihninizde beliriyor. Yazar profesyonel bir edebi destek aldı mı bilmiyorum ama böyle bir katkının kitabın okuma lezzetine lezzet katacağı, yazı dilini daha etkileyici hale getireceği kesin. Akıcı sayfalar okurda roman hissi bırakıyor, bu da ilerlemeyi kolaylaştırıyor. Kitabı bitirme sürenize belirleyecek olan en önemli unsurların başında ise içeriğine duyduğunuz merak geliyor.

Takdim, “Kitaba İlk Adım” başlığıyla yazar tarafından yapılmış. Burada çeşitli ve etkili örnekler verilerek “Türkiye, Türkiye’den büyüktür.” mesajının altı çiziliyor. Suriye’ye gidip gelmeye başladıktan sonra bizzat edindiği tecrübe ve gözlemler, yazara “geçmişteki algısal hatalarımla yüzleşmemi sağladı.” dedirtmiş. Takdimden sonra içindekiler kısmında sıralanan 16 başlık şöyle; Savaşın Düşündürdükleri, Dünden Bugüne Suriye, Haber Merkezinden Sınır Ötesine, Halep’e Doğru, Suriye’de Bir Hastane, Özne: Bayır Bucak, Türkmen Dağı Yolculuğu, Al Bayrak Sevdalıları, Çileden Umuda, Ölümle Yaşam Arasında, Tarih Bize Fısıldasa Ne Der, Hayalet Köyde Bir Türk Kadını, Yüklemi ‘Ölüm’ Olan Hayatlar, Cefakarların Fedakarlığı, Son Asrın Savaş Meydanı: Suriye, Bir Hayalim Var.

Başlıklar, deneme türüne ait diyebileceğimiz metinlerden oluşuyor. Anılara geçmeden önce ikinci başlıkta dünden bugüne kısa bir Suriye tarihi fotoğrafı da çekilmiş. Yazar, Afrika’da yardıma muhtaç bölgelerde birlikte faaliyet yaptıkları İHH yetkililerinin teşvikiyle sınırın diğer tarafında yaşanan gelişmeleri haberciliğin verdiği imkanlar dahilinde aktarmak için harekete geçtiği bilgisini paylaşıyor.

Savaş Bizi Özgürleştiriyor

Yazar, savaş atmosferinde hayatı alt üst olmuş bölge insanlarıyla yaptığı diyaloglara da yer veriyor. “Savaş size çok acı yaşattı, Allah yardımcınız olsun” dediği birinden “Yok evlat, savaş bize özgürlük getiriyor.” cevabını alması, o topraklardaki onca acı arasında nokta kadar da olsa ümidin de yeşerecek bir zemin bulabildiğini örnekliyor. “Türkiye’den geldik, yardım getirdik” diyerek çalınan kapılarda ürkek bakışlar yerini mutluluğa bırakıyor. Bir teyze, Türkiye’den geldiğini öğrendiği yazara “Türkiye kokuyorsun yavrum” diyerek tarifi imkansız duygularla sarılıyor. Bir başkası “Türkiye’miz olmasa bizi bir yılda yok ederdi bunlar.” diyor.

Esed güçlerince muhaliflerden alınan bölgelerdeki halk, rejim saflarında savaşmaya zorlanıyor, kabul etmeyenleri bekleyen zindanlar ve ağır işkenceler var. Yazar, 57 yıllık ömrünün 22 senesini hapiste geçirmiş biriyle yaptığı mülakattan pasajlara da yer vermiş. Ölüm haberi bu şartlarda müjde olarak yorumlanıyor...

Kitabın adı da mezkûr söyleşilerden birinden alınmış. Ahmedadlı bir komutan; esas hedefin Anadolu olduğunu, Türkmen topraklarının Anadolu için ileri karakol vazifesi gördüğünü vurguluyor. İleri karakol benzetmesi, 1990’lı yıllarda Türkmenlere yakın bölgelere yerleştirilmek istenen PKK’lılarla Türkmenler arasında “Bizim topraklarımızdan bizim gardaşlarımızı vuramazsınız” itirazıyla yaşanan çatışmalarla teröre göz açtırmayarak ispatlanıyor.

Kitaptaki en dramatik tablolar hastane ziyaretinin anlatıldığı sayfalarda karşımıza çıkıyor. Düne kadar marangoz, bakkal, terzi, çiftçi, işçi olan insanlar bugün Türkmen Dağı’nda sadece rejimle değil farklı ülkelerden getirilen paralı askerlerle de savaşıyor. Yazar, tehlikeleri göze alıp gerek cephe hattına gerekse yaşadıkları yere kadar giderek onlarla yaptığı görüşmeleri bize aktarıyor. Röportajlardan öğrendiğimiz en dikkat çeken bilgiler arasında cephede günde on mücahit şehit düşüyorsa cephe gerisinde günde otuz sivilin şehit olduğu haberi de var. Direnişçiler, sözü Rusya ve İran’a getirerek katilin mühimmat derdi yok diyor.

Bayır Bucak ismini defalarca işitmiş olmama rağmen, iki kelimeyle tek bir yerin değil farklı noktaların kast edildiğini bu kitap vesilesiyle öğrendim. Türkmen Dağı’ndaki irili ufaklı tepelere ait yerlere Bayır, düzlükteki yerleşimlere ise Bucak deniyormuş. Şarapnele de şaziye diyorlar. Türkmenler, kendi aralarında Türkçe konuşuyor, Arapçayı okullarda öğreniyorlar. Yazar burada öyle bir örnek veriyor ki bu, sınırın diğer tarafındaki Türkmen Dağı bölgesinde kimlerin yaşadığı hakkında her şeyi çok net özetliyor: “Gözünüz kapalıyken sınırı geçip buraya gelseniz hala Türkiye’de olduğunuzu düşünürsünüz. Yaşam biçimi, dil, kültür, her şey aynı…”

Önümde Kâbe Arkamda Türkiye

Türkmenler birbirlerine olan bağlılıklarıyla tanınıyor. Anadolu’da çay ne kadar seviliyor ve içiliyorsa Türkmen topraklarında da fincan yerine küçük su bardaklarıyla ikram edilen kahve aynısı. Suriye’de seçimlerin askerlerin açık nezaretinde yapıldığını, pusulalarda sadece evet ve hayır şeklinde iki seçenek olduğunu, ihtiyarlık ya da hastalık nedeniyle yanlışlıkla hayır’ı işaretleyenlerin nasıl dövüldüğünü öğrenince Baas partisinin yıllarca nasıl iktidarda kaldığını anlıyorsunuz. Savaş muhabiri olan yazar, bir sır verir gibi “çatışma alanlarında mermi vızıltılarını duyabiliyorsanız bu iyiye işaret, zira vücuda isabet eden merminin sesi işitilmez” hatırlatması yapıyor. Sahra hastanelerinde, siperlerde, sivil alanlarda gönüllüce ve fedakârca verilen mücadele yazara Çanakkale Ruhunu andırıyor.

Sadece rejime değil, çok uluslu yapılara karşı verilen mücadelenin bir tür kurtuluş savaşına benzetildiği kitapta çarpıcı cümleler de var. Ama öyle bir tanesi var ki yazarın yerinde olsam bunu mutlaka kapak tasarımında uygun bir yere ekletirdim. Kapak olmazsa bile arka kapakta kesinlikle paylaşır, daha fazla görünür olmasını sağlardım: “Biz, namaz için yönümüzü kıbleye döndüğümüzde Türkiye’ye sırt veririz. Önümde Kâbe, arkamda Türkiye, yanımızda Allah var, korkma!” Bu duruş bana İbn Teymiye’ye ait olduğu rivayet edilen ve sahibini ölse de kalsa da her durumda zaferle müjdeleyen şu cümleleri hatırlattı: “Düşmanlarım bana ne yapabilir ki? Ben cenneti yüreğimde taşıyorum. Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem ise şehadettir.”Anlaşılan o ki bu motivasyon, dipdiri bir bilinçten akıp geliyor.

İnsansız hava araçlarıyla gözetlenen araziler için bir önlem olarak bir kısmı araçla, kalan kısmı yaya olarak gidilen yollarda park edildiği yerde İHA’lara karşı üzeri dallarla örtülen araçlar, cepheden veya sivil alanlardan aldığı yaralıları hastaneye taşırken vurulmamak için üzeri çamurla, koyu renkli kumaşlarla kaplı ambulanslar hizmet veriyor. Rejim ve işbirlikçilerinin saldırıları, halkı yıldırmaya ve topraklarını terk etmeye zorlama amacı taşıyor. DAEŞ’in nasıl bir zamanlamayla ve niçin ortaya çıktığına dair de görüşler deeserde sıralanıyor. Okuru en çok etkileyeceğine inandığım gözlem ve tespitlerden biri de normal şartlarda sıradan sayılabilecek birçok şeyin savaş ortamında birer lükse dönüşmesi. Bu durum kelimelerin yetersiz kaldığı, derslerle dolu öyle ibretlik bir hal ki…

Bir Hayalim Var

Yazar, ne zaman uzaklara yolculuğa niyetlenecek olsa çantasına şeker ve balon doldurduğunu ifade ediyor. Gittiği mazlum coğrafyalarda onları çocuklara verirken şahit olduğu o paha biçilemez mutluluğun altını çiziyor. Savaş ortamında da olsa çocuk her yerde çocuk ve onun hoşuna gidecek ufacık bir hediye bile gönlünü kısa süreliğine de olsa almaya yetiyor. Ağlayan, üzgün, mutsuz belki de aç bir çocuğa küçük bir balon veriyorsunuz ve dünyalar onun oluyor. Ağlayıp duran çocuğu küçük bir sürprizle susan anneler size diliyle ve haliyle en içten teşekkürlerini ve tebessümlerini sunacak kadar seviniyor. Yazar, savaşzedelerin kendilerine bunu kimlerin yaşattığının farkında olduğunu, amaçlarını bildiklerini, çeşitli vesilelerle seslerini duyursalar da üretilen algıya engel olamadıklarının aktarıyor.

İçerikle ilgili belgesellerin karekodları hazırlansa ve kitap sonuna ya da ilgili bölümlerin peşine eklenmiş olsaydı insanlar kitap vesilesiyle kameralara yansıyan görüntüleri de izlemiş olurdu. Bu, anlatılanların daha anlaşılır ve kalıcı olmasını sağlardı. Çünkü her hafızada görmek başka, okumak başka izler bırakıyor. Yeri geliyor, biri diğerinin önüne geçebiliyor. Keskin nişancıdan korunmaya çalışırken, duvarlarında silahların asılı olduğu karargahta haber yazarken, şehitlerin defnedildiği mezarlıkta, aracında Türk bayrağı taşıdığı için işkence gören Mehmet amcayla görüşürken, bazıları şehit olan direnişçilerle yan yana poz verirken çekilen ve kitabın son sayfalarında yer alan fotoğraflarda bu amaç hedeflenmiş gibi.

Kitabın son bölümü olan on sayfalık “Bir Hayalim Var” başlıklı final kısmı, eserin bitmediğinin göstergesi diyebilirim. Bir anı kitabının böyle bir sonla biteceğini hiç tahmin etmezdim. Son derece isabetli bir karar olmuş bu satırlar. Sayfalar sona eriyor ama yazar, okurla samimi hayallerini paylaşmaktan ve tabir uygunsa bu şarkı burada bitmez demekten kendini alamıyor. Türkmen Dağı alt başlığını taşıyan İleri Karakol, biten bir kitap gibi görünebilir ama kıyamete kadar sürecek bir mücadeleden derlediği sayfalarıgözler önüne seriyor.

Ne demek mi istiyorum? Ancak okununca hatta okumak yetmez, hissedilince belki biraz anlaşılacak bazı şeyleri izah etmeye çalışıyorum. Tıpkı Behçet Alkan’ın yapmaya çalıştığıgibi…

İleri Karakol (Türkmen Dağı)

Behçet Alkan

Çıra Yayınları

128 sayfa

Haziran 2021

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar