Dokunma istidadı verildi sana unutma. Dokun; bir kalbe dokun, bir kırık gönle, bir yetim sesine, kurumuş bir ekine, solmuş bir sümbüle, sönmüş bir hevese. Dokun; yıkık bir duvara, yaralı bir gemiye, kırık bir testiye, avucunda biriken duaya, dilinde büyüyen soruya. Temas ayrı şey nüfuz ayrı. Temas etmek inşa etmektir, nüfuz ihya etmektir.
Islan, ıslanmaktan sadece şemsiye üreticileri korkar. Islanmak, yağmura vefanın en güzel hikâyesidir. Hüküm giymemiştir hiç kimse yağmurda ıslanmaktan. Üstelik gözyaşını gizleyen iyi bir tarafı da vardır ıslanmanın.
Ama bir şey öğrenirsin diline üşüşen ısırgan otlarından. Bırak tek noktayı üç noktanın bile bitiremediği cümlelerin olur kimi zaman. Ve gitmenin bir kısa yolu olmadığını öğrenirsin, hicret emri alan göçmen bir kuştan.
Ne diyordu Umberto Eco; “Mutlu insanların bir hayat hikâyesi olmaz.” Kalk öyleyse, yeni bir öykü yaz, bir mutsuzluk satın al insanlardan, pazarlıksız ve sükûtun akşam pazarından. Bir mutsuzluk daha eksiltmeye bak, insanların gülüşü ertelenmiş ipotekli hesaplarından.
İnsan bir kez sever, gerisi heves. Sevdiği ölünce de ışıklar içinde kalmaz; ışıklar, içinde kalır. Bu yüzden eski yar demez, yaram eskidir der. Ruhundaki faça izlerini gizleyemez insan. Ne güzel söylemiş yolun büyükleri: Cevher harda, insan darda olgunlaşır.
Sevmek de zaferdir ölmek de. Kurşun geçirmeyen mezar taşı yapmışlar demekle mezar taşına bile işleyen kurşun icat etmişler demek aynı şey midir? İkisi de eşsiz bir zaferdir mucidinin dilinde.
Affetmek düşkünken değil üstünken muteberdir. Bak Yusuf’a: ‘La tesribe aleykümu’l-yevm’ (Bugün size kınama yoktur) demişti, yıllarını acımasızca çalanlara. Ümit etmek, bütün yollar tükendiğinde bile gözünü yoldan ayırmamaktır. Yakup’u hatırla: ‘İnnî seecidu rîhe Yusuf’ (Ben Yusuf’un kokusunu alıyorum’ demişti, kınanmak pahasına.
Senin hikâyen yazılmaya değer. Yorgun duygular, yorgun hayatlar doğurur. Unutkanlıkla utangaçlığın kâr zarar ortaklığı vardır. Yorgunluk hayret makamıdır. Hayret de muhkem bir ayet değil midir?
Bir hayaliniz varsa önce avuç içlerinizi harekete geçirin. Avuçlarınızı yakan yangın önce dudaklarınızı sonra da kalbinizi yakmıyorsa o hayalden vazgeçin. Bu vazgeçiş, köprüden önceki son çıkış değil yeni bir hayalin ilk bahanesi olsun. Hayal etmek bir iç yolculuktur ve yolun en zoru içe olanıdır. Yolu anlamlandıran yolun niteliği değil yolcunun maharetidir.
Devam edecek…
