Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Üstat Necip Fazıl’a Dair Hatıralarımız

Üstat Necip Fazıl’ı Büyük Doğu’da ziyaret ettik. Ziyaretimizden çok memnun oldu. Yarı uzanmış, yarı oturur vaziyetteydi. Doğrulamadığı için özür beyan etti. Oğlu Mehmet’e o gür sesiyle “Oğlum Mehmet, bu gençler pırlanta gençler, ikramda bulun” dedi. Mehmet de çay ve bisküvi ikramında bulundu. O tarihten sonra da Üstad’ı bir daha vicahen görme imkânımız olmadı.

EKLENDİ

:

1965 yılı Temmuz veya ağustosuydu. Bir pazar günü babamla bir toplantıya katılacağız diye evden çıktık. Şimdi saatini hatırlamıyorum. Sıcak bir gün ve öğleden sonraydı. İttepesi’ndeki ortaokulun konferans salonuna gittik. Bu tarihî bina, 1967 yazında ben ortaokula başladığım sene yandı.

O zamanlar Maraş’ın nüfusu 70.000 civarındaydı ve konferanslar için el ilanı dağıtılırdı. Belediye hoparlöründe de anons edilirdi.

Babamın toplantı dediği Üstat Necip Fazıl’ın konferansıymış. El ilanından ve belediye hoparlöründen öğrenmiştim.

O tarihlerde bu tür konferanslar nadiren yapılan faaliyetlerdi. Salon çok kalabalık ve hava da çok sıcaktı. “Üstat! Üstat!” alkışları arasında konferansa başladı. Aklımda kaldığı kadarıyla sahte kahramanlardan bahsediyordu. Sonradan kitap hâline de getirilen Sahte Kahramanlar Konferansıydı. Pek de bir şey anlamamıştım ama farklı bir şahsiyet olduğu, kafama yerleşmişti.

1973’te Maraş Lisesi’ni bitirip Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenciliğe başlayana kadar Maraş’a bir daha gelip gelmediğini de hatırlamıyorum.

Ankara’da öğrenciliğim döneminde bütün konferanslarını dinledim. MTTB her sene üstada Maltepe’deki Gölbaşı sinemalarında konferans verdiriyordu.

1975 yılında İstanbul’da yapılan MTTB Genel Kuruluna Ankara Hukuk Fakültesi Talebe Derneğini temsilen delege olarak katıldım ve divanda da yer aldım. Üstat; “Bir gençlik, bir gençlik!” diye başlayan Gençliğe Hitabesini bu kongrede sundu. Kavgalı bir kongre oldu. Üstat bu kavgadan çok müteessir olmuştu.

1977 seçimleri öncesi Üstad’ın rahmetli Erbakan’la arası açılmıştı ve o seçimlerde Türkeş’i desteklemekteydi. 1977 sonlarıydı hatırladığım kadarıyla. Rahmetli Akif İnan’ın evindeydik bir akşam. Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu vardı. Üstat telefonla Akif İnan’ı aradı. Uzunca bir konuşma yaptılar. Hatırladığım kadarıyla Üstat; “Erbakan’la görüşemedim, Türkeş’i aradım, telefon biraz geç açıldı. Türkeş; üstadım özür dilerim, namaz kılıyordum, onun için geç açtım.” diyerek özür beyan etti, dedi.

1978 yılı Mart ayında Akıncılar Büyük Kongresi yapıldı. Bu kongrede Akıncılar Genel Yönetim Kuruluna ben de seçildim.

1978 yılı Mayıs ayı sonlarında yönetim kurulundan Dr. Hikmet Akgül ve Ersönmez Yarbay’la İstanbul Teşkilatındaki görev değişikliğini tebliğe gitmiştik.

Üstat Necip Fazıl’ı Büyük Doğu’da ziyaret ettik. Ziyaretimizden çok memnun oldu. Yarı uzanmış, yarı oturur vaziyetteydi. Doğrulamadığı için özür beyan etti. Oğlu Mehmet’e o gür sesiyle “Oğlum Mehmet, bu gençler pırlanta gençler, ikramda bulun” dedi. Mehmet de çay ve bisküvi ikramında bulundu. O tarihten sonra da Üstad’ı bir daha vicahen görme imkânımız olmadı.

Eserlerinin hemen hepsini okumaya çalıştım. Özellikle Çöle İnen Nur’u, İdeolocya Örgüsü’nü ve Çile’yi…

Üstad kıvrak ve hazırcevap bir zekâya sahipti. Gerçek bir münevverdi. Hiçbir zaman güç ve iktidar karşısında eğilmemiş ve yılmamıştı.

Üstat, “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diyordu. Şimdi böyle bir sese muhtacız.

“Sultan Vahdettin” adlı kitabından dolayı yargılanmış ve mahkûm olmuştu. Bu mahkûmiyet ile ahirete irtihal etmişti.

Üstat son zamanlarında sakal bırakmıştı. Yargılama sırasında Ağır Ceza Reisi, Üstad’ın sakalını kastederek, “Necip Fazıl maymuna dönmüşsün” deyince, “Affedersiniz Reis Bey, o hâlde duvara döneyim” deyip duvara dönmüştü.

Üstat şiirden, romana, ilmihâle, hikâyeye, tarihe, tiyatroya kadar her türde eser verdi.

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

Çok Okunanlar