1. Anasayfa
  2. Düşünce

Varoluşsal Krizin Eşiğinde

Varoluşsal Krizin Eşiğinde
2

Dünyada yaşayan bütün canlılar hayatlarını devam ettirme amacı taşırlar. Canlıların bu amacı gerçekleştirmesi öncelikle beslenme, barınma ve üreme ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır.  Canlı kalabilmek ve hayatı idame ettirmek, diğer canlı türleri ile çeşitli ilişki biçimlerini içeren karşılık bir döngüyü içerir.  İnsan da dünyadaki diğer canlılarla birlikte bu yaşam döngüsünün içindedir.  Bu bağlamda doğada yaşayan her tabii varlık gibi insan da hayatta kalmak ve yaşamını sürdürmek zorundadır ve bu zorunluluk onu çevresindeki canlı ve cansız varlıklarla çeşitli ilişki ve etkileşim biçimleri gerçekleştirmesine sebep olmuştur.

İbni Haldun meşhur Mukaddimesinde Allah’ın hayvanlara hayatta kalabilmeleri ve kendilerini savunabilmeleri için her birine özel bir organ verdiğini belirterek, insana hayvanların bu organlarına bedel ve karşılık olmak üzere fikir ve el verdiğini ifade eder. Ona göre el düşüncenin (fikrin) hizmeti ve desteği ile sanatlar için hazırlanmış ve yaratılmış bir organdır. Sanat sayesinde el ile aletler üretilir ve bu aletler hayvanların savunma organları yerine geçer.[1] Bu çerçevede insanın fikir etmesi (düşünmesi, tasarlaması) bilgi ve bilimi, el ise teknik ve teknolojiyi ifade ettiğini söyleyebiliriz. Bir başka ifade ile akıl zihinsel, el ise yapmaya dayalı insan emeğini temsil eder. İnsan diğer canlılardan farklı olarak hayatta kalmak için aklı ile düşünür bilgi üretir ve tasarlar. O elini kullanarak aletler, makinalar üretir. Ürettiği aletlerle avlanır, toprağı işler, hayvanları terbiye ederek ihtiyaçlarını karşılar, kendine barınaklar inşa eder ve böylelikle hayatını devam ettirir. Bu bağlamda insanın teknik ve teknoloji ile kurduğu ilişki biçimi ilk alet üretiminden günümüz teknolojisine kadar varoluşsal bir meseledir.

Diğer taraftan, insan akıl yetisi sayesinde diğer varlıklardan belirgin bir biçimde ayrışır. İnsan diğer varlıklardan farklı olarak kendi ve çevresinin varlığını sorgulayan bir varlıktır; “Ben kimim?”, “Dünyada niçin ve nasıl var oldum?”, “Kâinatın bir amacı var mıdır?” gibi birçok soruyu kendine yöneltir. İnsanın dünyayı paylaştığı diğer canlılardan ayıran özellikleri ve bir amacının olup olmadığı, kadim dönemlerden günümüze kadar sorgulanmış ve çeşitli tartışmalara konu olmuştur. Bu varoluşsal sorgulamalar, insanın yaşamını sürdürmek için diğer varlıklardan farklı olarak biyolojik gereksinimlerinin ötesinde bir “anlam” ihtiyacına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede insan, biyolojik gereksinimlerini karşılama çabasına benzer biçimde bir “anlam arayışı” içindedir; İnsanın kendi ve çevresiyle kurduğu ilişki biçimleri, bu anlam aracılığıyla değer kazandığı için hayatı boyunca bir “anlam inşa” süreci içindedir.

Varoluşsal krizler insanın anlam inşasının bir parçası olarak dünya yaşamının bir parçası olarak var olagelmiştir.  İnsanın varoluşsal sorgulamalarına yüzyıllar boyunca din ve felsefe cevaplar üretmiş, bu cevapların bir kısmı insanın varoluşsal ön kabullerini oluşturmuştur. İnsanın kendisi ve çevresi ile kurduğu ilişki ve etkileşimlerin ara yüzlerini bu ön kabuller oluşturmuştur. Bir taraftan bu arayüzleri oluşturan ahlak ve erdeme yönelik din ve felsefenin normatif açıklamaları diğer taraftan insanın kendi, Tanrı, kâinat, varlık, tabiat ile ilgili sorularına din felsefe ve aklına dayalı elde ettiği bilgi ile inşa ettiği anlam ona varoluşsal bütünlük ve güvenlik sağlamıştır.

Bireysel varoluş krizlerinin ötesinde büyük toplulukları etkileyen ve toplumların hayatlarında büyük dönüşümlere sebep olan varoluş krizleri insanlık tarihinde nadiren görülmektedir.  Şüphesiz bu büyük krizlerden bir tanesi Aydınlanma dönemi ile yaşanmıştır. İnsan Aydınlanma dönemi ile daha önce yaşamadığı büyük bir ontolojik kırılmayla karşılaşmıştır. Aydınlanma, insanın anlam dünyasını bina ettiği varoluşsal kabullerini derinden sarsmış; onun kendisiyle ve çevresiyle kurduğu etkileşim biçimlerinin çözüldüğü, dönüştüğü ve yeniden yapılandırıldığı bir sürecin başlangıcı olmuştur.

İnsanın dünyada varoluş hikâyesinde akıl ve el her zaman merkezi öneme sahip olmuştur. Akıl ve el insan tarafından icat, keşif ya da üretim şeklinde meydana getirilen şeylerin tamamında yer alır. İnsan aklı ile gözlem yapar, düşünür, tasarlar ve el ile üretir ve kullanır. Demir madenini kullanmayı, ondan araçlar üretmeyi aklı ile tasarlarken eli ile üretir. Tarihi süreç içinde bilek ve kas gücüne dayalı üretimin basit aletlerinin yerini, farklı enerji çeşitleri ile çalışan makine ve bant sistemlerinden oluşan fabrikalar aldığında da insan aklı ve eli merkezi önemini korumuştur. Makinelerin el üretimine göre daha hızlı ve hatasız seri üretimleri, hesap makinelerinin ve ilk nesil bilgisayarların bilgi işlem kapasiteleri karşısında akıl ve el varoluşsal işlevlerini sürdürmüşlerdir.

Aydınlanma düşünme ve eylemde rasyonel oluş[2] aklın, deneyimin dinsel ve geleneksel otoritelere kuşkuyla baktığı[3], Batılı düşünme biçimlerini dönüştüren insanın çevresindeki dünyayı analiz ve kontrol biçimini ortaya çıkaran entelektüel devrim[4] sürecini ifade eden çağın genel adı olmuştur. Bu dönemde akıl ve bilim, temel ölçütler olarak kabul edilmiş; akıl ve bilimle örtüşmediği değerlendirilen, bir başka ifade ile ampirik bilginin dışında kabul edilen dinî inançlar, gelenekler ve düşünce tarzları, ret edilmiş ve insan özgürlüğünü kısıtlayan unsurlar olarak görülmüştü. Bu çerçevede Aydınlanma, bir özgürleşme süreci olarak değerlendirilmişti.

Aydınlanma düşüncesinin temellerini deneysel ve eleştirel düşünce oluşturur. Amprizmin kurucu filozoflarından Bacon’ın “Bilmek, egemen olmaktır.” Sözü ile tabiata hâkim olmak için var gücü ile çalışmıştır. İnsanın dünyadaki varlığını sürdürmesini sağlayan akıl ve aklın elde ettiği bilgi ve el becerilerinin makinelere aktarılması toplumsal dönüşümlere sebep olmuştur. Aydınlanma sonrası sanayi devrimi ile başlayan dönem modern dönem, genel olarak aydınlanma ideolojisini ifade etmek için modernizm kullanılır olmuştur.

Modernizmin insan ve toplum anlayışını köklü biçimde dönüştürmesi, sadece bireysel özgürlüklerle sınırlı kalmamış, toplumsal yapının bütününe yönelik yeni tanımlama ve sınıflama çabalarını da beraberinde getirmiştir. Modernizmin temel özelliklerinden biri olan tanımlama ve sınıflama eğilimi, özellikle bilimsel gelişmeler ve üretim süreçlerinde yaşanan köklü dönüşümlerle daha da belirgin hâle gelmiştir. İnsanlık tarihi ilkelden moderne doğru bir zaman şeridine işaretlenirken; insanın bilgi ve teknik kullanımıyla değişen toplumsal yaşamı dikkate alınmıştır. Bu süreçte, üretim araçları esas alınarak çeşitli toplumsal yapılar arasında sınıflamalar yapılmış; bu sınıflamalar çoğu zaman “devrim” niteliğinde dönüşümlere işaret etmiştir. “İnsanların kullandığı araç ve teknolojilere dayalı olarak farklı toplum biçimlerini ortaya çıkarmıştır[5].” İnsanın temel bir yönü olan toplumsal yaşamı ve bu yaşamın kurumsal yapılarla ilişkisi de söz konusu sınıflandırmaların dışında tutulmamıştır. Nitekim 19. yüzyıldan itibaren sosyal bilimciler, farklı ölçütlere dayalı olarak çeşitli toplum tanımlamaları ve sınıflamaları içeren toplumsal kuramlar geliştirmişlerdir. Bu sınıflamaların ortak paydasında ise yeninin eskiden daha ileri olduğu varsayımına dayanan ilerlemeci ve evrimsel bir bakış açısı yer almıştır.

Aydınlanma ve akabinde sanayi devrimi ile modern dünyada yaşanan dönüşüm sonrası söz konusu perspektif doğrultusunda devletler ve toplumlar, kültürel yapılarına, teknolojik gelişmişlik düzeylerine göre çeşitli biçimlerde sınıflandırılmaya devam etmiştir. Aydınlanma sonrası pozitivist düşünce ile idealize edilen modern toplum zaman içinde yapısal dönüşümlere uğrayarak “post” ya da “new” ön ekiyle ifade edilen çok sayıda toplum tipi üretmiştir. Sanayi toplumu ile teknolojik gelişmeler temel alınarak başlayan süreç endüstri toplumu, bilgi toplumu, ağ toplumu, dijital toplum gibi sınıflandırmaların sonuncusu süper akıllı toplum olmuştur.

Süper akıllı toplum yapay zekâ, büyük veri ve nesnelerin internetinin üretim süreçlerinde yoğun olarak kullanan bir toplumu ifade etmekte ve Toplum 5.0 olarak adlandırılmaktadır. Japonya tarafından dünyaya İnsan teknoloji ilişkisini temelinde yeni bir vizyon olarak tanımlanan süper akıllı toplum Endüstri 4.0 bileşenleri üzerine inşa edilmektedir[6]. Endüstri 4.0 yapay zekâ, nesnelerin interneti ve büyük verinin işlenmesine dayalı, internet ve bilişim teknolojileri aracılığıyla bilgi ağlarını etkin biçimde kullanan bilgi toplumunu ifade etmektedir. Endüstri 4.0,  2011 yılında Almanya Hannover Fuarında bugüne kadar üretilmiş tüm cihazların, siber sistemler ile buluştuğu yeni bir sanayi devrimi olarak ilan edilmiştir.  Endüstri 4.0, büyük veri analitiği, yapay sinir ağları ve bulut teknolojileriyle entegre çalışan, birbiriyle haberleşebilen yapay zekâ destekli akıllı sistemler aracılığıyla üretimde verimliliği artırmayı, yaşam standartlarını yükseltmeyi ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi hedefleyen bir sanayi dönüşümüdür[7]. Toplum 5.0’ın insanı merkeze alma iddiası ilanından sonra gelişmiş refah toplumunun sembolü olarak kabul edilerek gelişmekte olan birçok ülke tarafından süper akıllı toplum olarak idealize edildi[8].

Her bir teknolojik ilerleme ve devrim olarak nitelenen gelişmeler kendisinden önceki dönemde yaşanan gelişmeler üzerine bina edilmiştir. Endüstri 4.0’da kendisinden önce bilgisayar ve internet teknolojisindeki gelişmelerin üzerine inşa edilmiştir. Teknolojik gelişmeler yaşandığı dönemin toplumsal yapılarında ve yaşamlarında değişimlere sebep olmuştur. Bilgisayar teknolojisinde yaşanan gelişmelerin sonucu iletişim ve ulaşım alanında devrim olarak nitelen gelişmeler sonucu zaman ve mekân aralığı tarihte olmadığı kadar daralmıştır. Dünya gittikçe dijitalleşen, sınırların bulanıklaştığı, küreselleşme yoluna girmiştir.

Küreselleşme ülkeler arasındaki coğrafi sınırları aşarak ekonomik olarak birbirlerine entegre hale getirdi. Endüstri alanında dijital teknolojinin kullanımı otomasyon, seri üretim, ucuz maliyet gibi üretim araçlarındaki gelişmelerle bol ve yerel üretimden daha ucuz, standardize edilmiş ürünlerin,  iletişim ve ulaşım alanında yaşanan gelişmelerle birlikte kolay ulaşılabilir, düşük maliyetli iş gücü gibi etmenler ülkeleri birbirlerine bağımlı kıldı. Bu bağımlılık sadece ekonomi alanı ile sınırlı kalmayıp ülkelerin toplumsal yapılarına etki ederek gündelik yaşamı da kapsamı içine aldı. Bağımlılık büyük oranda yeni üretim araçlarını elinde bulunduran ülkeler lehinde gerçekleşerek yeni kolonizasyon sürecini de sebep oldu.

İnsanın teknoloji ile ilişkisinin varoluşsal bir düzleme gönderme yaptığını yukarda belirtmiştik.  Aydınlanma ile başlayan süreçte yaşanan her gelişme insanı ve toplumsal hayatını değiştirmiştir. Yaşanan teknolojik gelişmeler bir kısım insanlara geniş imkanlar ve konforlu hayatlar sunarken bir kısım insanlara ki; bunlar çoğunluğu oluştururlar, acı, ölüm ve gözyaşı getirmiştir.  Modern dönemde tarihte görülmemiş sayıda insan, büyük savaşlarda hayatını kaybetmiş, göç yaşamış, köleleştirilmiş, soykırıma uğramış ve uğramaya devam etmektedir. Modern insanın aklın ve bilimin ışığında din ve gelenekten kurtarılmış profan bir dünyada bağımsız ve özgür birey olması idealize edilmiş ve bu yönde eğitilmiştir. Gelinen noktada köksüz, yalnızlaşan ve bencil, hedonist ve tükeci akışkan kimlikler ortaya çıkmıştır. Kapitalist dünyada tüketici olarak bir değer kazanan insan teknolojik gelişmelerle eş zamanlı “sahip olandan deneyimleyen tüketiciye”[9] dönüşmüştür. İnsanlık Mustafa Özel’in söylemi ile birey olmaya çalışırken insan olmayı unutan[10] bireylerin kapladığı kurmaca bir dünya ile karşı karşıya kalmıştır.

Modern dönem bilimsel gelişmeler insanlık dünyasına birçok alanda katkı yaptığı muhakkaktır. Söylemek istediğimiz, teknolojik gelişmelerin insanların yaşamlarını kolaylaştırdığı gibi zorlukları da beraberinde getirdiğidir. Ancak modern dünyada yukarıca kısaca belirttiğimiz gelişmeler ve zorluklar insanın varoluş kaygılarını bugün ki kadar harekete geçirmemiştir.  Bu kaygının temelinde yapay zekâ teknolojilerinde gelinen nokta yatmaktadır.

Bugün bilgisayar teknolojilerinde yaşanan gelişmeler sonrası yapay zekâ ve robotik alanında görülen ilerlemeler insanı varoluşsal bir krizle karşı karşıya getirmiştir. İnsanın, onu dünyayı paylaştığı diğer varlıklardan ayıran ve varoluşunun devamını sağlamakta onlara karşı bariz üstünlük sağlayan akıl ve el gücü üstünlüğünü, makineler karşısında kaybetmesi söz konusudur. El tutma, dokunma ve kavrama yetenekleri ile hem fiziksel hem de zihinsel hareket eden ve böylelikle kültür üreten bir organdır.[11]  Kesintisiz güç sağlayan enerji kaynakları ile çalışan otomatik makinelerin ve sensör teknolojisinin kullanıldığı üretim çağlarında el, kas gücüne dayalı üstünlüğünü yitirse de makinelerin sınırlı ve tayin edilmiş hareket kabiliyetleri karşısında üstünlüğünü korumuştu.  Akıl bu makineleri tasarlayan, değiştiren ve dönüştüren birbirine entegre eden ve kullanan güç olarak günümüze kadar gelmişti.

Genel anlamda “Yapay Zekâ; insan zekâsını modelleyebilmek adına, insan gibi akıl yürütme, anlam çıkartma, genelleme yapabilme, geçmiş deneyimleriyle ögrenebilme gibi yetileri bir bilgisayara ya da makineye kazandırabilmek”[12] olarak tarif edilmektedir. Bugün yapay zekalar derin makine öğrenimi, gelişmiş dil modelleri, yapay sinir ağlarını kullanarak insan zekasını modelleyip taklit yeteneği kazanmış görünmektedirler. Yapay zekâ milyonlarca veriyi sadece analiz eden algoritmik makineler olmanın ötesinde öğrenen, bağ kuran, karar veren ve bilgi üreten sistemlere dönüşmüştür[13].

Gelinen noktada yapay zekânın bilgi kapasitesi ve bu bilgiyi işlemesi, düşünme, tasarım, analiz gibi becerileri aklın sınırlarını zorlamaktadır. Robotik teknolojide yaşanan gelişmelerle her gün daha fazla hareket kabiliyeti kazanan robotların yapay zekâ ile donatılması ile bağımsız hareket edebilme, karar alma ve elin insana sağladığı diğer becerileri kazanma potansiyeli taşımaktadır. Söz konusu gelişmeler insanlığı daha mutlu ve refah içinde yaşayacağı konforlu bir hayat ütopyası, akıl ve el üstünlüğünü makinelerin ele geçirmesi ile insanlığın yok olma distopyası arasına sıkıştırmıştır. İnsanlığın söz konusu varoluşsal krizi bu dikotomik düzlemde gerçekleşmektedir.

İnsanlık tarihinin en büyük kırılmalarından birinin yaşandığı aydınlanma insanı akıl ve bilgi odağında gerçekleşmiş ve anlam dünyasını parçalamıştı. Bugün insanlık yine akıl ve bilgi odağında gerçekleşen var oluşsal bir kriz ile karşı karşıyadır. Akıl etmek ve bilgi üretmek insanı dünyada devamını sağlayan ve diğer varlıklar üzerinde bariz üstünlüğünü koruyan iki özelliğinden birisidir. Ayrıca insan bilgi ile anlam dünyasını kurar ve aklileştirir.

Karşılaşılan durumu anlam krizi olarak nitelendiren Koçak’ın ifadeleri ile insan  “yüzyıllar boyunca “bilen” olmanın gücüne yaslandı; şimdi “bilen”, insanla birlikte anılmıyor—giderek insanın yerine konuşan bir sistemle anılıyor. Bilgi üretimi değersizleşmiyor; sıradanlaşıyor. Güç, bilgiden bilgiyi nasıl anlamlandırıldığına kayıyor Yapay zekâ bilgi üretir. Ama neden sorusunu sormaz. Ne uğruna üretildiğini bilmez. Kime ne bedel ödettiğini hissetmez. Onun dünyasında “yapılabilir” olan vardır; “yapılmalı mı” sorusu yoktur. O yüzden yapay zekâ, kendi başına ne iyi ne kötüdür. Tehlike ya da fırsat oluşu, insanın ona verdiği yönle ilgilidir.

Asıl kırılma noktası da burada başlar. Bugün yaşadığımız şey bir bilgi krizi değil; bir anlam krizidir. Bilgi fazlası, insanı ileri taşımak yerine felç edebilir. Her yönden veri akarken, insan neye odaklanacağını bilemez hâle gelir. Bu durumda kaybolan şey bilgi değil; seçme yetisidir ve seçemeyen insan, düşünemez. Düşünemeyen insan, yalnızca tepki verir. İnsanı bekleyen en büyük risk, “cevabı olan ama fikri olmayan” bir varlığa dönüşmektir. Yapay zekâ bize sayısız cevap sunacak. Biz de bunlar arasından seçim yapacağız. Ama eğer bu seçim yalnızca hız, maliyet, verimlilik gibi ölçütlerle yapılırsa; insan zihni yavaş yavaş devre dışı kalır. Çünkü düşünmek zahmetlidir. Seçmek kolaylaştıkça, düşünme tembelleşir. O yüzden bu çağda en kritik beceri bilgi sahibi olmak değil; doğru soruyu kurabilmektir.”[14].

Görüldüğü gibi günümüz dünyasında bilgiye ulaşmaktan ziyade ulaşılan bilginin niteliği ve gerçekliğinin değerlendirilmesi önem kazanmıştır. İnsanın bilen olma üstünlüğünü kaybetmesi temel ihtiyaçlarını karşılayarak hayatını idame ettirmek kaygısı ile yüzleşmek zorunda bırakmıştır. Yapay zekâ ve büyük verinin iki önemli ayağını oluşturduğu süper toplum insana rahatlık ve konfor vadederken kadim kaygıları ile de karşı karşıya getirmiştir.

Geleneksel sanayi toplumunda yer alan ve insana ihtiyaç duyan alanların yeni istihdam alanlarında azalması ve insan eliyle yürüyen birçok sektörde insanın yerini yapay zekâ, robotik sistemlerin alması, mavi yakalı ve vasıfsız insanın işlerini kaybetmelerine neden olduğu muhakkaktır. Toplum 5.0 ın sanal ve fiziksel dünyayı entegre ederek bugün insanlar tarafından yapılan bir çok işin yapay zeka robotları tarafından yapılmasına neden olacaktır. Teknolojik gelişmeler yeni istihdam alanları da doğurmaktadır. Yeni istihdam alanları herkes için uygun olması da doğal olarak mümkün olmayacaktır. Her bir alan çeşitli yetenek ve becerilere sahip olmayı gerektirecektir. Bir başka ifade ile bu bugünün ustasının yarının çırağı anlamına gelmektedir. Eğitim, ekonomik, siyasi çeşitli sebeplerle yeni dönem becerilerine sahip olması mümkün olmayan ya da bu becerilere ulaşmakta güçlük çeken gruplar ekonomik kayıplarla muhatap olacak ve yeni dezavantajlı gruplar olarak yerlerini alacaklardır. Emekli çalışan dengesinin bozukluğu, düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalan ya da işleri ellerinden yapay zekâ robotları tarafından alınmış istihdam fazlası geniş bir toplumsal kitle ile karşılaşılması şaşırtıcı olmayacaktır. Gelecek vizyonu insan hayatını kolaylaştırmak olarak ifade edilse de ne zengin ne fakir, sosyal yardımlarla geçinen yeni bir kolonyalist bir düzen inşâ edecektir. Bu söylemlerin hemen hepsi varoluşsal kaygı içerikli distopyayı ifade etmektedir.

Teknolojik gelişmeler karşısında temel ihtiyaçlarını karşılayarak hayatını idame ettirmek kaygısı ile yüzleşmek zorunda kalan insan anlam ve değer dünyasını kurmakta zorlanıyor. Zamanın ruhu bilgiyi anlamlandıramayan insanı ve toplumları köleleştiriyor, her türlü manipülasyona açık hale getiriyor. Küresel güçlerin büyük şirketler aracılığıyla dünyada oluşturdukları teknoloji aracılı yeni bir kaotik döneme giriyoruz. Bu dönem aynı zamanda K-Pop, anime, kıyafet, gastronomi alışkanlıkları gibi çeşitli yerel olanın küreselleştiği ve hızla tüketildiği, hegemonik bir güç olarak kullanıldığı bir dönemi ifade etmektedir. İnsanlığın bu kaotik dönemi en az hasarla atlatarak anlam dünyasını kurabilmesi için yeni beceriler kazanması yanı sıra toplumların yerel bilgiliklerini yeniden canlandırması ve harekete geçirmesi gerektiği kanaatindeyim.

Yapay zekâ çağında insanların üst düzey düşünme becerilerinin yanı sıra sıkı bir karakter eğitiminden geçmiş ahlaklı ve erdemli insanlar olmaları gerekmektedir… Farklı 21. yüzyıl becerileri olarak ifade edilen becerilere sahip bireyler yetiştirme süper toplumun getirdiği imkânların istismar edilmesi, olası algı yönetimi ve güncel propaganda teknikleri karşısında önleyici bir tutum olarak görülebilir. Ancak yeterli değildir. 21. yüzyıl becerileri karakter eğitimi ile desteklenmedikçe başarıya tam olarak ulaşması mümkün görünmemektedir. Yerelin bilgeliği ve evrensel değerlerle harmanlanarak uygulanan bir karakter eğitimi (değerler eğitimi) istenen hedeflere ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Yerelin bilgeliğini göz ardı etmek toplumların kendilerine ait tarihsel gerçekliğini ihmal ve mevcut sosyal gerçekliği görmemezlikten gelmek anlamına gelecektir. Mevcut sosyal gerçekliğin ihmal edildiği geleceğe yönelik bir toplum vizyonu, bir ütopya olmakla kalmayıp bir distopyaya dönüşmesi muhtemeldir.

Nitekim süper toplumun taşıdığı risklerin farkında olan Toplum 5.0’ın teorisyenleri, batının insan olmahuman being’ yerine insanlaşma/oluş hâlindeki insan ‘human becoming’ kavramı üzerinde düşünmeyi önerirler. Bir yerel bilgelik önerisi olarak gördüğüm insan oluşumu yaklaşımı, Budist rahipler Kükai ve Dögen’in felsefesine dayandırılır. İnsan oluşumu düşüncesi, insanların birbirleriyle etkileşime girmek, Budist uygulamalarda olduğu gibi Ustaları ziyaret etmek, öğretileri dinlemek gibi başkalarının rehberliğinde insan olunduğu düşüncesi olarak öne çıkar[15].

Görüldüğü gibi yapay zekâ çağının getirdiği varoluşsal krizler yeni üst düzey becerilerin kazanılması yanı sıra insanların birlikte birbirlerine yaptıkları rehberliği gerekli kılmaktadır. İnsan oluşumu söyleminin karşılığı “Mümin müminin aynasıdır” hadisidir. İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren bir eğitim metodu olarak yer alan sohbet sadece bilginin aktarıldığı bir ortam olmayıp birlikte yaşamanın, insanların birbirlerinden görerek ve yaparak öğrendikleri bir ortam olmuştur.  İnancımız ve kültürümüze baktığımızda insan olmak demek merhamet sahibi, diğerkâm, emin, sorumluluk sahibi olmak demektir. Yine kültür tarihimizde felsefeden tasavvufa çok geniş bir yelpazede âlim ve gönül insanı rehberlerin görüşleri kadim yerel bilge hazinelerimiz olarak yer almaktadır. Süper akıllı toplum çağının varoluşsal krizlerinden kurtulmak 21. yüzyıl becerilerine sahip olmanın yanı sıra bu yerel bilgelik hazinemizi evrensel değerlerle, buluşturarak küreselleştirmekten geçmektedir.

Sonuç olarak geleceğin krizi zekâ krizi değil, insanın insan olarak kalma krizidir. İnancımızda ve kültürümüzde insan olarak kalabilmenin bilgeliği, işlenmeyi bekleyen hazinedir.

Kaynakça:

[1] İbni Haldun Abdurrahman Ebu Zeyd Veliyyüddin, Mukaddime, ed. Süleyman Uludağ (Dergah Yayınları, 2022), 214.

[2] Andrew Wernick, “Aydınlanma”, Cambridge Sosyoloji Sözlüğü, ed. Bryan S. Turner (İstanbul: Ketebe Yayınları, 2018), 76.

[3] Gordon Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, çev. Osman Akınhay – Derya Kömürcü (Ankara: Bilim Ve Sanat Yayınları, 2014), 48.

[4] Martin Slattery, Sosyolojide Temel Fikirler, ed. Ümit Tatlıcan – Gülhan Demiriz Demiriz (İstanbul: Sentez Yayınları, 2015), 13.

[5] Abdulkadir Büyükbingöl – Taylan Maral, “A Criticism of Transhumanism from the Society 5.0 Perspective in the Context of Social Values”, Ilahiyat Studies 14/1 (31 Temmuz 2023), 169-201.

[6] Mayumi Fukuyama, “Society 5.0: Aiming for a New Human-Centered Society.”, Japan Spotlight 37 (2018), 47-50.

[7] Ogan Özdoğan, Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi Ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları (İstanbul: Pusula, 2019); Nevin Aydın, Endüstri 4.0 |Dördüncü Sanayi Devrimi (PDF; İksad Publications, 2018).

[8] Doğa Başar Sarıipek – Pasquale Peluso, “Understanding Society 5.0: A Human-Centred Society via Technology”, Society 5.0: A New Challenge to Humankind’s Future (İstanbul: Okur Yazar Association Publications, 2022).

[9] Atsushi Deguchi vd., “From Monetary to Nonmonetary Society”, Society 5.0: A People-Centric Super-Smart Society (Singapore: Springer, 2020), 121.

[10] Mustafa Özel, “Roman, Para, Ulus Ve Birey” Modernlik Üç Kagıttır: Kagıt Para, Gazete Ve Roman” (Görüşmeci: Hatice Bildirici, Görüşme Ekim 2025) (Hece: Hece Aylık Edebiyat Dergisi).

[11] Richard Sennett, Zanaatkar, çev. Melih Pekdemir (Ayrıntı Yayınları, 2009), 199-203.

[12] Atınç Yılmaz, Yapay Zeka (İstanbul: KODLAB, 2020).

[13] Taşkın Koçak, “Kodun Yeni Adresi İnsan Dili”, Taşkın Koçak (blog), 04 Kasım 2025.

[14] Taşkın Koçak, “Bilgiyi Üretmek İnsandan Çıktı. Peki İnsan Ne Yapacak?”, Taşkın Koçak (blog), 05 Ocak 2026.

[15] Deguchi vd., “From Monetary to Nonmonetary Society”, 136-142.

irmakbaran@gmail.com

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (2)

  1. 4 Şubat 2026

    Yani istkbal koklerdedir. Mustefid olduk üstad. Bu meseleye kafa yormak gerekiyormus. Devamını bekleriz. Bu konuya dair okuduğum ilk kapsamlı yazi oldu. Ufuk açıcı oldu.

  2. 4 Şubat 2026

    Demekki istkbal köklerde imiş. Mustefid olduk üstad. Bu konuya dair okuduğum ilk mufassal yazı oldu. Devamını bekleriz. Ufuk açıcı oldu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir