Bizimle İletişime Geçin

Söyleşi

Yazar Mustafa Çiftçi: Aşk, yoksulluktan daha kavidir

Gönül Dağı’nın, taşraya bakan ama hor bakmayan, taşrayı tanımlayan değil anlamaya çalışan bir bakışı olsun istedik. Ayrıca gizli bir akarsu gibi derinden akmaya devam eden sevda, yoksulluk, iyimserlik kendini hissettirsin istedik. Senaryo ekibi de aynı kafada olunca güzel iş çıkıyor ortaya hepsine şükran borçluyum.

EKLENDİ

:

Mustafa Çiftçi, Türk edebiyatının son dönemde öne çıkan yazarlarından. Türkçenin işlenmiş hâliyle, sıcak ve sarmalayan hikayeleriyle kısa sürede geniş bir okur kitlesine ulaşan Mustafa Çiftçi, şimdi de eserlerinden ilham alınarak çekilen ‘Gönül Dağı’ dizisiyle gündemde. Edebiyatın ve kültürün başkenti sayılan İstanbul’dan veya metropollerden değil, Yozgat’tan okurlarına seslenen Mustafa Çiftçi ile edebiyatı, aşkı, yoksulluğu ve memleketi konuştuk.

Hikaye yazmaya başlamanızın hikayesi nedir?

Benim hikaye yazmam göreceli olarak yenidir de hikaye anlatmam eskidir. Arkadaşlarıma, yakın çevreme, aileme hep anlatırdım ben. Bu anlattıklarımı yazmam ise 2007 yılındadır. Sivas’ta yayınlanan Aşkar Dergisi’ne hikaye göndermemle başlar…

Türkümü ancak buradan söyleyebilecektim.

Yazar olmanın, hele de tanınan bir yazar olmanın şartlarından birisi olarak edebiyat mahfillerine yakın olmak görülür. Siz bunların çok dışında bir örneksiniz. Edebiyat merkezi sayılan yerlere uzakta kalarak başarılı ve bilinen metinler üretemeyeceğinizi düşündüğünüz oldu mu hiç? Ya da edebiyat ortamlarına uzaklığın zorluğunu yaşadınız mı?

Yaşadığımız çağda iletişimin pek kolay olması herhalde benim durumumu rahatlattı. Zaten rahatlatmasa bile benim yaşadığım yeri terk etmek gibi bir durumum yoktu. Bana edebiyat ortamları uzak da olsa yakın da olsa ben ancak buradan söyleyebilecektim türkümü.

Yozgat bana anne kokusudur.

Türk edebiyatının büyük ismi Sabahattin Ali de bir dönem Yozgat’ta yaşıyor ve bahsettiği Yozgat çok karanlık bir coğrafya. Şüphesiz bunda, o dönemki psikolojisi de etkili olmalı. Fakat sizin yazdıklarınızda şehrin ve insanının enerjisini, rengini, çağıldayan dilini görmek mümkün. Nedir bu farkı yaratan?

Sabahattin Ali buraya mecburen geliyor. Para lazım. Burada öğretmenlik yapması bu anlamda biraz “zorunlu ikamet” İnsan mecbur olduğu yeri sevemiyor. Bir de tabi alıştığı ortamı araması normal. Ben ise burada doğdum. Bu şehrin kokusu bana anne kokusudur. Düğünüm, cenazem buradadır. Benim burayla nefes almam tabi olanıdır.

Yakup kadri görmediği yaraya derman aramıştır.

Bir önceki sorunun belki de devamı sayılabilir; Yakup Kadri’nin Yaban’ı Türk edebiyatının önemli eserlerinden. Ve bir Anadolu köyünü anlatıyor. Ve bungun, loş bir atmosfer var. Oysa sizde öyle değil. Siz, Yakup Kadri’nin göremediği neyi görüyorsunuz Anadolu insanında?

Yakup Kadri’nin kahramanı Ahmet Celal taşrayı anlamak istiyor gibi midir? Anlama çabası olan birinin yazacağı şeyler değil onlar. İnsan “madem bu kadar sevmeyecektin neden geldin?” demek istiyor. Sevmek, anlamaya gayret etmek, sabırlı olmak lazım. İnsanların sizi kendinden bilip benimsemesi zaman alan bir şey. Şairin dediği gibi “dostuna yarasını gösterir gibi” olabilmesi için sizi dostu görmesi lazım. Gönüllü olarak size yarasını göstermeyen birinin durumunu nasıl anlatmaya kalkarsınız? Ya da şöyle söyleyelim; Size yarasını göstermeyen birine nasıl teşhis koyar çare üretirsiniz? Yakup Kadri de göremediği yaraya derman aramıştır. Yazık!

Edebiyatın malzemesi başlıca olarak dil. Ve sizin diliniz de sadeliğinin yanında alttan alta geleneksel sözlü kültürün işlenmiş halinden izler taşıyor. Bu dili nerden edindiniz veya eski tabirle iktisab ettiniz?

Bilmiyorum ki ‘dil’ gayret edilerek müktesebata dahil edilebilir mi? Bazı şeylerin gayretin gücü dışında doğuştan geldiğine inanıyorum. Bu durum da öyledir. Ama okuyan kişi zorlanmadan ne dediğimi anlasın istemişimdir her zaman.

Kullandığınız dilin zihinde bıraktığı bir tat var. Bu tat bir tarafıyla Kemal Tahir’in üslubuyla akraba bir tarafa sahip. Bu konuda ne dersiniz? O da Çorum ağzıyla ve konusunu Çorum’dan alan başarılı romanlar yazmış bir isim…

Yakın coğrafyaların dilidir. O sebepten benzer tat bırakması normaldir.

Bozkır çocuğunun belini sevda büker.

“Yoksulluk ve aşk” diyorsunuz “yazmama sebep”. Bu ikisinin Anadolu insanının ruhundaki anlamı yahut tesiri ne sizce?

Yoksulluğun sebebi hastalık, kıtlık, harp ve göçtür. Memleket çok uzun zaman bu dertlerden yakasını kurtaramamıştır. Yoksulluk bu açıdan bir sebep değil bir neticedir. Herkes her zaman az biraz yoksuldur. Uğruna türküler yakılan dertlerden biridir yoksulluk. Ama işin güzel tarafı bu memleketin çocuğu terbiyesini yoksulluktan değil dininden, geleneğinden almıştır. Yoksulluğu kendine hoca bellememiştir. Yoksulluğu birilerinin gözüne sokmamıştır. Bu haliyle yoksulluğu yaşamıştır. Yoksulluk töresi diyebiliriz buna.

Aşk, yoksulluktan daha kavidir.

Aşk ise yoksulluktan daha kavi bir meseledir. Bozkırın çocuğunun belini yoksulluk bükmez ama sevda büker. Yoksullukla korkutamazsınız burayı. Çünkü yoksullukla yaşamasını bilir. Ama sevda soluk kesen, adamın böğrüne böğrüne vuran bir sancıdır. Baş etmesi zordur. Türküler, şiirler, ağıtlar, masallar hep sevda sancısına merhem olsun diye vardır. Ama herkes bilir ki sevdaya merhemi bulmak Lokman Hekim’ bile nasip olmamıştır. Biz de merhemsiz bu yaranın hikayesini anlatmaya talip olmuşuz. Rabbim mahcup etmesin.

Siz Yozgat’tan yazıyorsunuz ama Yozgat’ı değil, insanı yazıyorsunuz. Bu insana bakışınız tam olarak ne? Seviyor musunuz, anlıyor musunuz, hayran mısınız, merhamet mi duyuyorsunuz?

Umarım hepsi birden vardır. Seviyorum, anlıyorum, hayranım ve merhamet ediyorum diyebilirim. Hepsi birbirini besleyen duygular. Birini diğerinden ayıramam.

Hikayelerinizde sadece Yozgat yok. Bir de Ankara var. 1950’lerde başlayan şehirleşmeyle birlikte oluşmuş metropolde oraya göçen Anadolu insanının hâlini anlatıyorsunuz. Nedir bu halde sizi en çok ilgilendiren?

Göçün tek sebebi geçim değil. Farklı sebepleri var. Keşfettiğim her sebep beni daha çok anlamaya teşvik ediyor. Sadece karın doyurmak değil maksat. Burada olmayan ne varsa ona kavuşmak ümidi burada olan ne varsa ondan kurtulma ümidi var işin içinde. Hal böyle olunca kırk bohça gibi bir şey göç. Ve anlaması zaman alıyor.

Hemşehrileriniz sizi yazar olarak tanıyor mu? Yazarlığınızın yaşadığınız şehirde nasıl bir karşılığı var?

Tanıyorlar, yaptığım işi önemsiyorlar bu güzel bir duygu müteşekkirim onlara…

TRT’de yayımlanan ve kitaplarınızdan esinlenilerek hazırlanan Gönül Dağı dizisi çok beğeniliyor. En çok sahicilik, aşk, kaybolmayan iyimserlik ve umut işaret ediliyor. Yapmaya çalıştığınız, anlattığınız hikaye bu muydu?

Gönül Dağı’nın, taşraya bakan ama hor bakmayan, taşrayı tanımlayan değil anlamaya çalışan bir bakışı olsun istedik. Ayrıca gizli bir akarsu gibi derinden akmaya devam eden sevda, yoksulluk, iyimserlik kendini hissettirsin istedik. Senaryo ekibi de aynı kafada olunca güzel iş çıkıyor ortaya hepsine şükran borçluyum.

Annem sevmenin tılsımını yaşayarak gösterdi.

Annenizin kişiliğinizin şekillenmesinde büyük payı olduğunu biliyoruz. Neleri inşa etti anneniz sizde?

Annem sevmenin ne kadar tılsımlı bir iş olduğunu yaşayarak gösterdi. Sevmeyi belleyen kişi bir çok şeyi beraberinde öğreniyor. Sevmek çok öğretici bir şey. Aynı zamanda eksiklerinizi de severken görüyorsunuz. Hatır, gönül gözeten bir adam olmak sevdasına düşerseniz heybenize çok şey doluyor. Bununla beraber burada anlatamayacağım ana- oğul mahremiyeti içinde kalacak nice şeyler katmıştır annem bana. Bu vesileyle bir kere daha rahmet diliyorum.

Okumaya Devam Et...
Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Söyleşi

Evsizlerin Hâmisi Emin Kır Hoca

Bir tevafuk eseri İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii’nin faaliyetlerinden haberdar oldum. Yapılan çalışmalar önemli bir yaraya merhem oluyordu. Marifet iltifata tabidir sözü uyarınca broşürdeki irtibat numarasını aradım ve bu yazıya konu olan Emin Kır Hoca ile tanıştım. Tanışmadan sonra yaptığı çalışmanın örnek teşkil etmesi açısından yazıya dökme arzumu iletince Emin Hoca “Bu çalışmayı her yere yayabilsek keşke” diyerek memnuniyetini izhar etti. Emin Kır Hoca 1965 Trabzon/Araklı doğumlu. İlkokulu memleketinde okuduktan sonra ortaokul ve İmam Hatip Lisesini Eyüp Sultanda okumuş. Otuz dört senedir Eyüp Müftülüğüne bağlı camilerde görev yapan Emin Hoca 2006 yılından beri Hz. Kaab Camii’nde görev yapıyor. Cami sahabe-i Kiramdan Kaab b. Malik Hazretlerinin türbesi yanına yapılmış.

EKLENDİ

:

Bir tevafuk eseri İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii’nin faaliyetlerinden haberdar oldum. Yapılan çalışmalar önemli bir yaraya merhem oluyordu. Marifet iltifata tabidir sözü uyarınca broşürdeki irtibat numarasını aradım ve bu yazıya konu olan Emin Kır Hoca ile tanıştım.

Tanışmadan sonra yaptığı çalışmanın örnek teşkil etmesi açısından yazıya dökme arzumu iletince Emin Hoca “Bu çalışmayı her yere yayabilsek keşke” diyerek memnuniyetini izhar etti.

Emin Kır Hoca 1965 Trabzon/Araklı doğumlu. İlkokulu memleketinde okuduktan sonra ortaokul ve İmam Hatip Lisesini Eyüp Sultanda okumuş. Otuz dört senedir Eyüp Müftülüğüne bağlı camilerde görev yapan Emin Hoca 2006 yılından beri Hz. Kaab Camii’nde görev yapıyor. Cami sahabe-i Kiramdan Kaab b. Malik Hazretlerinin türbesi yanına yapılmış…

Ebu Eyyub el-Ensarî ve diğer pek çok sahabe gibi Hz Kaab (ra) da Rasulullah’ın müjdesine nail olmak arzusuyla Konstantiniye surları dibinde şehit düşmüş. Türbe ve Cami surların hemen yanı başında Haliç köprüsünün yanında altı dönümlük bir alanda yer alıyor.

Okuduğum broşürde Hz.Kaab Camii’nde;

-Sokakta kalan kimsesiz vatandaşlarımız için kış aylarında barınma yeri olduğu,

-Sabah-akşam çorba ve çay ikramı yapıldığı,

-Ailesi ile barışmak, buluşmak isteyenlere yardımcı olunduğu,

-Evsizler için sıcak su, banyo ve çamaşır imkânı olduğu yazıyordu…

Emin Hocayla bu güzel hizmetleri üzerine küçük bir sohbet gerçekleştirdik.

Sevgili hocam “Kıldır beşi al maaşı” demek yerine sizi böyle hayırlı hizmetleri yapmaya iten sebep nedir, nasıl başladınız?

Camimiz surların dibinde olduğundan madde bağımlısı insanların uyuşturucu içtikleri, sarhoşların bol olduğu bir yerdi burası. Camiye gidip gelirken korkuyordum. Zaman zaman önümü kesip benden para istiyorlardı. Ben de bir- iki lira veriyordum.

Daha sonra bunlara –Camide size sıcak çorba, çay yapayım içer misiniz? deyince memnuniyetle kabul ettiler. Böylece iletişime geçmiş olduk…

Artık bu bağımlı, evsiz gençler etrafımda toplanmaya başladılar. Birbirlerine haber verdikçe etrafımızdaki halka genişliyordu. Böylece güvenlerini kazandım, dostluk kurduk, artık birbirimize önyargısız bakıyorduk. İşte bu olay hizmetlerimizin başlamasına vesile oldu.

Çok güzel bir başlangıç olmuş Hocam Allah sizden razı olsun.

Camide Her gün sabah- Akşam Çorba ikramınız oluyor değil mi?

Evet, Cami avlusunda oluşturduğumuz mekânda sabah ve akşam sıcak çorba ikram ediyoruz. Bunun yanında çayımız da oluyor.

İstanbul Eyüp Müftülüğüne bağlı Hz Kaab Camii

Ama benim asıl dikkatimi çeken barınma ve banyo hizmetiniz oldu?

Hocam zaten çayı çorbayı herkes veriyor, sokakta kalan insan için asıl önemli olan kış gününde başını sokacak, banyosunu yapabileceği bir yer. Biz camimizin altında yirmi kişinin kalabileceği bir misafirhane oluşturduk.

Ayrıca Haftada üç gün banyo imkânı sağlıyoruz, sabah dokuzdan akşam yediye kadar…

Herkes için Havlu, iç çamaşırı, çorap ve temizlik malzemesinin içinde olduğu birer temizlik setimiz var bunlar da bizim hediyemiz oluyor. Günde en az yirmi kişi banyo hizmetinden faydalanıyor.

Sadece sokakta yaşayanlar mı, yoksa iş için İstanbul’a gelmiş kalacak yeri olmayanlar da kalabiliyor mu misafirhanede?

Tabii ki hocam, otuz güne kadar kalabiliyorlar, hatta iş bulunca ilk maaşlarını alıncaya kadar bir ay daha misafir ediyoruz.

Bir de bizim buyuru panomuz var, iş bulmak için gelenlerin bilgilerini, mesleklerini, orada paylaşıyoruz, Cumaya camimize gelen işverenler zaman zaman bunların içinden kendilerine lazım olan elemanı da seçebiliyor.

Maşallah İş-Kur gibi de çalışıyorsunuz

Hocam İslam’da cami böyle olmalı esasında, sadece namaz kıl vaaz dinle, git olmamalı…

Hizmetlerinize çevreden destek geliyor mu hocam?

Elbette, bizim hizmetlerimizi duyanlar, hayırseverler destek oluyor, Allah onlardan razı olsun. Hatta Eyüp sultana ziyarete gelen bazı hanımlar biz de yemek yapalım getirelim diyorlar. Ben de pasta börek yapın getirin, hatta kendi ellerinizle dağıtın burada diyorum..

Yaşadığınız ilginç hatıralarınız vardır, bizimle paylaşabilir misiniz?

Bizim aylık kumanya dağıttığımız ailelerimiz de var… Bir abla kumanya paketini almış metrobüse doğru giderken yolda bıçaklı bir kapkaççı önünü kesmiş elindeki paketi almaya çalışınca Hanımefendi “Erzak paketini aşağıdaki camiden aldım git sen de oradan iste!” deyince,  kapkaççı vatandaş onu bırakıyor ve “Emin Hoca’nın camisi o, hoca bize çorba ikram ediyor, güler yüz gösteriyor” diye bize minnettarlığından kapkaç yapmaktan vazgeçtiği gibi hanımefendiye yardım edip metrobüse kadar paketini taşıyor. Bu ilginç hadise de insanlara güler yüzle davranmamızın önemi açısından önemli bence.

Bir de hocam Geçenlerde bir genç geldi, cezaevinden çıkmış, uyuşturucu kullanmış, bir haftadır uykusuz vaziyette misafir haneye aldık iki gün uyudu. Bu arada biz Kaymakamlık, ilçe emniyet ve ilçe sağlık müdürlüğüyle koordineli çalışıyoruz. Polisler her gün gelip burada GBT yaparlar, kaçak falan var mı diye. Geçen sabah kimliği olmadığı için bu genci almak istedi polisler, genç misafirhaneden çıktığı gibi benim yanıma geldi. “Ben sizinle gelmiyorum, İmam abiye geldim ben, o beni bu illetten kurtaracak dedi. Aldım kaymakamlığa götürdüm, kimlik tespiti ve kimlik çıkarma işlemlerini yaptım. İnşallah AMATEM’e götürüp tedavisine başlatacağız.

Ailesi ile barışmak, buluşmak isteyenlere de yardımcı olduğunuzu öğrendik. İstanbul’un her yerinden size geliyorlar mı?

Bir vatandaşımız bize başvurduğu zaman öncelikle hangi ilçede ikamet ediyorsa o ilçenin müftülüğünü arayarak, oradaki Dînî Rehberlik Bürosuna yönlendiriyoruz. Geçenlerde eşiyle problemi olan bir kardeşimiz bizi duymuş, geldi. Bu vatandaş eşini öldürmek için pusuya yatmış. İlgilendik, yapma etme, sana bir iş buluruz, sorunlarını çözeriz dedik. Bir hafta misafir ettik, sohbet ettik vazgeçirdik. Şimdi duyuru panomuza ismini, vasfını yazdık, inşallah iş de bulacağız.

Allah sizden razı olsun hocam, siz ilgilenmeseniz az ilerinizde kiliseler var, belki bu gençler üç-beş kuruş yardım karşılığında dinlerini değiştirecekler. Siz İmamlığın sadece namaz kıldırmak ve vaaz etmekten ibaret olmadığını bize gösterdiniz. Rabbim toplumun derdiyle dertlenip yarasına merhem olmaya çalışan imamlarımızın sayısını artırsın.

Hizmetleriniz daim olsun hocam…

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual- Ömer Aksoy/Öğretmen

1965 yılında Trabzon da doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Trabzon İmam Hatip Lisesinde okudu. İlahiyat Fakültesi’nden mezun olan Aksoy, lisans eğitiminin ilk iki yılını Erzurum’da; son iki yılında Bursa’da okudu. Öğretmen ve idareci olarak Mardin, Bayburt ve Türkmenistan’da görev yaptı. Halen Trabzon ‘da öğretmenliğe idareci olarak devam eden Ömer Aksoy’a göre sevginin tanımı ”Masum İlkokul aşkları” şeklinde oldu.

EKLENDİ

:

1-  Sizi çarpan ilk kitap?

Huzur Sokağı- Şule Yüksel Şenler.

2- Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?

Safahat- Mehmet Akif Ersoy.

3- Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Mehmet Akif Ersoy.

 4- Şiir mi, düzyazı mı?

Şiir tabii ki.

5-  İzlemelere doyamadığınız film?

Aamir Khan- Dangal.

 6- Dizi, film, belgesel?

Dizi.

7- Sizi en çok ne üzer?

Yapmadığım bir şeyle itham edilmek.

8- Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

Dünyada ölümden başkası yalan- Candan Erçetin. 

9- Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Bursa.

10- Hayattaki en önemli üç kavram?

Sevgi-Umut-Yardımlaşma.

11- Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

Hikaye…

12- Nefret ettiğiniz kelime?

Yalancı.

13- Başarı sizce nedir?

Hedefi için çaba göstermek.

14- Ne olmadan yaşayamazsınız?

Kitaplarım.

15- İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?

Bir kurşun kalem. İlkokul öğretmenim Ali Haydar İslam ‘dan.

16- Hangi gün unutulmazınız?

Erzurum İlahiyatta Hazırlık sınıfı muafiyet sınavını kazandığımı panoda gördüğüm gün.

17- Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?

Facebook.

18- Sizce çocukluk?

Köyde sığır çobanlığı.

19- Sevgi neydi?

Masum İlkokul aşkları.

20- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?

Eşimle birlikte hac yolculuğu.

21- Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?

Fransızca.

22- Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?

Gün bu gündür.

23- ‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?

Fırsat eldeyken daha çok yer gezerdim.

24- Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?

Bu konuda haklı olduğumu bildiğiniz halde niçin söyleyemezsiniz.

25- Sizce ‘insaniyet’?

Bir büyük köy olan dünya hepimize yeter birbirimizin haklarına riayet edelim: Merhamet…

Okumaya Devam Et...

Söyleşi

25/Sorgusuz Sual-Kürşat Dulkadir/Daire Başkanı

1979 yılı Malatya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Malatya’ da bitirdi. Lisans öğrenimini Sütçü İmam Üniversitesi Kimya bölümünde, yüksek lisansını Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesinde tamamladı. Yaklaşık 16 yıllık Tokat mesaisinde 4 yıl öğretmenlik 12 yıl çeşitli kademelerde idarecilik yaptı. 2019 yılında Özel Eğitim ve Rehbelik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ‘Daire Başkanı’ olarak atandı. Evli, bir erkek bir kız çocuğu bulunmaktadır. Kürşat Dulkadir’in aldığı ilk hediye tuttuğu oruca karşılık yengesinin kendisini sırt üstünde mahallede gezdirmesi oluyor.

EKLENDİ

:

1- Sizi çarpan ilk kitap?

Âmâk-ı Hayâl.

2- Yayımlanmış kitaplardan birini siz yazmış olacaksınız, hangi kitap?

Kürk Mantolu Madonna.

3- Yaşamayan/yaşayan bir yazar veya şairle bir gününüz var. Kimi seçtiniz?

Mitat Enç.

4- Şiir mi, düzyazı mı?

Düzyazı. Ayrıntılı anlatmayı severim.

 5- İzlemelere doyamadığınız film?

Akıl Oyunları.

6- Dizi, film, belgesel?

Film, bazen kurgu bazen gerçek ama ufku geniş filmler

7- Sizi en çok ne üzer?

Çaresiz kalmak, çözüm bulamamak, hele de sevdiğin biri için.

 8- Ruhunuzda derin iz bırakan şarkı?

Yüksek Ayvanlarda Bülbüller Öter. Bağda bahçede çalışırken babam mırıldanırdı.

9- Yaşamak/ölmek istediğiniz şehir?

Malatya/Malatya.

10- Hayattaki en önemli üç kavram?

İman, Çocuk, Haysiyet.

11- Günlük hayatta kullanmayı en çok sevdiğiniz kelime?

İnşallah.

12- Hoşlanmadığınız bir kelime?

“Bana ne” ne kötü kelime.

13- Başarı sizce nedir?

İnsanın hayata geliş gayesini yerine getirmesidir başarı.

14- Ne olmadan yaşayamazsınız?

Aile, akraba, dost, ahbap, arkadaşlar…

15- İlk aldığınız hediye neydi, kimdendi?

Hatırladığım ve unutamadığım ilk hediyem büyük yengemden. İlk tuttuğum oruca karşılık sırt üstünde mahalle gezisi.

16- Hangi gün unutulmazınız?

Oğlum Göktürk’ün dünyaya geldiği gün. Aynı günde her an birbirini kovalayan o heyecanı, korkuyu, sevinci unutamam.

17- Facebook/İnstagram/Twitter güne başlarken ve günü kapatırken hangisini kullanıyorsunuz?

Günü kapatırken twittera bakarım. Diğerlerini pek kullanmam.

18- Sizce çocukluk?

Her daim keşke diye iç geçirdiğim, huzur, saflık, kaygısızlık.

19- Sevgi neydi?

Babamın “Vay! Allah’ına kurban” demesiydi sevgi.

20- Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey?

Bir üniversitenin bir fakültesinin dekanına “Haksızlık yapıyorsunuz!” diyemedim hala uhdedir içimde, sonra hoca vefat etti.

 21- Bir gece uyuyorsunuz sabah bir lisanı ana dil akıcılığında konuşma yetisine sahipsiniz. Hangi dil?

Ne yazık ki İngilizce.

 22- Dilediğiniz bir dönemde yaşayacaksınız. Hangi dönem?

Soyadımdan dolayı Osmanlı-Yavuz dönemi.

23- ‘Şimdiki aklım olsa’ diye başlayan cümleyi nasıl tamamlarsınız?

Üzüldüğüm bir çok şeye üzülmezdim.

24-  Annenize ve babanıza çok isteyip de kuramadığınız cümle ne olur?

Ben hala sizin küçük oğlunuzum.

25- Sizce ‘insaniyet’?

Bazen yola fırlayacak kediyi korkutmaktır geri kaçsın diye, bazen fırçayı yiyeceğini bile bile uyarmaktır arkadaşını, amirini, memurunu, büyüğünü, küçüğünü, bazen bir film seyrederken ağlamaktır acılı babaya, anneye… Doğru sözdür, merhamettir, kararmamış kalptir insaniyet.

Okumaya Devam Et...

Çok Okunanlar