Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Yitiksöz 11 (Haziran-Temmuz 2022) Üzerine Sanat, Edebiyat ve Düşünce Dergisi

Yitiksöz, on birinci sayısıyla da okurlarına şu içinde bulunduğumuz karmaşık günlerde bile umut aşılıyor.

EKLENDİ

:

Yitiksöz, on birinci sayısıyla da okurlarına şu içinde bulunduğumuz karmaşık günlerde bile umut aşılıyor.

Derginin Genel Yayın Yönetmeni Sayın Duran Boz, “Yeni Bir Sayıyla Merhabaderken bizlere şunları söylüyor:

Her yeni eylem, var oluşun çok sesli korosu içinde bize mahsus olanı aramanın çabası olarak boy verir. Her yeni eylem toplumsal dünyanın tekdüzeliği içinde bir tazelik ve bir anlam arayışıdır. Yazmak da öyle… Eşya ve olayların baş döndürücü akışı içinde gölgede kalan örtülü anlamı bulup aydınlığa çıkarmak yazmanın ontolojik şartıdır. Yazmak bu yönüyle hem bir yitiğini arayış hem de yaşanan zamana tanık olma çabasıdır. Şairin, “olup bitenin olup bitmemesi için ne yaptın” sorusu hem arayışımızın hem de tanıklığımızın ufkunu belirler.

İrfan Çevik, Hüseyin Burak Us, Selim Erdoğan, İbrahim Gökburun, Cengizhan Konuş, Ali Sali, Mehmet Akif Şahin,  Guzal Ismatova, İnci Okumuş, Mehmet Aycı,Adem Turan, Süleyman Karaca, Abdulhamit Tokgöz,Davut Güner, Metin Kaplan, , Nurettin Durman, Mustafa Gök, Sıddıka Zeynep Bozkuş, Ekrem Elmas ve Mustafa Köneçoğlu şiirleriyle katkıda bulunuyor bu sayıda Yitiksöz’e. Guzal Ismatova Duygular İsyanı adlı şiiriyle içten bir şekilde Allah’a yakarıyor:

Duygular İsyanı

Duygular isyanı, dışarıda kar.                                                                                                                   Gözlerimden ise yağmur yağıyor,                                                                                                                Ruhumu parçalar sessiz yalnızlık.                                                                                                                       Beni sadece Allah seviyor!

Kaybettiğim ne, gurur mu ar mı?                                                                                                                      Rüzgarlar savurmuş belki vicdanım                                                                                                                  Renkleri özledim, özlem mutluluk.                                                                                                             Günahlarım affet Allah’ım!

Saçlarıma yavaş beyaz karışmış,                                                                                                                                      Gönül dertlerine teskin izlemiş.                                                                                                                                  Secdeye baş koydum tövbeler edip.                                                                                                                                   Beni sadece Allah seviyor!

İsmail Kıllıoğlu, Gülçin Durman, Gülçin Yağmur Akbulut, Ali Necip Erdoğan, Emel Karagedik ve Hasan Keklikçiöyküleriyle çağın insanının fotoğraflarını çekiyorlar. İsmail KıllıoğluÖrtü-2adlı öyküsünde hayat yolculuğunda karşılaşılan ilginç durumlara ayna tutuyor:

Ürperiyorum. Sokak kıvrım kıvrım içime boşalıyor ve dayanmak için zorlanıyorum. Ayaklarım, yürüdüğüm yolu kendinde toplamış, çamurla sıvanmışçasına ağırlaşıyor, ama içimde fırdolayı dönen duygunun baskılı gücüyle daha çabuk ve hızlı yürüyorum. Adımlarımı üçe kadar sayıyor, daha fazlasını bilmiyormuşum gibi, üçe varınca sil baştan “bir” diyerek yeniden saymaya koyuluyorum. Bir ân geliyor ki, usanıyorum saymaktan.

Ne var ki, aynı işlemi yapmaktan da kendimi alamıyorum. Beynim saymakla yorulurken, ayaklarım, beynimin yorgunluğuyla birlikte takatten düşercesine gevşiyor, birbirinedolanmasıyla da tökezliyorum. Sokağı enlemesine yalpalayarak geçiyorum, karşı duvara varıp çarpıyorum ve bir şeylere çakılıyorum. Bir şey gelip böğrüme dayanıyor. Önce sert ve şekilsiz, sonra daha şekilsiz, ama çok geçmeden gevşiyor, kımıldıyor, üstüne abanmamla da yumuşuyor, şeklini yavaş yavaş biçimliyorum. Bakışlarımı duvardan söküp alıyorum, o tarafa fırlatıyorum: bir adam beliriyor. Hiç farkında olmadan, düşünmeksizin, âdeta bilinçsizce, alışkanlığın iğretiliğiyle, “affedersiniz” diyorum.

Sokağı kasılarak geçiyor, caddede yürümemi bilinçsizce gerinerek sürdürüyorum. Caddenin insansızlığı ve sessizliği, içime, masalların dipsiz kuyusuna atılan taşların çınlayışını dolduruyor, hazinliğiyle saldırıyor. Yağmur, Arnavut taşlarının yüzeyinde bir kamçı gibi şaklıyor; rüzgâr, bir mağara uğultusuyla höykürüyor; ağaçlar, bir sapan taşı gibi vınlıyor; dükkânlar ve içindeki nesneler şangur şungur hallaç pamuğu gibi tepeme taş olup yağıyor ve sanki çarpıyor. Vitrinlerinçeşit çeşit renkli ışıkları âdeta sahte kahkahalara dönüşüp yüzümü tırmalıyor, say ki kemiriyor. Meydana doğru, önümdeçalkalanan Belediye Meydanı’na doğru âdeta koşarak süzülüyorum. Meydanın az ilerisi Ulu Cami’ye bağlanıyor.

Fakat aniden duruyor, daha doğrusu durduruluyorum. Neler oluyor, diye, anlamaya çalışırken, bir çocuk peydahlanıveriyor. Onun böyle karşıma çıkıvermesi, insana olan susuzluğumu duyumsatıyor bana. Ona doğru kollarımıcoşkuyla, sevecenlikle açarak yöneliyorum.

Deneme, eleştiri ve değerlendirme yazılarıyla katkı sağlayan isimler şunlar: Hilmi Uçan, Arif Ay, Ali Galip Yener, Emel Aydın Özer, Yeprem Türk, Erdoğan Aydoğan, Yaşar Ercan Erol Çetin, Seher Özkök, Ertan Örgen, Metin Çalı. Yücel Kayıran’ın şiirleri üzrine hazırlanan dosya göz doldurmakta. Ayrıca Sezai Karakoç şiiri ile hikâyesi üzerine kaleme alınan yazılar da bir başka zenginlik katıyor Yitiksöz’e. Akif Emre’nin gezi yazarlığı da detaylıca inceleniyor. Seher Özkök “Gelin Gülle Başlayalım Şiire Atalara Uyarak”: Gülün Yokluğunda Sevgiliye Niyaz adlı yazısında Sezai Karakoç’un bu şiiri üzerine şunları söylüyor:

Modern dünyanın şiir öznesinin ruhunda yarattığı parçalanmayı dile getiren bu dizelerden sonra “ölüm düşüncesinin şiir öznesini sarmasıyla” ve affedilmeme korkusuyla yeniden “namaz” ile Allah’a yalvaran bir özne görürüz. Şiirin son bölümünde karşıtlıkların bir arada kullanımı yine “tevhid anlayışını ön plana çıkarmaktadır:

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Aşk celladından ne çıkar mademki yar vardır

Yoktan da vardan da öte bir var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme kaderin de üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onarak bir mimar vardır

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir

çınar vardır

Sevgili

En Sevgili

Ey sevgili (s.433-434)

Dizelerde de görüldüğü üzere “mezar”-“bahar”, “aşk celladı”- “yar”, “yok”- “var”, “gün”-gece”, “kül”- “hisar”, “yenilgi”- “zafer” gibi ikilikler bir arada ele alınmış ve aralarındaki zıtlıklar “ülkendeki kuşlar” (Simurg) (Seymen,2016, s. 243) “vardan da bir var” “kaderin de üstünde bir kader” ve “geceyi onaran mimar” ifadeleriyle ortadan kaldırılmış ve “tevhid algısı son bölümde de zıtlıkların bir aradalığı ile vurgulanmıştır. Tevhid inancını vurgulayan bubölümün yedi beyitlik bir gazeli çağrıştırması da (Seymen, 2016, s. 242) bölümdeki tevhid algısı ile örtüşmektedir. Gelenekle kurulan bağ, yıkılmış uygarlığın “anlamlandıran rejim” olarak adlandırılan estetik yapısına gönderme yapmaktadır.

SONUÇ:

Sezai Karakoç’un “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” adlı şiiri, “gelin gülle başlayalım şiire atalara uyarak” dizeleriyle başlamak suretiyle gelenekle bağını daha başlangıçta kurmuş bir şiirdir. Şiir boyunca, kaybolmuş bir uygarlığın canlandırılması çabası görülmektedir. Bu çabaAndrews’un “anlamlandıran rejim” tanımındaki gül-bülbül birlikteliğini ve ayrımını şiirde yer yer görünür kılmaktadır. Modernleşmenin İslam/Osmanlı uygarlığını dağıtışı şiir boyunca bir izlekken, diğer yandan bu uygarlığın “tevhidalgısıyla dirilebileceği de diğer izlektir. Bu bağlamda şiir, kaybolan uygarlığa bir ağıt yahut o uygarlığın parçalarından inşa edilmiş bir metin değil, modernleşme ile dağılışın resminiçeken, bu dağılışın ruh üstündeki etkilerini irdeleyen (uzatma dünya sürgünümü benim) ve aynı zamanda “tevhid” algısıyla uygarlığın tekrar dirileceğine inanan, “tevhid algısı”nı estetik düzeyde de vurgulayan bir şiirdir.

Mehmet Aycı ile Mustafa Uçurum’un 20 Nisan 2020’de vefat eden Hayrettin Orhanoğlu Hoca’yla ilgili anılarına, İbrahim Demirci Maraş’la ilgili bir günlüğüne ve Nadir Aşçı’nın da bağlamayla ilgili bir anısına yer verilmiş.

Benim bağlama ile tanışmam 7-8 yaşlarıma dayanır. Türküleri çok seven bir aile ortamında büyümem bunda ana etken tabi. O yaşlarda, Murat 124 marka otomobilimizle uzun yolculuklara çıkmak, benim için büyük bahtiyarlıktı. Yol boyunca bize Özay Gönlüm, Musa Eroğlu, Arif Sağ, Muhlis Akarsu gibi isimler eşlik ederdi. “Siyah Saçlarında HatemYüzlerin” gibi oldukça ağır bir türkü ile başladığım bu yolculuklar içinde, Özay Gönlüm’e bir parantez açmak icap edecek. Onun bağlamasını ve ses kayıtlarını otomobil teybinde dinledikçe, ses aralıklarının ve tınılarının sürekli değişmesinden dolayı, o ânda üç dört kişinin birden bağlama çaldığını düşünürdüm. Daha sonraları onu “yâren” adlı bağlamasıyla televizyonda görünce bir şaşkınlık yaşadığımı da söylemeliyim. Özay Gönlüm elbette bizim yöreden birisi olması hasebiyle özel bir isimdi. Onu yâren dışında tek bağlama ile de dinledim birkaç defa. Yâren’i çalarken bir Özay Gönlüm havası hissederiz, bu son derece doğal ama tek bir bağlama çalarken de, o mızrabı tutanın Özay Gönlüm olduğunu hissetmek, yukarıda söylemeye çalıştığım, sanatçının şahsi özelliklerinin, sevincinin, heyecanının, öfkesinin çaldığı müzik aletine birebir yansımasından ve tavırdediğimiz o hususiyetten başka bir şey değil. Özay Gönlüm bir bakıma bizim yörenin Neşet Ertaş’ıydı. Bu benzetme ne kadar doğru bilemem ama Neşet Ertaş’ın Türkiye’nin tamortasından seslenip ülkenin her bölgesine aynı oranda yayılmasını gördükten sonra, sadece Teke Yöresi ve İç Ege’de makes bulan, bulabilen Özay Gönlüm için bu benzetmeyiyapmak zaruri oluyor galiba. Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ın ses kayıtlarına ulaşınca, baba ve oğul arasında belirgin farklar içeren üslup ve tavır mevzusunun, ne kadarönemli bir mevzu olduğunu ister istemez kabul ediyorsunuz. Yeri gelmişken, Özay Gönlüm’ün izinden giden ve kendisine bir “yâren” edinen Tuğba Ger’in, her şeyden önce iyi bir bağlama sanatçısı olması ve tıpkı ustası, hemşerisi Özay Gönlüm gibi bir tavır sahibi olması, üslup ve tavrın birkarakter gibi yıllar içinde oluşmayacağını göstermesi bakımından önemli.

Yitiksöz’ün bu sayısında Mustafa Gök, Tuğçe Gök, Ekrem Elmas, Fatma Vişne, Mehmet Zeki Erkozan, Segâh Gümüş ve Hüseyin Cömert’in kitap değerlendirme yazıları bulunmakta.

Yitiksöz 11’in linki aşağıda:

https://kahramanmaras.bel.tr/e-dergi/yitiksoz-11-sayi-haziran-temmuz-2022

Yitiksöz 11. Sayısıyla okurlarını bekliyor. Yitiksöz gün günden daha albenili ve içeriği zengin bir kimliğe bürünüyor. İdrak ettiğimiz Kurban Bayramı ve Hac mevsimi bizleri daha bir hikmet yolculuğuna çıkarıyor. Daha nice Yitiksöz’ün yeni sayılarında buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar