1. Anasayfa
  2. Gezi Yazısı

Yol Notları (8) : İstanbul-Gaziantep-Nizip-Birecik

Yol Notları (8) : İstanbul-Gaziantep-Nizip-Birecik
1

İstanbul’dan uçakla Gaziantep’e doğru yola çıktık. Gökyüzünden yeryüzü bir başka göründüğü gibi yerden de sema bir başka görünüyordu. Bazen dağlar misali üst üste yığılmış gibi duran bembeyaz bulutlar bazen de kürekleri indirmişçesine uçsuz bucaksız bir deniz misali duruyorlardı. Gaziantep’ten gece vakti Nizip ilçesine doğru yolculuk devam etti. Mevsim yaz, aylardan Ağustos. Senenin en yakıcı günleri yaşanıyordu. Yaz sıcağına kalmış meyve ve sebzelerin olgunlaşma zamanı idi.

Gaziantep Arkeoloji Müzesi

Gaziantep’te ilk ziyaret ettiğimiz yerlerden biri Gaziantep Arkeoloji Müzesi oldu. Müzenin tam karşısında yıkımı gerçekleştirilen Kâmil Ocak Stadyumu vardı. Hayli zaman önce müzenin cadde üzerindeki kısmı mevcut iken günümüzde ek bina yapılmış ve iki katlı olarak tasarlanmıştır. Müzede Dülük, Karkamış, Nizip, Nurdağı, İslahiye/Zincirli gibi ören yerlerinde ortaya çıkarılan Asur, Hitit ve diğer medeniyetlere ait eserler sergilenmektedir.

Gaziantep’in Tarihi Camileri

Gaziantep’in Suburcu, Gaziler ve Mütercim Asım gibi caddelerinden geçerken hayatın son derece hızlı akıp gittiğini görürüz. Şehrin meşhur camileri arasında Alaybey Camii, Alaüddevle Camii, Karagöz Camii, Mehmet Nuri Paşa Camii bulunmaktadır. Depremden sonra başlatılan tamiratın bazı camilerde hala devam ettiği bazılarında ise sona gelindiği müşahede edilmektedir. Tamiratın devam ettiği camilerden Mehmet Nuri Paşa Camii’nin haziresinde Mehmet Emin Er hocanın kabri bulunmaktadır. Alaybey Camii’nde namazı eda ettikten sonra Gaziantep Kalesi’nin bulunduğu bölgeye intikal ettik. Kaleye yakın konumdaki Tahtani Camii onarımda olsa da Ömeriye Camii’ndeki onarım sona ermişti.

Gaziantep Kalesi

Şehrin tarihi yapılarından olan kale, kesme taşlardan yapılmıştır. Çevresinde ise daha önce görmediğimiz, oldukça düzgün bir şekilde açılmış kuyu biçimindeki yapılar ortaya çıkartılmıştır. Üstü, bir akvaryum gibi, kalın camlarla kapatılan bu alanda yürümek mümkün hale getirilmiştir. Kalenin civarındaki hayat bütün hızıyla devam ederken tarihi Gümrük Hanı, Şirehan, Almacı Pazarı, Bakırcılar Çarşısı, Zincirli Bedesten, Yenihan ve içerisindeki Kaleoğlu Mağarası ziyaretçilerin ağırlamaya devam etmektedirler. Gaziantep’teki kısa gezintiden sonraki uğrak yerimiz Şanlıurfa’nın Birecik ilçesi oldu.

Birecik (Şanlıurfa)

Birecik ilçesi geçmişten günümüze önemli bir yere sahip olmuştur. Nizip’le komşu, Fırat Nehri’nin daha çok doğu yakasına kurulu Birecik’e zeytin ve fıstık bahçelerinin arasından geçerek ulaşılır. Fırat’tan karşıya geçiş, yaklaşık 700 m. uzunluğa sahip betonarme köprü vasıtasıyla sağlanmaktadır. Nizip şehir merkezine 15 km. uzaklıktaki Birecik’e kısa sürede vardık. Uzaktan görünen sarp kalesine doğru yolumuza devam ederken Memlükler döneminde inşa edilen tarihi surların dibinde arabadan indik. Ana yol üzerindeki tarihi duvarlardaki madalyon şeklindeki kitabeleri okumak mümkündür. Şehrin meydanından doğu yönünde yukarılara doğru uzayıp gitmesi gereken surlardan geriye küçük bir kısım kaldığı gibi Meydan Kapısı’nı da ancak fotoğraflarda görmek mümkün olabilmekteydi.

Tarihi Camileri ve Surlardaki Kapıları

Tarihi Alaburç (Mescid)i ve yanındaki surların yanından Tekke Camii’ne uğradıktan sonra kaleye doğru yürümeye devam ettik. Dar sokaklarından geçerek Fırat’ı kuşbakışı gözetleyen kaleye ulaştık. Kale, dağın üzerine kurulmuştur. Buradan şehrin tarihi kapılarından biri olan Urfa Kapısı’na geçtik. Ayakta kalabilmiş olan yapı, Memlükler zamanında inşa edilmiştir. Urfa Kapısı’ndan sonra hemen yakınındaki Mahmut Paşa Camii’ne uğradık. Yaklaşık yirmi yıl önce de bir tamirat geçiren cami, depremden sonra yeni bir bakım ve onarıma ihtiyaç duymuştur. Halıları serilen, ses sistemi yenilenen caminin açılışının yakın olduğu ifade edildi. Caminin biri kırılmış üç tarihi kitabesi kapının dibindeki su kuyusunun üzerinde durmaktaydı. Camiye bitişik bir halde ayrıca Mahmut Paşa Hamamı yer almaktadır.

Urfa Kapısı’ndan sonra Meçan diğer adıyla Cenk Vadisi Kapısı’na geçtik. Yokuşları aşarak Meçan Kapısı’na vardık. Evler arasında kalmış kapıdan küçük bir kısım kalmıştı. Duvarlara maalesef anlamsız yazılar yazılmış, üzerinde keber bitkisi yeşermişti. Birecik’in tarihi kapılarından biri olan Bağlar Kapısı’na ulaşmak mümkün olmadı. Sahilden göğe doğru yükselen beyaz dağlara kurulu Birecik’ten aşağılara doğru bakarken dümdüz ovaları, yer yer yükselen dağları izlemek mümkündür. Aşağılara doğru inişe geçtiğimizde dağın içerisine oyulmuş tarihi eski Mağara Camii’ne ziyaret ettik. Mağara Camii’nden ayrılırken güneş yavaş yavaş kızıllığını kaybediyor, ufuk kimi zaman bulutlarla kaplanıyordu. Selam verdiğimiz diğer bir cami Abdikethüda/Cücük Camii oldu. Akabinde yolumuz kale ile kesişti ve üst kısmındaki surlarının yanından geçerek sahile indik. Birecik Ulu Camii hala bakım ve onarımda idi. Sahil boydan boya bir yürüyüş alanı haline getirilmiş. Daha önceleri Ulu Camii’nin ve kalenin eteklerinden akan Fırat, şimdilerde 50 metre kadar uzaktan akmaktadır. Üzerine kurulan barajlar suyun debisini azaltmıştır.

Nizip’le Birecik arasında, kuzey yönünde, Belkıs köyünde antik Zeugma’nın olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Yolculuk esnasında Fırat’ın kıyısında, Nizip’e 8 km. uzaklıkta, Belkıs höyüğünü uzaktan görmek mümkündür. Fırat’ın kıyısındaki pek çok köy Belkıs gibi baraj sularının altında kalmıştır. Belkıs köyünde ortaya çıkarılan tarihi eserler, Gaziantep Arkeoloji Müzesi ve Zeugma Mozaik Müzesinde sergilenmektedir.

Dönüş Yolu

Ağustos ayının ortasında havalar soğumaya başladı. Ayrılık vakti sert rüzgârlar esip duruyor, yağmur ara ara çiseliyordu. Yola düşünce güneş batmaya meylederken zeytin ve fıstık ağaçları gölgelerini kırmızı ve beyaz topraklara usulca seriyorlardı. Gaziantep’ten ayrıldığımızda yağmur devam ediyordu. Akabinde (saat 19: 00 sularında) adeta bütün Antep’i kucaklayan rengârenk bir gökkuşağı beliriverdi. Nurdağı ilçesine yaklaşırken bir taraftan göğü saran bulutlar diğer taraftan bulutlar arasından kızıl bir lav gibi akmaya çalışan güneş. Nihayetinde akşam olunca, kâinat sessiz bir uykuya dalıyordu. Gece boyu süren yolculuktan sonra sabah vakti İstanbul’a varmış olduk.

Not: Gaziantep’te Alaybey Camii’ni ziyaret ederken Gaziantep’te dünyaya gelen ve önemli eserler kaleme alan Bedrüddîn Mahmûd b. Ahmed el-Aynî’nin (ö. 855/1451) şu anda adını hatırlayamadığım caminin: “…kürsüsünde Kur’ân’ı baştan sona tefsir ettim” dediğini okumuştum. Bu cami Alaybey Camii olabilir mi? diye Ayni’nin tarih kitabı olan İkdü’l-Cümân adlı eserinin 824-850 yıllarını içeren ve Abdürrâzık el-Karmût tarafından neşredilen cildini (Kahire 1409/1989) hızlıca gözden geçirdim. Belki de aceleciliğimden olsa gerek aradığım bilgiyi bulamadım. Ancak kitaptaki şu bilgilere ulaştım. Ayni, başta Memlük sultanı olmak üzere devlet erkânıyla birlikte yolculuklar yapmış başta memleketi Gaziantep olmak üzere, Halep, Kilis, Kâhta, Ruha (Urfa) ve Dımaşk’a uğramıştır. Ayrıca 836 yılında Memlük sultanıyla birlikte Birecik’e gelmiş, oradan da akraba ve dostlarını ziyaret etmek üzere Gaziantep’e uğramıştır. Bedreddin Ayni, çağdaşı ve Şafii kadısı olan İbn Hacer el-Askalânî (ö. 852/1449) ile Gaziantep’e gelmiştir.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (1)

  1. 20 Eylül 2026

    Kalemine sağlık.Akıcı bir üslupla kaleme aldığınız yazınızı zevkle okudum.Tebrik ederim. Selamlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir