Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Yolumuzun Kandilleri, Türk Klasikleri

Bizim  “Ferhat ile Şirin”, “Leyla ile Mecnun”, “Kerem ile Aslı” gibi büyük ve tertemiz aşk hikâyelerimizi okuyup “aşk kahramanları”nı tanıyan gençlerimiz; Papaz Valentine’ye adanmış kapitalist soslu “sevgililer günü”ne ram olur mu? “Medeniyetimizin güler yüzlü bilgesi” Nasreddin Hoca’yı tanıyıp seven yeni neslimiz, Batı’nın uyduruk mistik Noel Baba’sına hayran olur mu hiç?

EKLENDİ

:

            Sanat alanında çağını aşan, eskimez yeni kabul edilen, millîlikten evrensele ulaşan, her yönüyle orijinal (özgün) olan şaheserlere “klasik eser”, böyle sanatçılara da “klasik sanatçı” denir.

Her sahada insanlığa üstün eserler bırakan Müslüman Türk milleti, kendi kültür ve medeniyet havzasında yetiştirdiği nice üstün şahsiyetlerle edebiyat sahasında da “klasik” denebilecek çok kıymetli eserler meydana getirmiştir. Bu eserler, hem edebî olarak yüksek seviyededir, hem de Türk dili ve kültürünü temsil etmektedir.

Milletimiz; Anadolu ve Osmanlı Türkçesiyle medeniyet dilini oluşturup zenginleştirmiş, daha sonra da Türkiye Türkçesiyle şaheserler vücuda getirmeye devam etmiştir.

Kültür ve medeniyetin aynası olan edebiyat alanında nice ediplerimiz; kendi ruh kökümüzü oluşturan millî ve manevî değerlerimizi, milletimizin dokusunu, kokusunu, ses ve rengini, üstün hayat ve insanlık anlayışını edebî bir üslupla ebedileştirmişlerdir. Bu üstün eserler, onlarca, yüzlerce yıl geçmesine rağmen “eskimeyen eski” hüviyetiyle “klasik eser” olmuştur.

Eğitimin en önemli amacı, çocuklarımıza sağlam ve millî şahsiyet kazandırmak olmalıdır. Aşk ve gönül insanı Mevlânâ’nın benzetişiyle “pergel gibi insan” olmalıyız. Yani bir ayağımız pergel gibi kendi inanç ve kültürümüze bağlı olarak sabit; diğer ayağımız ise, bütün dünyayı dolaşarak “iyi, güzel, doğru ve faydalı” şeylere açık olmalı. Kısaca “kökü mazide olan âti” olmanın şuur ve gayreti içinde millî ve evrensel olmalıyız.

            “Mankurtlaşan aydınlar” yoluyla mankurtlaştırılmak yani kendi tarih, kültür ve medeniyetinden uzaklaştırılmak istenen, ruhu örselenen ve kendi yörüngesini kaybetmeye başlayan Türk milleti; gerçek kimliğini ve kaybettiği yörüngesini  “Batı klasikleri” ile değil, “Türk-İslam klasikleri” ile bulacaktır.

Çocuk ve gençlerimiz, yıllardır Batı ve Rus klasikleriyle beslendiler. Sürekli olarak, “Batı klasikleri”ni duydular, okudular. Dünyanın en büyük şairlerini yetiştirmiş, hükümdarlarının çoğunun şair olduğu bir milletin çocukları, kendi edebiyat ve kültür hazinelerinden mahrum yetiştiler. Hayâlî’nin “Ol mâhiler (balıklar) ki derya içredir deryayı bilmezler.” diye tasvir ettiği balık misali, kendi kıymetlerini bilmeyen bir toplum olduk.

Peki, dünyanın büyük ilim adamlarını, mimarlarını, siyasetçilerini, komutanlarını yetiştirmiş olan Türk milletinin klasik edebiyatçıları ve klasik eserleri yok mudur?

Yunus Emre’nin “ilahiler”i, Mevlânâ’nın “Mesnevi”si, Dede Korkut Hikâyeleri, Fuzulî’nin “Leyla ve Mecnun”u, Bakî’nin “gazel ve kasideleri”,  Nef’î’nin “hicviye”leri, Evliya Çelebi’nin “Seyahatnâme”si, Şeyhî’nin “Harnâme”si, Süleyman Çelebi’nin “Mevlid”i, Gülşehri’nin “Mantıku’t-Tayr”ı, Nâbî’nin “Hayriyye”si, Şeyh Galip’in “Hüsn ü Aşk”ı, Ziya Paşa’nın bentleri, çok kıymetli klasik eserlerimiz değil mi? Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu, Erzurumlu Emrah ve Seyrani’nin âşık tarzı şiirleri, Pir Sultan Abdal’ın deyişleri,  Âşık Veysel’in türküleri bu milletin gönül aynası değil mi?

İstiklal Marşı ve mukaddesat şairimiz M. Âkif Ersoy’un günümüz meselelerine de neşter vuran “Safahat”ı; Ahmet Haşim, Yahya Kemal Beyatlı, Necip Fazıl, Cahit Sıtkı, Ziya Osman Saba, Behçet Necatigil, Âsaf Halet Çelebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Attila İlhan, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt,  Abdurrahim Karakoç, Bahaettin Karakoç, Yavuz Bülent Bakiler, Şehriyar, Bahtiyar Vahapzade’nin şiirleri, muhteşem şiir anıtları değil mi?

Ahmet Haşim, Peyami Safa, Necip Fazıl, Ahmet Rasim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç, Nurettin Topçu, Nihat Sami Banarlı, Abdülhak Şinasi Hisar, Tarık Buğra, Sezai Karakoç, Sâmiha Ayverdi, Münevver Ayaşlı, Ahmet Kabaklı’nın denemeleri; Monteigne’nin, Bacon’un “Denemeler”inden daha mı az değerli? Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Nazan Bekiroğlu, D.Mehmet Doğan, Beşir Ayvazoğlu, İskender Pala, Ali Çolak,  Mustafa Özçelik gibi günümüzün sahici kalem erbabının eserleri, Batılı pöpüler yazarlardan daha mı az kaliteli?

Ömer Seyfettin, Sait Faik, Refik Halit Karay, Memduh Şevket Esendal, Sebahattin Ali, Haldun Taner, Rasim Özdenören, Sevinç Çokum ve Mustafa Kutlu’nun hikâyeleri, A.Çehov’un hikâyelerinden; Necip Fazıl Kısakürek’in tiyatro eserleri Shakespeare’den, Molier’den daha mı az güzel?

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip, Peyami Safa, Ahmet Hamdi, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Kemal Tahir, Sebahattin Ali, Oğuz Atay, Orhan Kemal, Bahattin Özkişi, Cengiz Aytmatov, Cengiz Dağcı; romanlarıyla Türkçenin ölümsüz eserlerini veren klasik yazarlarımız değil mi? Bu yazarlarımız; Goethe, Dostoyevski, Victor Hugo, Tolstoy, E. Hemingway gibi yazarlara göre çok mu değersiz, yoksa daha mı az millî veya evrensel?

Batı uygarlığının çağdaş yokuşlarında susayarak rotasını şaşırmış kalabalıklar; ancak yolumuza kandil tutan erenlerin, ediplerin şaheserleriyle gerçek yörüngesini bulabilir. Kâinat

kitabını aşkla okuyanların klasikleriyle yeniden “alperen” tipi insanı oluşturup “aşk ve gönül medeniyeti”ni idrak etmeliyiz. Ondan sonra da bir “pergel” gibi Doğu ve Batı olmak üzere bütün dünya klasiklerini kendi süzgecimizden geçirerek okuyup anlamaya, onlardan da istifade etmeye çalışmalıyız.

Kendi kültür, irfan ve hikmet pınarlarımız olan klasiklerimizi okuyup ondan kana kana içen gençlerimiz, işte o zaman Batı’nın sahte kahramanları olan “Robin Hudlara”, “Hiymen”lere, “Süpermen”lere, “Rambo”lara değil; bizim Battalgazi, Selahaddin Eyyubî, Hz. Ali, Hz. Hamza, Hz. Hüseyin, Köroğlu, Sultan Alparslan, Kılıçarslan, Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Kara Murat, Fatih Sultan Mehmet, Ulubatlı Hasan, Şeyh Şamil, Nene Hatun, Antepli Şahin, Sütçü İmam, Ömer Muhtar gibi gerçek kahramanlarımıza özenecektir.

t

Yolumuzun kandilleri, Türk klasikleriyle yetişen gençlerimiz “dil, edebiyat, tarih, ahlak ve kültür şuuru” ile sağlam bir şahsiyet kazanacaklar; kendi dil ve edebiyatlarının zevkine ve kültür şuuruna varacaklardır. Örnek alınan bu eserlerle ortak bir duyuş ve kimlik oluşacaktır.

Her şeyde “Batı, Batı!” diyen ve aşağılık kompleksine kapılan aydınlara Faruk Nâfiz’in “Sanat” isimli şiirinden iki mısrayla cevap verelim:

 

Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek,

Bizim diyarımız da bin bir baharı saklar!”

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar