Cenaze namazı kılan kişilere imam sorar:
“Merhumu nasıl bilirsiniz?
Cemaat de hüsnü şehadette bulunur:
“İyi biliriz.”
“Dünya ve ahirete taalluk eden konularda hakkınızı helal ediyor musunuz?”
“Helal olsun!”
Üç defa helallik alındıktan sonra herkes rahatlar ve defin için hareket edilir.
Merhumu herkes iyi bilir de merhunu nasıl biliriz acaba?
“Hocam şu merhun da nereden çıktı, merhun ne demek?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet aslında bu hepimiz için geçerli bir tanım. Hepimiz Bingöllüyüz pardon hepimiz merhunuz.
Kubbealtı Lugatı pek çok manalar vermiş. Bizimle ilgili olanı şu: “Zamâna veya başka bir şeye bağlanmış, belirlenmiş, tâyin edilmiş, muayyen.”
Hepimiz belli bir mekân ölçeğinde, Rabbimizin bildiği, belirlediği, takdir ettiği zaman zarfında dünyadayız. Kimse siparişle gelmedi, kimse bilet alıp da gitmiyor ahirete. Rezervasyonu yok yani. Tayin edilmiş zamanımızı bekliyoruz.
Güzel ve çirkin işler yapıyoruz. Ruhumuz bedenimizde, bedenimiz dünyada rehin… Vereceğimiz bir bedel yok rehinliğin kalkmasına karşılık… İnançlarımız ve duygularımız hep rehin. Esaslara, ilkelere, değerlere…
…
Yeni yılla birlikte bende oluşan düşünceler biraz da bu minvalde. Geçen yılımın, ömrümün nasıl ve niçinliği bir tarafta, geleceğin gaybiyeti diğer tarafta. Bir yıllımız veya tüm ömrümüz iyi geçti mi? Huzurlu muyduk? Mutlu muyduk? Başarılı mıydık? Hedeflerimize ne kadar ulaştık? Bizi üzen, hırpalayan, öfkelendiren şeyler nelerdi? Ailemizde, ülkemizde, insaniyette meydana gelen olaylar bizi nasıl etkiledi? Ne kadarından ne şekilde haberdar olduk, haberdar edildik? Vicdanımız ne kadar tetikteydi, ne kadar etkindi, ne kadar başarılıydı? Merhametimiz dijitale mi hapsedilmişti? “Tek tipleşen küresel dünyada, vicdani körlük sonucu oluşturulan dijital vicdan, çorak ve eylemsiz merhamet” ile seyirci mi olduk gelişmelere?
Teneşire konmadan soralım: Kendini nasıl biliyorsun?
Kendini beğenmiş kraliçe misali “ayna ayna, söyle bana, benden daha güzeli var mı şu dünyada?” demeyeceğiz. Dostumuzu düşmanımızı, iyileri kötüleri, hainleri sadıkları gösteren âyîne-yi İskendere bakarak bir değerlendirme yapmanızı da istemiyoruz. “İçine bakıldığı zaman dünyada olup biten her şeyin görüldüğüne inanılan câm-ı Cem”den de bahsetmiyoruz. Böyle zor işler de beklemiyoruz.
Beklediğimiz kendimiz. Kendi düşüncelerimiz. Kendi yaşayışımız. Kendi irademiz. Kendi yaptıklarımız ve yapmadıklarımız…
Muhasebemiz çok yönlü.
Rabbimizin istediği gibi inanmak ve yaşamak. Efendimiz Aleyhisselam gibi bir hayat sürmek, onun izinde yol almak. Anne babamıza, akrabalarımıza saygı, hürmet ve dua. Tüm varlık alemine şefkat ve merhamet. Vatana, millete, ümmete izzet ve minnet. Zulüm ve ihanetlerini sürdürenlere davet, dua ve lanet. Üstlendiğimiz fıtri, resmi ve sivil görevlerimizi yerine getirmede emanet, ehliyet ve liyakat.
…
Kimsin, kendini nasıl tanımlıyorsun diye sordum insanlara hayal âleminde ve şu cevapları aldım:
Dünyanın en şirin, sempatik, yararlı, evcimen insanı.
En yetenekli, maharetli, mucid, zeki, başarılı, üstün özelliklerle donatılmış insanı.
En barışsever, merhametli, yardımsever insanı.
En kahraman, yiğit, pehlivan, fedakâr, vatanperver insanı.
En ahlaklı, selametli, faziletli, saadetli, huzurlu, kemalâtlı insanı.
En güzel sözlü, güzel huylu anne, baba, evlat, kardeş, amca, dayı, dede, nine, yeğen, komşu, işçi, patron, ortak, şoför, yaya, yolcu, müşteri, öğretmen, öğrenci, hoca, cemaat, amir, memur, personel. Yani en güzel insan…
İyi de bunca işlenen cinayetler, katliamlar, ihanetler, günahlar, çirkeflikler, akan gözyaşları, ölen sabiler, sürüklenen bedenler, çiğnenen iffetler, kırılan onurlar, dökülmeler, savrulmalar, yıkılışlar nasıl oluyor? Bunlar hep birer sanal dünyada mı gerçekleşmekte?
…
“Resulullah (sav) buyurdular ki: Yedi şeyden önce amelde acele edin:
Unutturucu fakirliği mi bekliyorsunuz?
Tuğyan ettirip azdırıcı zenginliği mi bekliyorsunuz?
İfsad edici hastalığı mı bekliyorsunuz?
Aklınızı götürecek ihtiyarlığı mı bekliyorsunuz?
Ani ölüm mü bekliyorsunuz?
Deccali mi bekliyorsunuz. Bu beklenen gaib bir şerdir.
Yoksa kıyameti mi bekliyorsunuz? Kıyamet ise hepsinden kötü, hepsinden daha acıdır.” (Tirmizî, Zühd 4, 2308; Nesâî)
…
Büyük kıyameti görmeye belki ömrümüz yetmez ama kendi kıyametimizi yaşayacağız. Yeni yıl muhasebe anlamında bir fırsat. Kârda mıyız zararda mıyız değerlendirme imkânı elimizde…
Sahi kendinizi nasıl bilirsiniz?

Yine farklı bir pencere sundunuz hocam okurlarınıza. Herkese hesap soran insan, kendine neden sor(a)maz acaba? İnsanda güzel bir muhasebe fikri oluşturması açısından değerli bir yazı. Teşekkürler.