1. Anasayfa
  2. Söyleşi

Vatandan Gurbete Sürdüler Bizi: Ahıskalı Araştırmacı Yazar Orhan Uravelli’yle Söyleşi

Vatandan Gurbete Sürdüler Bizi: Ahıskalı Araştırmacı Yazar Orhan Uravelli’yle Söyleşi
0

Türkiye’ye nasıl geldiniz ve sizinle nasıl tanıştığımızı sizin ağzınızdan dinleyelim.

Eylül 1990’da Türk Tarih Kongresi’ne katılmak üzere Bakü’den davet edilmiş akademisyenlerle birlikte Ankara’ya geldim. O sırada Azerbaycan Bilimler Akademisi Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiye Şubesi’nde araştırmacı tercüman olarak görev yapıyordum. Kongrede Ahıskalı Türkler Sorunu konusunda tebliğ sundum ve meselenin önemli boyutlarını dile getirdim. Artık Sovyetler Birliği’nin miadını doldurduğu ve derin bir kriz içinde bulunduğu gayet açıktı. Bir Ahıskalı olarak Sovyet devletinin halkımıza reva gördüğü mezalimi de asla unutamıyordum, özellikle 1989 Fergana vahşetinden sonra ülkenin benim için hiçbir değeri kalmamıştı. Dolayısıyla ülkenin dışına çıktığım ilk seferde geri dönmedim ve Türkiye’de kaldım. Yabancılık çekmedim, çünkü ben, sürgün edilmiş Ahıskalı Türklerin en şanslısıydım belki de. Bakü Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Türkoloji bölümünden mezun olmuştum, Türkiye ile ilgili araştırmalar yapılan bir enstitüde çalışıyordum, Moskova’da Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde staj yapmıştım. Sovyet halkının bihaber olduğu konuları biliyordum, işim gereği Türkiye basını, akademik yayınları, tarih ve edebiyat araştırmalarını okuyordum. Kısacası ben gurbete değil, vatanıma gelmiştim. Elbette sıkıntı çektim, kolay olmadı, ancak iki yıl sonra vatandaşlık alabildim. Ankara’da bir tercüme bürosunda tercümanlık yaptım. O dönemde Rusça’ya ihtiyaç büyüktü ve talep de yoğundu. Sonra ailemi de getirdim ve işler yoluna girdi.

Ülkü Hanım’la kongrede tanıştık, öğretmen olan ablasıyla gelmişti, kolayca anlaşabildik. Genel olarak o bölgenin, ayrıca Ardanuç’un tarih boyu Ahıska ile iç içe olduğunu biliyordum, lehçe ve kültür farkı yoktu. Şu da var ki Türk dünyası ve özellikle de Ahıskalı Türkler konusu Türkiye’de pek bilinmiyordu, bilgi eksikliği vahim boyutlardaydı. Sonra beni Ardanuç yöre ağzını araştıran Sevgi Şenol’la tanıştırdılar. Ülkü Hanım’la uzun yıllar temaslarımız oldu, onun araştırma ve çalışmalarını hep ilgiyle takip ediyordum.

Ahıska hakkında bize bilgiler verir misiniz?

Doğrusu, son 35 yıl içinde Türkiye’de Ahıska Türkleri konusu artık meçhul olmaktan çıkmış olup birçok araştırma ve kitaplarda ele alınmıştır, medyada yeterli olmasa da haber ve yorumlar yapılmaktadır. Bu mesele, en üst düzeyde değerlendiriliyor, Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuda ilgisiz değildir, devamlı şekilde bizim heyetleri kabul etmekte ve destek vermektedir. “Ahıska” adı, Rusça veya Batı kaynaklarında, bugünkü yabancı medyada pek bilinmez ve ‘Meskhetiya Türkleri’ ifadesi kullanılır. Bizimkiler, buna fena kızarlar, ancak coğrafi adlar zaten dillere göre değişir. Örneğin dünyada Türkler dışında kimse Arnavutluk diye bir ülke bilmez, oranın adı Albanya’dır, kendileri ise Şkiperya derler. Bizim Macaristan dediğimiz ülkeye Batılılar Hungary, Ruslar Vengriya, Ukraynalılar Ugorşina derler. Ermeniler, Gürcistan’a Vrastan derler ve Gürcüler kızsa ne olur, kızmasa ne olur? Tarih içinde yer adları dillere ve coğrafyaya göre farklı şekillenir.

1578 Çıldır Savaşında İran Safevilerinin yenilmesi sonucu Osmanlı Devleti’ne katılana kadar Anadolu’dan Ahıska (şimdiki Artvin, ve Ardahan’ın arazileri) Anadolu’dan ayrıydı, burada ta Moğol-Tatar işgalinden, hatta Celaleddin Harzemşah’ın Kartli Devleti’ni ortadan kaldırınca, kısa süre sonra (1267/1268) Ortodoks Hıristiyan Kıpçaklar, Atabek Prensliği kurmuşlardı. Ahıska Atabekler Prensliği’nin Selçuklular, İran, Azerbaycan, Kafkasya ile ilişkileri oldukça karmaşık konudur. Atabekler, bir süre Trabzon Rum Devleti ile müttefik olmuşlardır ve bu husus, Kitab-i Dede Korkud destanlarına Müslüman Türkmen-Tekfurlar savaşı olarak yansımıştır. Bununla birlikte bu dönemde Ahıska’da Kıpçak lehçesinin Oğuz Türkmen etkisiyle değişmeye başladığını söyleyebiliriz ve bugünkü Ahıska ve Kuzeydoğu Anadolu ağızları artık Oğuzlaşmıştır, fark sadece fonetikte ve yöresel kelimelerde görülmektedir. Doğrudur antropolojik olarak Kıpçak ve Kafkasya özellikleri kalmıştır, fakat 250 yıl (1578-1828) süren Osmanlı idaresinde Ahıska Beylerbeyliği (Eyaleti) siyasi, ticari, etnik ve kültürel açıdan Anadolu ile bütünleşme süreci geçirmiştir.1829 Edirne Muahedesiyle Ahıska Eyaletinin on sancağı, yani bugün Gürcistan’da kalmış kısmı, Rusya’ya bırakılmış ve buradaki süreçler de, sorunlar da bundan sonra farklı mecraya girmiştir.

Bagratlılar’ın menşei konusunda farklı varsayım ve görüşler var, sizin fikriniz nedir?  

Kaynaklara göre, M.Ö. Kuzeydoğu Anadolu bölgesine sürülmüş Şambu / Şambat (Smbat) adlı Yahudi burada zamanla itibar kazanmış ve ona Pers dilinde Bagrat (Bagarat, Bagratuni) unvanı verilmiştir. Bagrat soyunun Musevi kökenli olduğu görüşüne katılanlar daha çoktur ve başlıca gerekçeleri de şudur: Ermeni, Gürcü ve Bizans kaynaklarında Bagratlıların Musevi kökenli oldukları açıkça belirtilmektedir. Horenli Movses, bu soyun Yahudi Musevi adları taşıyan diğer temsilcilerini de kaydeder (Bagadia, Hananiah, Assud, Senekia, Tobia, Azaria vb). Kaynaklarda, Musevilikten vazgeçmesi ve putperest olması için Bagrat’a baskı yapıldığı vurgulanmaktadır. M.Ö. ilk dönemde Kuzeydoğu Anadolu’da önemli Yahudi nüfus bulunduğu, bu yüzden Romalıların burada naip ve valileri Yahudilerden seçtikleri, ayrıca bu Yahudiler sayesinde bölgede Ermenilerin çok erken dönemde Hıristiyanlığı kabul ettikleri düşünülmektedir. Sonradan Bagratlı hanedanı, Ermenistan ve Gürcistan koluna ayrılmıştır. Bagratlıların sülale ikametgahı İspir (Saparad) olarak kaydedilmektedir, ancak bizim için önemli olan Constantinos Porphirohgenetos’un Tao (Tayk) ve Kalarç bölgelerinde hakim olan İvir Bagratlılardan bahsetmesidir ve bunlar da kendilerini Davut’a bağlıyorlardı.

Bizim bölge, Ahıska ile aynı şive, lehçe, kültür ve yaşam tarzına sahiptir. Fakat burada bölgenin tarihine Gürcüler sahipleniyorlar, yer adlarını esas alarak çeşitli iddialarda bulunuyorlar, Ardanuç, Yusufeli, Posof, Şavşat, kısacası Yukarı Kura ve Çoruh arası bölgenin Ortaçağ tarihi hakkında görüşlerinizi kısaca ifade eder misiniz?    

Elimizdeki kaynaklara bakılırsa, çok eskiden beri etnik ve dini açıdan bu bölgede hakim bir unsur olamamıştır ve İran, Yunan, Roma, Pontus, Bizans gibi büyük devletlerin hakimiyeti söz konusuydu. Ardanuç yöresinde ve bölgenin genelinde Hıristiyan Kıpçaklar, Türkmenler, Lazlar, Rumlar, kısmen Ermeniler ve Kartveller oturmaktaydı. Meskh, Laz (Çan), Tao, Kalarç, Cavakh, Şavş, Dugur, Sper gibi boyların Gürcülüğü ise sadece efsanedir ve tutarsız iddiadır. Burası Selçukluların gelişlerine kadar uzun süre Bizans’ın kuzeydoğu sınırıydı. Kıpçak Hanı Atrak’ın kızıyla evlenen Kartli Kralı Kurucu David’in yaklaşık 40 bin hane (ykl. 200 bin) Kıpçak nüfusu 12. yüzyılda bölgeye getirmesi ve şimdiki Artvin, Ardahan ve Ahıska bölgesinde bütün etnik ve siyasi dengeleri değiştirmiş ve sonuçta Kartli Prensliğinden ayrı Atabekler Prensliğinin kurulmasına yol açmıştır. Kıpçakların gelişiyle birlikte bölgede Türk etnik unsurunun hızla etkinleşerek hakim duruma geçtikleri kesindir. Bagratlıların bu Kıpçak askeri gücü sayesinde yükselişi, zaten bilinen husustur. Bölgede Kıpçakların hakim olması, şimdiki ortak lehçe ve yöresel fonetik özelliklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Uzun süre bölgede oturan ve Rusya Hakimiyeti sırasında, özellikle de Dünya Savaşı yıllarında Kafkasya’ya göç eden Hıristiyan Ortodoks Urumlar da aslında Kıpçak kökenlidirler ve ana dilleri Ahıska ağzıdır. Bunlara Ortodoks Hıristiyan dinlerinden dolayı Urum demişlerdir, halbuki Rumca bilmezler. Üstelik Kıpçakların etkisiyle Gürcü diline çok sayıda Türkçe kelime geçmiştir. Örneğin ocakhi (aile), gemi, ialkani (yelken), kamari (kemer), topi (top), çanta, savda (hüzün, keder), şuki (ışık, ışın), koçaği (cesur, koçak), çekma (çizme), şarvali (pantalon), kuti (kutu), bamba (pamuk), tasma, buğa  (boğa), karauli ((karakol), bairaği (bayrak), burği (burgu), tomara (tomarı, torba), sirça (kadeh), sapi (sap, tel, iplik), nişani, kolga (şemsiye), dugma (kopça) gibi kelimeler bile gayet manidardır. Otar, Tengiz, Elkuca, Uça, Çabuka gibi kişi adlarını örnek verebiliriz. Doğaldır ki Hırist,yanlık ve İslam en önemli kültürel faktörlerdi, bununla birlikte Farsçanın etkisi önemliydi ve İran’da bin yıl sürmüş Türk hakimiyeti, Osmanlı ile birlikte Gürcü diline yüzlerle Arapça ve Farsça kelime geçmesine sebep olmuştur. Örneğin, bana pitna (yarpuz) kelimesinin Gürcüce olduğunu söylemiştiler ve Farsça Sözlük getirip kelimenin Farsça olduğunu gösterdim. Ardahan, Artvin, Ardanuç, Ardaşen gibi yer adları, Çoruh, Kura (Kür), Çıldır – hiçbiri Gürcüce değil.

Ardanuç Atabek Prensliğine kaç yıl başkentlik yapmıştır? Bu Prensliğin sınırları neresiymiş? Atabeklerin arşivi nerededir, bu konuda hangi kaynaklar var?

O dönemde başkent veya payitahttan bahsetmek, pek doğru değil, Ahıska Atabekler Prensliğinin merkezi devlet teşkilatı, şehirler hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Kaleler olduğu tespit edilmiştir ve Atabeklerin yönetim noktaları ve ikametgahlarının duruma göre sıkça değiştiğini belirtmeliyim. Sorunuzla ilgili hususlar için Ardanuç’ta arkeoloji malzemesi yetersizdir, yazılı kaynaklarda da pek bilgi yoktur. Esasen Kafkasya’da ve bu bölgede merkezi devlet teşkilatı, vergi vb ile ilgili düzenli bir tahrir ve kayıt sistemi olmamıştır. Coğrafi, idari, siyasi, etnik ve dini bilgiler Farsça, Yunanca, Ermenice ve kısmen Gürcüce kaynaklarda yer almaktadır. Dede Korkud Destanlarında Ahıska adı geçmektedir. Ahıska Atabeklerinin Kıpçak süvari birlikleri sayesinde bölgedeki devletler arasında askeri denge ve güvenlik açısından için önemli pozisyonda bulunduklarını biliyoruz. Göründüğü kadarıyla Trabzon Rum devletiyle müttefik olmaları sayesinde Atabekler, Karadeniz, Kafkasya ve İran ticaretinden gelir sağlıyordu.

Bizim bölge 40 yıldan fazla Rusya idaresinde kalmış, kısa bir kurtuluş süresinden sonra 3 yıl kadar daha işgal altında olmuştur. Bu dönemle ilgili belgeler, arşivler, kaynakları merak ettik. 

1871-1918 arasında bölge Rusya devletinin yönetimi altındaydı, 1921’de şimdiki sınır çekilene kadar karmaşa ve çatışmalar, zorunlu göçler, çok büyük acılar yaşanmıştır. Rusya idaresiyle ilgili Rusça arşiv belgeleri, istatistikler ve diğer kaynakların, ayrıca yayınların çoğu Moskova’da, kısmen Tiflis ve Bakü arşiv ve kütüphanelerindedir. Rusya idaresinde, bölgede Ermeni ve Gürcülerin statüsü daha yüksek olmuştur, köylü Müslüman halkın esasen geleneksel kültür ve yaşam tarzını devam ettirdiğini söyleyebiliriz. Bu dönemden çok sayıda rivayet kalsa da bunlar incelenmemiş, sözlü tarih araştırmaları yapılmamış, kayıtlara geçirilmemiş ve unutulup gitmiştir. Elbette bazı Rusça kelimeler de kalmıştır (kinişka – cüzdan, naçannik – reis, gazarma – kışla, istikan- bardak, vedra – kova, saldat – asker, zagon – yasa vb). Yani bunların Gürcüce ile alakası yoktur.

Dediğiniz gibi Ahıska Anadolu’nun bir uzantısı, ancak şu anda toprakları Türk’ten arındırılmıştır, sürülmüş Ahıskalılar bir türlü vatanlarına dönemiyorlar. Dönüşü engelleyen başlıca hususlardan, halen Ahıska bölgesindeki durumdan, dönmek isteyenlerin beklentilerinden, Gürcistan yönetiminin keyfi uygulamalarından bahseder misiniz?

Öncelikle kaydedelim ki Ahıska Türklerinin haklarının iadesi ve Ahıska’daki köylerine dönüş meslesi, tarih sorunu değil, hukuk sorunudur ve Gürcistan Anayasasındaki ilkeler, uluslararası hukuk prensipleri bağlamında bu halkın geri dönüş sorunu, Gürcistan yönetiminin çözmesi gereken taahhütleri arasındadır. Stalin’in ölümünden sonraki yumuşama sürecinde vatana dönmek için mücadeleye başlayan Ahıskalıların önünde başlıca engel, NATO üyesi olan Türkiye faktörü olmuştur, zira Moskova, jeopolitik açıdan Türkiye sınırında, Şavşat ve Posof’un hemen ötesinde Türk nüfusu istemiyordu. Tiflis’tekiler ise Gürcü şoven milliyetçi tutumlarından vazgeçmiyorlardı, hatta Artvin ve Ardahan arazilerini de kendi tarihi toprakları olarak görüyorlardı. Bu tür iddialar şimdi de var ve üstelik Ermeni faktörü, Batı Ermenistan diye Kars ve Ardahan hayalleri de söz konusudur.

Öte yandan mesele hukuk zemininde ele alınmalıdır, oysa Gürcüler gündemi değiştirmek, halkı oyalamak ve provoke etmek için ısrarla Meskh teorisini ortaya atmaya başladılar. Buna göre, sürülmüş Ahıskalılar Osmanlı döneminde Müslüman olup Türkleşmiş Meskh Kartvel boyudur. Meskhlerin veya Cavakhların eskiçağda kim oldukları kesin değil, Ermenilere göre, Cavakhlar Ermenilerdi. Bu Meskh masalı, sürülmüş halk arasında çok sert tepkilere yol açmaktadır. Dolaysıyla dönüş mücadelesi, hukuk zemininden çıkıp diyaloğu baltalayan yöne kaymaktadır.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsız Gürcistan devleti için Türkiye faktörü daha da belirleyici oldu, açıkça beyan edilmese de Türk İslam karşıtlığı ön plana çıktı.  İşin kötü yanı, devletler seviyesinde de halkımızın dönüş hakkı, temennilerin ötesine geçmemektedir ve Tiflis bu konuda uluslararası düzeyde bir taleple karşılaşmamaktadır.

Avrupa Konseyi üyeliğine başvurunca Gürcistan, Ahıskalıları geri alıp iskan etmeyi taahhüt olarak üstlenmek zorunda kaldı. Fakat bu taahhüt çerçevesinde 2007’de kabul eidlen yasa sürülmüş halkın geri dönüşüne yol açmak yerine dönüş yolunu kapatıyordu. Avrupa Kurumları, Ahıskalılar ve hatta Gürcistan muhalefeti bile bu yasanın, hakların iadesini ve dönüş imkanını sağlamadığını vurguluyoradı. Ardından 2008’de Güney Osetya krizi ve Rusya’nın askeri müdahale başlatması, Abhazya ve Güney Osetya’yı devlet olarak tanıması bölgede farklı ortam oluşturdu ve Batı, Gürcistan’a ‘mağdur’ devlet olarak fazla baskı yapmadı.

Sovyetler Birliği dağılınca Ahıskalı Türkler bir anda kendilerini yedi farklı devlette dağılmış halde buldular. Ardından Türkiye’ye göç başladı, daha sonra Rusya’nın Krasnodar bölgesinden yaklaşık 15 bin Ahıskalı ta Amerika’ya göç etmek zorunda kaldı. Böylece dokuz devlete dağılmış sahipsiz ve parçalanmış nüfus söz konusudur. Engin bir coğrafyaya yayılmış, dağınık şekilde ve çoğu taşrada oturan bu halkın örgütlenme, dayanışma, lobi oluşturma, yerel çapta bile ağırlığını koyma şansı yoktur. Dolayısıyla Gürcistan nezdinde yeterince güçlü ve etkin girişimlerde bulunamıyorlar.

Benim de zaman zaman bilgisinden yararlandığım rahmetli annenizden dinlediğiniz sürgünden ve Ahıskalıların daha sonraki yaşamlarından bahseder misiniz?

1944 sürgünüyle ilgili resmi belgeler, 46 yıl sonra yayınlandı ve halkımız işin içyüzünü öğrenebildi, belgelerin çoğu Türkçeye de çevrildi. Ancak Sovyet devleti de kısa sürede dağıldı, sorunun muhatabı, doğrudan sorumlu bir devlet de kalmadı. Sürgünle ilgli olarak Türkiye’de birçok araştırma ve yayın vardır, fakat bunlarla birlikte sürgünü dile getiren halk şairlerinin eserleri de kaynak sayılır. Örneğin Uravelli Ahmet Nayman’ın şiirini hatırlıyorum:

“Millet düştü demiryolun izine,
Lanet olsun fasılların güzüne,
Hasret koydu vatanımın yüzüne,
Vatandan gurbete sürdüler bizi.

Anamın anası Ahıska nine,
Nikabın kaldırıp baksana bana,
Derbeder oğluyum, gelmişim yine,
Vatandan gurbete sürdüler bizi.”

1982’de köyünü ziyaret eden şairin yazdığı bu mısraları annem ezberinde tutardı. Sürgün sırasında 14 yaşındaymış, bütün ayrıntıları hatırlıyordu ve ömrü boyunca bize bu felaketi anlatırdı. Akıl almaz facia yaşanmıştı, pislik Stalin rejimin bu mezalimini unutmak mümkün değil. Düşünün yani, benim üç amcam, Sovyet ordusu saflarında Almanya ile savaşta can vermiştir ve bunun mükafatı olarak Nemrut Stalin, onların çocukları, eşleri ve yaşlı anne babalarını kışın soğuğunda topyekûn Orta Asya’ya sürgün ettirmiştir. Sürgün operasyonu için Stalin rejimi, yaklaşık 20 bin asker görevlendirmiş, 900 Studebaker kamyon, 50 tren, gerekli yakıt ve diğer malzeme tahsis edilmişti. Halbuki o sırada savaş devam ediyordu ve bunlar cephede Almanlara karşı kullanılabilirdi.

Ahıska’dan ne kadar insan sürülmüştür? Kürt ve Hemşinliler de Türklerle birlikte oradan sürgün edilmişler. Oradaki Poşalar ne oldu? Şu an kaç ülkede yaşıyor Ahıskalılar? Sürülen halk nasıl bu kadar derbeder ve dağınık hale geldi?

Devlet Savunma Komitesi Başkanı Stalin ve Komitenin diğer üyelerinin imzladıkları 31.07. 1944 Tarihli, 6279cc Sayılı tamamen gizli Kararnamede 16.700 hane olmak üzere 86 bin kişinin sürülmesi emredilmişti. SSCB İçişleri Halk Komiseri L.P. Beriya’nın 28.11.1944 Tarihli raporuna göre ise 91.095 kişi sürgün edilmiştir. Ayrıca SSCB İçişleri Halk Komiserliği Özel İskân Yerleşimler Dairesi Başkanı M. Kuznetsov’un Aralık 1944’te L.P. Beriya’ya sunduğu Raporda 45.085 çocuk, 27.399 kadın, 18.923 erkek olmak üzere toplam 92.307 kişinin sürüldüğü kaydedilmektedir. Eli silah tutan erkekler, Sovyet ordusunda cephede Almanya ile savaştıkları için buradaki erkek sayısı haliyle düşüktür. Kararnamede, sürülenlerden 40 bin kişinin Özbekistan SSC, 30 bininin Kazakistan SSC ve 16 bin kişinin Kırgızistan SSC’ye sürülmesi emredilmişken, Rapora göre fiili dağılım şöyle olmuştur: Özbekistan SSC – 53.163 kişi, Kazakistan SSC – 28.598,  Kırgızistan SSC – 10.546 kişi. Poşalara gelince, bunların sürgün edildiğine ilişkin belge ve bilgi ortada yoktur. İlginçtir ki sürülenlerin yaklaşık yüzde on kadarı Terekeme, Kürt ve Hemşinlilerdi ve bunlar genelde Kazakistan SSC ve Kırgızistan SSC’ye iskân edildiler. Halkın çoğunun (yüzde 60) Özbekistan’da iskân edilmiş olmasının uzun vadedeki sonuçları tartışılabilir; Özbekistan’dakiler Fergana faciasını yaşadılar, Kazakistan’da ise yozlaşma daha fazlaydı.

Sovyet döneminde vatan mücadelesini biliyoruz, Moskova’ya dilekçeler, heyetler, protestocu gruplar gönderiliyordu, mitingler ve gösteriler yapılıyordu. Şimdi neden öyle yoğun ve kapsamlı hareket göremiyoruz?

Böyle bir mücadele için uygun ortam yok. Moskova’da, Bakü’de, Almatı’da, Bursa’da veya Bişkek’te miting ve gösteri yapmak zaten pek işe yaramaz, çünkü bu sorunun muhatabı Tiflis’tir. Tiflis’te hak talep etmek için ise sadece heyet veya delegeler gidebilirler ki zaten gidiyorlar. Bunun elbette pek de yararı olmuyor. Etkin hukuki mekanizma ise şimdilik yok gibidir.

Benim tanıştığım yaşlı Ahıskalıların bazıları, 4-5 ülke değiştirmek zorunda kalmıştı.  Bu kadar farklı kültürde yaşamak zordur ve trajediden yaşanmıştır. Ahıska Türkleri bu süreci kolay aşabilmişler midir?

Göçler, Ahıskalıları perişan etmiş olup dayanışma ve birlikte hareket etme, ortak faaliyet imkanlarını ortadan kaldırmıştır. Ahıskalılar bulundukları bütün ülkelerde azınlıktadırlar ve herhangi bir statüye de sahip değildirler, sorunlar ise ülkelere göre farklıdır. Ukrayna’da savaş başlayınca yaklaşık beş bin Ahıskalı Türkiye’de Erzincan, Elazığ ve Ahlat’a iskân edilmiştir. Ukrayna’dan Batıya sığınanlar da var. Ukrayna-Rusya Savaşında her iki tarafta asker olarak savaşan, ölen Ahıskalılar var. Rusya’da yaklaşık 120 bin Ahıskalı dokuz vilayette, beş Türkiye kadar arazide çok dağınık haldedirler. Özbekistan’da (20 bin kişi), Kırgızistan (yaklaşık 20 bin kişi), Kazakistan’da (yaklaşık 110 bin bin), Azerbaycan’da (75 bin) bu halkın etkili olması beklenemez. Türkiye’de 1993’ten başlayarak yerleşen Ahıskalıların sayısı halen yüz yirmi bin civarındadır. Buradaki sorunlar genellikle ikamet belgesi ve vatandaşlık almak gibi prosedürler dışında diploma denkliği, adaptasyon, istihdam ve kısmen sosyal güvenlik haklarıyla ilgilidir.

Ahıskalılar’ın toplu halde yaşadıkları yerlerde halk kültürünü yaşatmak, eserleri toplamak, saha çalışmaları yapmak, sosyoloji araştırmaları ve tarihle ilgili belge, bilgi, eşya vb. için müze oluşturmak, kültür ve araştırma merkezi kurmak konusunda hangi faaliyetler vardır?

Ahıskalılar, bulundukları birçok ülkede göçmendirler, oralardaki mazileri en fazla 80 yıl ile sınırlıdır, önemli kısmı ise 3-4 ülke değiştirmişlerdir ve bu göçler sürecinde dayanışma örgütlenme, bahsettiğiniz faaliyetler için zemin ve şartlara da sahip değildirler. Dünya Ahıskalı Türkler Birliği (DATÜB) ise çatı kuruluş görevini üstlense de keyfi yönetim nedeniyle bu kadar dağınık olan Ahıskalıların başlıca sorunlarını çözebilecek potansiyelden yoksundur. Umutsa elbette her zaman vardır ve karamsar olmayalım derim.

Çok teşekkür ederiz.

 

Halkbilimi araştırmacısı, edebiyatçı, yazar. 15 Kasım 1961, Aydın köyü / Ardanuç / Artvin doğumlu. Aslen Ardanuç Sakarya köyü Gencogil sülalesindendir. Örtülü Köyü İlkokulu, Ardanuç Ortaokulu, Şavşat Lisesi (1978)<strong> </strong>ve<strong> </strong>Anadolu Üniversitesi<strong> </strong>Açık Öğretim Fakültesi Sosyal Bilimler Bölümü (1994) mezunu. 1980 yılanda Kültür Bakanlığında göreve başladı. Artvin İl Halk Kütüphanesi Çocuk Kütüphanesi ve Ardanuç Halk Kütüphanesinde çalıştı. 1995 yılında Rize ili Fındıklı ilçesi Halk Kütüphanesine müdür olarak tayin edildi. 2000-2006 yılları arasında Kültür Bakanlığı merkez teşkilatında geçici görevle çalışarak 2006 Nisan ayında emekli oldu. Çeşitli dergilerde ve internet sitelerinde yayınlanmış yazıları bulunmaktadır. Sempozyumlarda ve TRT’de Artvin ve Ahıska halk kültürüyle ilgili programlara konuk olmuş, bildiri sunmuştur. Halkbilimi alanındaki makalelerini; <em>Erciyes, Millî Folklor, Folklor-Halkbilim, Folklor-Edebiyat, Atabarı, Ahıska, Şavşat, Gurbet </em>dergilerinde yayımladı. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir. <strong>Eserleri: </strong>Bir Artvinlinin Gezi Notları - Ahıska’dan Batum’a  (2020). <strong>Derleme: </strong>Kartallar Padişahı (Masal, 2001), Ardanuç-Ahıska Masalları ve Halk Hikâyeleri (2004), Ardanuç-Ahıska Mânileri ve Türküleri (2005), Ardanuç ve Çevresinde Sülale Adları (2006), Ardanuç Masalları ve Halk Hikâyeleri 3 (2008),  Ahıska Masalları (2008), Artvin Muhacirlik Hatıraları (2010), Artvin Yöresi Çocuk Oyunları-Ankara (2012), Artvin Yöresi Yemekleri-Ankara (2013), Ahıska'dan Sürgün Hatıraları (2014), Ardanuç, Şavşat ve Posof'tan Halk Hikayeleri ve Masalları (2015), Şavşat, Ardanuç ve Yusufeli'den Masallar ve Halk Hikayeleri (2017), Ardanuçlu İrfani - İrfan Gökdemir (2019)    

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir