Kutsal Beytin yakınındaki küçük evde sayıları bazen beş-altı ya da sekiz-on olan gençler mutat aralıklarla gizlice toplanıyorlardı. Camları kapatıyorlar, sessizce ders yapıyorlardı.
Dersler şimdilik gizli idi ve orada bulunan gençleri eğitmek amaçlı toplantılar idi bunlar.
“Oku!”
İlk bu konuşuldu mesela.
Kim, neden, nasıl, niçin ve ne okuyacaktı?
Muallim bunların hepsini detaylıca anlatıyordu. İnsanı, eşyayı ve hayatı okumaktan evrene ulaşan uzun bir çizginin ilk halkası böyle başlamıştı.
“Yaradan Rabbinin adıyla oku!”
Böyle bir okuma nasıl olmalıydı?
Başkalarına faydalı olan, insanları kurtaran, yaratılmışlara hayat veren bir çaba olmalıdır bu. Oluş gayesinin anlam bulması, yaratılanı hoş görme çabasıdır.
Okuduklarında amaç semavat ve arzda bulunan intizamı anlamaya giden bir çaba olmalıdır. Okuduğunu, anladığını, tefekkür ettiğini asıl sahibine hasretme düşüncesi.
“O insanı sudan yarattı”
Yaratmak, yoktan var etmek, can vermek ve hayat bahşetmek. Ve tüm bunların ilk basamağının bir su olması…
Nasıl oluyordu bu? İnsan bir sudan mı yaratılmıştır yani?
Su her şeyin kaynağı, her şeye layık olduğu şekli veren mucize oluşum.
Su bir zerre, zerreden kürreye giden devasa bir yolculuk.
Allah insanı bir damla sudan yaratmıştır, o yaratılış ki, en güzel şekle dönüşebilir, o yaratılan ki kendini en aşağılara indirebilir.
O güzel yaratılış, en şerefli varlık, bizatihi Yaratıcının elleriyle tecelli ettirdiği ulviyet…
Ve ancak iyilik yapanların korunduğu, aldanmadığı hassasiyet…
“Oku” düşün, anla…
İnsana bilmediklerini ve kalemle yazmayı öğreten Allah onu önemli görevlere hamil eyleyecektir.
İlim çabası, öğrenmek, yazmak, bildiklerini yaymak için niyet etmek ve yola koyulmak insana yüklenmiş vazifelerdendir.
Oku, öğren, düşün, araştır ama asla müstekbir olma!
Seni bir Yaradan vardır, sakın ha benlik duygusuna kapılma.
Ve fakat insan kendisini yeterli görüp azar ancak hesap etmediği, gözden kaçırdığı bir şey vardır:
“Kuşkusuz dönüş Rabbinedir”
Malınız, mülkünüz, evladınız, imkanınız, ilminiz çok olabilir fakat bunlara güvenmeyin. İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. Başkaları için yaşayabilmek büyük bir erdemdir.
Tüm bu erdemlerin yegâne kaynağı, tek olan, eşi ve benzeri olmayan Allah’tır.
Gençler dersi ne kadar da dikkatle dinliyorlardı, perdeleri kapatılmış bu küçük odada risâletin aydınlattığı muazzam bir maneviyat ortamı vardı.
Odada bulunan gençler muallim olarak da gönderilen kutsal öğretmeni pür dikkat dinliyorlar, konuşulanları beyinlerine kaydediyorlardı.
***
Mekke toplumunda insanın değeri kalmamıştı. İtibarlı olmak bazı şartlara da sahip olunmasını gerektiriyordu. Mesela zenginler, güçlüler, soylular, kendince bazı ayrıcalıklara sahip olanlar ancak rağbet görebilir ve insan muamelesine tabi olabilirdi.
Toplumun neredeyse üçte ikisi köle idi. Bunlar alınıp satılır, insan yerine konulmaz, her türlü hakarete uğrayabilir, nihayet öldürülebilirdi bile.
Bu yerleşik kurallara kendisinin peygamber olduğunu iddia eden birisi itiraz ediyormuş. Dünyada herkes eşittir, kim iyilik yaparsa o üstün olabilir diyormuş mesela. Kimse zenginlik ya da kabilesi sebebiyle üstün olamaz diyormuş.
Bu yeni peygamber bazen Kâbe’de namaz da kılıyormuş. Kılmış olduğu bu namaz alışılagelmiş dini anlayışlardan farklı imiş. Namazıyla insanların dikkatini çekiyor, sırf bundan dolayı Müslüman olanlar varmış, bu durum mevcut otoriteyi de zedeliyormuş.
***
Amr isimli Mekke’nin bir ileri geleni kendince soylusu bu yeni ibadete yani namaza çok kızıyor, namaza mani olacak bir şey yapması gerektiğini düşünüyordu.
Sonunda kararını vermişti, O namaz kılarken, özellikle secde esnasında ensesine basacak ve onun yüzünü yere sürterek insanların huzurunda onu rezil edecekti.
Sağda, solda çemkiriyor, “bak ben o kendisini peygamber ilan edene neler yapacağım?” diyerek hava atıyordu.
Nihayet bir gün Peygamberimizi Kabe’nin yakınında namaz kılarken gördü. Şimdi tam zamanı diyerek harekete geçti.
Peygamberimiz secdeye gidince İslam’ın azılı düşmanı Amr ona doğru yöneldi, etraftakiler birazdan olacak olanları izlemek için pür-dikkat kesilmişlerdi. Fakat o anda beklenmedik bir şey oldu:
Amr geriye doğru gidiyor, kollarını kendine kalkan yaparak Peygamberimizden kaçarcasına uzaklaşıyordu.
Hadiseyi izleyenler gördükleri karşısında şaşırmışlardı. Acaba bu adam niye böyle garip hareketler yaparak kaçıyordu? Durumu sorduklarında aldıkları cevap karşısında daha da şaşırdılar:
-Muhammed’e tam saldıracaktım ki, şimdiye kadar hiç görmediğim bir takım yaratıklar gördüm. Bana doğru geliyorlardı, ayrıca hendek içerisinde bir ateş yanıyordu, kaçarak kendimi zor kurtarabildim.
“Namaz kılarken bir kulu menedeni gördün mü?” bak ne hallere düştü, nasıl da rezil oldu. Namaz kılanı hafife almak, değersizleştirmek, ileri-geri konuşup alay etmek insanı zelil eder.
Namaz kılan birini halkın içerisinde rezil etmek istemişti fakat kendisi maskara olarak oradan ayrılmak zorunda kalmıştı. Böylece artık bundan sonra kimse namaz kılanlara yaklaşamayacak mecburen saygı duyacaktı.
“O namaz kılan doğru bir yolda idi, iyiliği, güzelliği, takvayı emrediyordu.”
Namaz, kılanı arındırır, kötülükleri bertaraf eder, ruha sükûnet, kalbe huzur verir. Namaz, kişiyi merhametli, iffetli, izzetli yapar.
“Namazdan menetmek isteyen ise, yalancı idi” iyiliğin yayılmasına engel olmaya çalışıyor, kötülüğü yaşatmanın gayreti içerisinde idi.
Sonu felaket ile sonuçlanacak boş bir heves…
Eğer o yalancı aşağılık eyleminden vazgeçmese idi çok büyük bir musibete uğrayacaktı. Fakat geri dönüp kaçarak şimdilik bir süreliğine kurtuldu. Kendisini ve taraftarlarını çok güçlü zannediyor “o hiçbir kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi zannediyor?” tüm “o güvendiklerini çağırsın” bakalım.
“Biz de zebanileri çağıracağız”
“Hayır ona uyma”
“Allah’a secde et ve (yalnızca O’na) yaklaş”
Ruhunu dinginleştir, boş işlerden yüz çevir, iç dünyanı zenginleştir, sana nimetleri bahşedeni bil ve ona hamd et…
İlk emir olarak dersin başı “oku” idi, secde etmekle nihayet buldu gönderilen ilk sure.
Okumanın insanı secdeye götüreceğini bunun da O’na yakınlığa giden yol olduğunu anlatan ve nihayet her şeyin O’nda son bulacağına delalet eden bir silsile…
O’nda dirilmek, hayat bulmak, O’na yakın olabilmek, var olmanın anlamını O’na bağlayabilmek.
Soylu bir eylemin görünen anlamını aşarak hakikate uzanan çizgisi kâinatı var edenin büyüklüğünü tazim eden ulvi bir mana ile buluşuyor. Bu yolculuğun karşısında duranlar ise yok hükmünde olacaklardır.
