1. Anasayfa
  2. Düşünce

Ya Elektrikler Kesilirse?

Ya Elektrikler Kesilirse?
0

Hayatımızın her anı birbirinden farklı durumlar içerir. Hiç ummadığımız bir anda yapacağımız bir iş ile ilgili kolaylıklar önümüze serili verir. Tabii her girişimimiz böyle devam edecek anlamına gelmez. Engeller veya zorluklar elbette olacak. Ancak beynimiz öyle güzel yaratılmış ki koşullar zorlaştıkça onu pratik bir şekilde çözmeye odaklanır.

Üretilen ürünlerin ve yapılan pek çok icadın temelinde de bu anlayış yer alır. Hayatı kolaylaştırmak… Hayatı kolaylaştırabilmek için – hatta bir adım daha ötesine taşıyalım- işlerimizi planlayabilmek için düzenli çalışmaya ihtiyaç duyarız. Ani çözümler üretmekten ziyade hemen her koşula hazırlıklı olmayı tercih ederiz. Bu tercihimiz bizlere çalışma aşkını kazandırır. Çünkü insan fıtratı düzene meyillidir.

Çalışmak, sadece para kazanmak anlamına gelmez. İnsanın kendine saygısını arttırır. Bir işle meşgul olan kimse malayani durumlardan uzaklaşır. Sabır kapasitesi gelişir. Dayanıklılığı artar. Böylece zor durumlar karşısında çabuk pes etmemeyi öğrenir. İradesi güçlenir, zorluklar karşısında yenilgiyi kolay kolay kabul etmez.

Çalışıp bir şeyler ortaya koymak aslında kaderi inşa etmeye benzer. Kavli duadan fiili bir duaya geçiştir. Ortaya koyulan her çaba, yaşamın amacıyla birleşince muazzam sonuçlar ortaya çıkar. Kişi ne kadar gayret eder, çalışırsa önündeki engeller o kadar kalkar ve başarıya doğru ilerler.

Yaşadığı dönemde İmam-ı Azam Ebu Hanife oldukça varlıklı bir kimsedir. İlim alanında yaptığı çalışmalar vasıtasıyla kazanç sağlamak yerine kumaş tüccarlığı yaparak rızkını temin eder. Bir gün ortağı Hafs b. Abdurrahman’ı tezgâhtaki ürünleri satmakla görevlendirir. Satılacak ürünlerden birinin kusurlu olduğunu ve onun için uygun fiyata satılmasını sıkı sıkı tembihler. Ancak satış yapılırken kusurlu ürün denilen fiyata satılmasına rağmen kusurlu olduğu söylenmeden satışı gerçekleşir. Bunun üzerine İmam-ı Azam o tezgâhtan gelen bütün kazancı sadaka olarak dağıtır. Yani dürüst çalışma sonucunda elde edilen kazanç bereketiyle gelir.

Günümüz şartlarında insanlar, rızık ve geçim kaygısı nedeniyle çalışmanın bereketinden ziyade o kazancın çokluğuna bakıyorlar. Bir adım daha öteye taşıyalım; daha az çalışma ile daha çok kazanç elde etmek istiyorlar. Geldiğimiz teknolojik ortam da ne yazık ki bu durumu besliyor. Teknoloji gelişti, bizler tam da “yeni nesil gelişmelere nihayet alıştık” derken akıllı telefonlar, tabletler ve gelişmiş bilgisayarlar hayatımızda yerini almaya başladı. Her değişim, bizler için yeni bir kolaylığı da beraberinde getirdi. Ve her değişim eski bilginin kimi zaman körelmesine kimi zaman da tamamen ortadan kalkmasına sebep oldu.

Cep telefonlarının icadı ile hayatımızda bambaşka bir boyutun kapıları aralandı. Bu kolaylık uzakları yakınlaştırdı, görüşmek istediğimiz kişilerle özlediğimiz anda bizi bir araya getirdi. Sözleşilen yerde buluşmalarda beklemeyi ortadan kaldırdı. Konuşarak dile getiremeyeceğimiz cümleleri muhatabına iletmemizi kolaylaştırdı. Uzun süren mektuplaşmaların yerini mesajlaşmalar aldı. Teknolojinin hayatımıza dahli bununla sınırlı kalmadı, araştırmalarımızda vazgeçilmez bir kaynak oluverdi. Arama motorlarının yardımıyla bilgiye ulaşılabilirlik imkanları arttı. Eskiden kütüphanelerde zamanımızın çoğunu harcayarak elde ettiğimiz bilgiye ulaşmak ‘bir tık’ kadar yakın oldu. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı ancak bilginin insanı dönüştürmesi zorlaştı.

Teknolojinin getirdiği pek çok kolaylığın yanı sıra dezavantajları da hayatımıza dahil oldu. Telefonda, sosyal medyada geçirilen süreler arttı; sosyalleşme azaldı. Yüz yüze yapılan dost sohbetleri yerini, hiç tanımadığımız kişilere bütün hayatımızı anlattığımız mecralara bıraktı. Fikirlerimizi, yapacağımız işleri yapay zekâ ile paylaşmaya başladık. Hatta atacağımız her adımı ona danışır olduk.

Ben danışmıyorum, cümlesini duyar gibi olduğum noktada şu sorgulamayla baş başa kalıyorum: akşama hangi yemeği yapsam, yeni bir kelime oyunu çıkmış, bu kazağı örmek için değişik bir model arıyorum, dışarı çıkmaya zamanım yok ama bir pantolon almaya ihtiyacım var, özel okulların üniversiteyi kazandırma yüzdelerini merak ediyorum, elektrik devreleri ile ilgili ödevimi yapmak için bana yardım eder misin, ampul nasıl takılır, elimdeki parayla nereye yatırım yapmalıyım… Merak ettiklerimizin sayısını çoğaltabiliriz. Ateş nasıl yakılır, sorusuna dahi cevap arayabiliriz.

Sorularımız çoğaldı ama nitelik bakımından zayıfladı. Derin anlamlar içeren sorgulamalar yerini daha basit, önemsiz kavramlara bıraktı. Çalışma kelimesinin anlamı daraltıldı. Tükettiğimiz bilginin niteliği arttı ama bizler için ifade ettiği anlam veya o bilginin içeriği önemsiz hale geldi. Evlerde kullandığımız teknolojik aletlerin sayısı arttı, bize kazandırdığı zaman çoğaldı; bize verdiği mutluluk ve huzur zayıfladı. Teknoloji bize hız, konfor, erişim rahatlığı sağladı. İşin aslına bakacak olursak elimize geçen imkânlar bize çalışarak elde ettiğimiz keyfi veremedi. Çünkü çalışmak insanı mutlu eden temel taşlardan biriydi.

Peki şimdi esas soruya gelelim. Ya elektrikler kesilirse? Ve bir daha hiç kullanamayacağımızı öğrenirsek… Ekranlar kararır, bilgiye ulaşım zorlaşır ve elektrikle çalışan sistemler durur. Ama çalışan, üreten ve bilgiye nasıl ulaşacağını bilen insan için bu saydıklarımız sorun olmaz. Çalışarak elde ettiği bilginin verdiği hazla üretmeye devam eder.

İşte iradenin gücü tam da bu noktada ortaya çıkar. Asıl sermayenin emek, asıl güvencenin üretme becerisi ve asıl gücün çalışmak olduğunu hatırlarız. Elektrikler kesildiğinde aslında sadece ışıklar değil, ezberlerimiz de söner. O an anlarız ki bizi ayakta tutan şey içimizdeki kendi becerilerimizle ilişkilidir. Çabasıyla düşünen, aklıyla üreten, sabırla çalışan insan her yerde yolunu bulur. Çünkü onun ışığı verdiği emekle parlar. O zaman, yeniden hatırlarız: gerçek ilerleme, teknolojinin hızında değil; insanın iradesinde saklıdır.

Behice Dağcı, belgesel ve televizyon programlarından edindiği güçlü tecrübelerini sinema alanına taşıyan bir senaristtir. TRT ve farklı yapım şirketlerinde senaryo geliştirme kurgu ve metin yazarlığı süreçlerinde aktif rol almış hikaye anlatıcılığını eğitimci kimliğinin derinliği ile birleştirir. Gerçek hayat öykülerinden beslenen, toplumsal hafızayı ve insani değerleri ön plana çıkaran yazım tarzıyla dikkat çeker.   Nuh Mehmet Baldöktü Anadolu Lisesinde öğrenim gördü. Erciyes Üniversitesi Türkçe öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra çeşitli öğretim kurumlarında öğretmenlik yaptı. Eğitim dünyasında üstün zekalı çocuklara yönelik programlar, özgül öğrenme güçlüğü olan çocuklara yönelik bireysel çalışmalar ve yaratıcı yazarlık atölyeleri gibi pek çok alanda eğitimler verdi. Gazi Üniversitesi Eğitim Yönetimi yüksek lisans eğitimi ile akademik bir perspektif kazandı.   Yakın arkadaşının davetiyle katıldığı bir televizyon programında yapımcının teklifiyle medya dünyasına geçti. Senarist, yapımcı ve sunucu olarak çeşitli projelere imza attı. TRT belgesel için hazırlanan “Yükleniyor: Bir Oyun Belgeseli” ve “Ailem Candan Yakın Kalpler” projelerinde senarist olarak görev aldı. Ayrıca radyo ve televizyon programlarında hem metin yazarlığı hem sunuculuk yaptı.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir