1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Deneme

Yanlış Söylenen ve Anlaşılan Sözler

Yanlış Söylenen ve Anlaşılan Sözler
0

Atalarımızın kültürlerine, tecrübe ve gözlemlerine dayanarak söylediği, öğüt verici veya genel kural bildiren, genellikle mecaz anlamlı, kalıplaşmış sözlere atasözü (sav, mesel, darbımesel) denmiştir. Atasözleri; milletin ortak düşüncesini, inancını, ahlak anlayışını, kültürünü, hayat görüşünü yansıtır. Eğitici özelliği olan atasözleri, dilden dile dolaşarak gelecek kuşaklara aktarılır. Milletin Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriften sonra en çok itimat edip günlük hayatında kullandığı çok kıymetli söz hazineleridir atasözlerimiz.

Bir olayı veya vaziyeti daha etkileyici bir şekilde anlatmak amacıyla söylenen, en az iki kelimeden oluşup genellikle mecaz anlamda kullanılan kalıplaşmış sözlere de deyim denir.

Hem atasözlerimiz hem de deyimlerimiz; konuşma ve yazı diline derinlik ve güzellik katarak anlatılanları daha ilgi çekici hale getirmektedir. Dünyanın en zengin atasözü ve deyimlerine sahip bir dile sahibiz. Ancak anonim edebiyat ve dilimizin en büyük zenginliklerinden olan deyim ve atasözlerimizin birçoğu unutulmuş, bir kısmı da asıl anlam ve biçiminden koparılarak söylenmektedir:

Üzümünü ye, bağını sorma.” sözü, Müslüman Türk milletinin sözü değil; haramzadelerin, mankurtların sözüdür.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” sözünü Müslüman atalarımız söylememiştir. Yoksa Balkanlarda, Asya’da, Afrika’da, Macaristan’da ne işleri vardı onların?

“Haydan gelen huya gider.” sözünün aslı “Hay’dan gelen hû’ya gider.” şeklindedir. Yani ‘Allah’tan gelen Allah’a döner.’ anlamında bir atasözüdür. (“Hay”, Allah’tır. “Hû” da Arapça “o” zamiridir ve kastedilen yine Allah’tır.)

“Kısa kes, Aydın havası olsun.” şeklinde kullanılan galat-ı meşhur deyimin orijinali, “Kısa kes, Aydın abası olsun.”dur. Sebebi ise, efe abasının (kalın kumaşının) dizlerinin açık olmasıdır.

“Eşek, hoşaftan ne anlar?” şeklinde söylenen galat-ı meşhur olan atasözünün aslı, “Eşek, hoş laftan ne anlar?” şeklindedir.

“Su küçüğün, söz büyüğün.” şeklinde yanlış bilinip söylenen atasözünün doğrusu, “Sus küçüğün, söz büyüğün.” biçimindedir. Büyükler konuştuğu zaman küçükler saygı gösterip dinlemelidir manasında bir sözdür bu.

“Aptala malum olurmuş.” sözü de yanlış bilinen atasözlerinden. Doğrusu ise “Abdala malum olurmuş.” şeklindedir. (Abdal, “derviş” demektir.)

“Göz var, nizam var.” atasözünün aslı; “Göz var, izan var.” şeklindedir. (“İzan”, anlama yeteneği; “nizam”, düzen anlamındadır.)

“Güzele bakmak sevaptır.” diye bilinen sözün aslı “Güzel bakmak sevaptır.” Güzel bir işi başardığımızda, güzel bir durum oluşturduğumuzda onun hakkında iyi düşünmek, sevaptır. Bu sözün kaynağı, İbn-i Sina’ya ait: “Gözlerinizin cilalanmasını istiyorsanız dağlara, denizlere ve tabiata bakınız.” sözüdür.

“Su uyur, düşman uyumaz.” sözünün doğrusu, “Sû uyur, düşman uyumaz.” atasözüdür. “Sû”, Selçuklularda “asker, ordu” demektir. Osmanlı döneminde komutanlara “subaşı” denilirdi. Bugün de “subay” deniliyor.

“Geçti Bolu’nun pazarı, sür eşeği Niğde’ye.” olarak bilinen atasözünün doğrusu, “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye.” şeklindedir. (Bor: Niğde’nin bir ilçesidir.)

“Saatler olsun.” değil, “Sıhhatler (sağlık, esenlik) olsun.” şeklinde olmalıdır bu söz. Saatle iyi dileğin ne alakası var ki?

“Eski camlar, bardak oldu” deyiminin doğrusu, “Eski çamlar, bardak oldu.” şeklindedir. Bu da galat-ı meşhur denilen meşhur yanlışlardan olmuş zamanla. (Eskiden su bardakları, çam ağacından yapılırdı.)

“Başınız sağ olsun.” şeklindeki sözün aslı, “Başınız sağalsın.” şeklindedir. “Baş” kelimesi, “yara” anlamına gelmektedir ve bu deyimimiz, “Yaranız iyileşsin.” demekti. Başka bir görüşe göre ise “Başımız sağ olsun.” yani “Devletimiz var olsun.” anlamında bir deyimdi.

Bizim kültürümüzde vefat eden bir Müslüman için “Toprağı bol olsun.” denmez. “Allah rahmet etsin.” denir. “Toprağı bol olsun.” sözü, Müslüman olmayan iyi insanlar için söylenirmiş. “Işıklar içinde uyusun.” sözü de dilleri “nur”a gitmeyenlerin uydurduğu bir sözdür.

“Kendine iyi bak.” sözünün doğrusu, “Kendine dikkat et.” veya “Allah’a emanet ol.” şeklinde olmalıdır. Bu söz, İngilizceden devşirme bir “dublaj Türkçesi”dir. Birileri: “Ben sana bakamayacağım için kendine iyi bak.” mı demek istiyor acaba?

“Bekârlık sultanlıktır.”, “Babana bile güvenme.”, “Çok biliyorsan kendine sakla.”, “Dayak cennetten çıkmadır.”, “Eşek cennetini boyladı.”, “Fala inanma, falsız da kalma.”, “Gözümle görmediğime inanmam.”, “Hayatımı garantiye aldım.”, “Herkesin nabzına göre şerbet ver.”, “Hızlı yaşa, genç öl; cesedin yakışıklı olsun.”, “İki bayram arasında nikâh kıyılmaz.”, “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nn hakkını Tanrı’ya ver.” gibi çok yaygın olarak kullanılan atasözü veya deyim zannedilen- uydurma sözlerin bizim kültür ve edebiyatımızda yeri yoktur.

Allah’a emanet olun. Selametle kalın, hoşça kalın. Hayırla, huzurla ve şuurla kalın.

“Akla ve mantığa uygun /  Hakk’a, hakikate vurgun / Okyanuslar gibi durgun / Bu bizim atasözleri.”   (Bekir Oğuzbaşaran)

1966 yılında Samsun/ Terme’de doğdu. İlk ve ortaokulla liseyi Terme’de okudu. 1988’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nden “Peyami Safa’nın Yalnızız Romanı Üzerine Bir İnceleme” adlı lisans teziyle mezun oldu. 1989 yılında İstanbul/ Kartal Anadolu Lisesi’nde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak öğretmenlik mesleğine başlayan Ahmet Sezgin, çeşitli liselerde görev yaptı. Askerlik hizmetine Ankara/ Polatlı Topçu ve Füze Okulunda asteğmen öğrenci olarak başlayan Ahmet Sezgin, bu görevini Millî Eğitim’de asteğmen öğretmen unvanıyla tamamladı. Birçok dershanede öğretmenlik ve yöneticilik yapan Şair-Yazar Ahmet Sezgin, hâlen Terme’de Temel Kır Kız Anadolu İmam-Hatip Lisesinde görev yapmakta; çeşitli okul ve kurumlarda eğitim ve kültür alanında seminerler verip imza günü ve söyleşilerde bulunmaktadır. Ahmet Sezgin, 1987-1988 yılları arasında bir grup üniversiteli arkadaşıyla “Mesaj” isimli bir kültür-edebiyat dergisi çıkardı. Deneme, inceleme, biyografi, anı, hikâye ve şiirleri Güneysu, Mavera, Türk Edebiyatı, İslamî Edebiyat, Kırağı, Kültür Dünyası, Çınar, Ay Vakti, Yedi İklim, Yolcu, Berceste, Bir Nokta, Arkesanat, Samsun Kültür Sanat, Tüm Şehir, Dört Mevsim Edebiyat, Bilgi Pınarı gibi dergilerle birçok ulusal gazetede yayımlandı. Eğitimci-Şair-Yazar Ahmet Sezgin’in yayımlanmış eserleri şunlardır: “Türk Edebiyatında Ölüm Şiirleri Antolojisi” (Cengiz Yalçın ile, Ünlem Yay, İstanbul, 1993), “Güllerimi Ver Anne” (Şiir, Etüt Yay, Samsun, 1999, 2007), “Termeli Yazarlar ve Şairler Ansiklopedisi” (Biyografi, Samsun, 2012), “Aşk Medeniyetine Yolculuk” (Deneme, Etüt Yay., Samsun, 2014, 2017, 2019), “Kırk Yazardan Kırk Hikâye” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Ortaokullar İçin Hikâye Seçkisi” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Türkçenin Feryadı ve Dil Davamız” (Derleme, Etüt Yay., Samsun 2020), “Hüzün Yağmurları” (Şiir, Klaros Yayınları, Ankara, 2020) Türkiye Yazarlar Birliği üyesi Ahmet Sezgin, evli olup iki çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir