1. Anasayfa
  2. Gezi Yazısı

Gerçek Baharını Bekleyen Suriye

Gerçek Baharını Bekleyen Suriye
2

Bazı ülkeler haritada bir isimdir, bazılarıysa kalpte bir sızı… En uzun kara sınırına sahip komşu ülke Suriye, adını duyduğunuzda geçmişin görkemiyle bugünün yarım kalmış hikâyelerini aynı anda fısıldayan, sokaklarında zamanın ağır ağır yürüdüğü bir coğrafya. Bir adımda bin yıllık bir medeniyete, bir bakışta insanın içini titreten bir yaşanmışlığa rastlarsınız. Bu yolculuk, yalnızca bir ülkeyi gezmek değil; taşlara sinmiş hatıraları, ko(r)kulara karışmış hayatları ve suskunluğun anlattığı hikâyeleri keşfetme yolculuğudur.

İlk Suriye ziyaretim 1979’da umre vesilesiyle olmuştu. Bilenler bilir, karayoluyla gitmenin ziyaretler açısından güzellikleri olduğu gibi sınır kapılarından geçmenin de büyük zorlukları vardı. Bazen sebepsiz yere sekiz saate kadar beklediğimiz olurdu. Ya bahşiş(!) vereceksin ya da saatlerce bekleyeceksin. Kapıdaki görevlilere yeni ezberlediğimiz “Rüşveti alan da veren de lanetlenmiştir”[Tirmizî, Ahkâm, 9 (1336)] hadisini okuyunca çok kızmışlardı. Bölgenin yöneticileri farklılaşmış olsalar da insanlarının ve topraklarının hiç de yabancı olmadığını hissettik. Sanki başka bir ilimize gidiyor gibiydik. Cilvegözü Sınır Kapısı’na yüz km mesafedeki komşu şehir Halep’te akşam yemeği molası verdik. Lokantada ustanın iki pala bıçakla eti nasıl kıyma yaptığını ve kebabın tadını unutmadım. Bu ilk gidişimizde asıl amaç bir an önce Mekke’ye ulaşmak olduğu için Suriye’yi yeterince gezememiştik.

Hama Halid bin Velid Camii ve Türbesi

Yatsı namazını Hama Halid bin Velid (583-642) Cami’nde kıldık türbeyi ziyaret edip dualar ettik. Halid bin Velid, Uhud Savaşı’nda henüz müşriklerin safında iken meşhur okçular tepesini arkadan dolaşıp Müslümanları bozguna uğratan dahi bir komutandır. Müslüman olduktan sonra ilk katıldığı Mûte Savaşı’nda (629) dehasını ortaya koymuş ve İslam ordusunu imha edilmekten kurtarmıştır. Medine’ye dönünce de Peygamberimiz (sav), ona “Seyfullah (Allah’ın Kılıcı)” unvanını vermiştir. Suriye’nin fethi büyük ölçüde onun komutanlığında gerçekleşmiştir. Ömrünün sonlarında bulunduğu Hama’da vefat etmiş ve oraya da defnedilmiştir. Ömrü savaşlarda geçen ve yetmişten fazla kılıç yarası bulunan Halid bin Velid’e savaş meydanında şehadet nasip olmamıştır. Bunun eksikliğini hisseden Halid, yatağından kalkmış zırhını giyip kılıcını kuşanmış ve ruhunu öyle teslim etmiştir.

Nehirden su çekip, kıyıdaki meyve bahçelerinin sulanmasında kullanılan, kentin sembolü ve kültürel mirası ‘Su Değirmenlerinin Anası’ lakabıyla meşhur Hama Antik Şehri’ni ziyaretimiz 2 Şubat’ta gerçekleşmişti. Bu tarihten tam iki yıl sonra 1982’nin 2 Şubat’ında dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın emriyle Müslüman Kardeşler’e yönelik “Hama Katliamı” vuku buldu. 13-70 yaş arası tutuklanan 20 bin erkekten bir daha haber alınamamıştır. Hafız Esad Rejiminin baskılarından kaçan 800 bin kişi ise Suriye’den ayrılıp başka ülkelere iltica etmiştir.  Yaşayanlar gördü ki meğer bu son katliam değilmiş. Oğul Beşar Esad da zulüm yolunu seçti.

3 Şubat’ta Humus üzerinden Ürdün’e ve oradan da Arabistan’a geçmiştik. Şehirlerin anası Mekke’yi ve medeniyetin merkezi Medine’yi başka bir yazının gündemine havale edip 15 Şubat’ta aynı güzergâh üzerinden yaptığımız dönüşten bahsedeceğim.

Gecenin bir yarısı Şam’da hocalarımızın tartışmalarıyla uyandım. Bazı hocalarımız “Ümeyye Camisi’ni görmeden gitmek olmaz!”  diyor, bazısı da “bu saatte ziyaret etmesek de olur, herkes çok uykusuz” diyordu. Ümeyye Camisi’ni gezememiştim ama Şam’ın ışıl ışıl parlayan ışıkları çok dikkatimi çekmişti. O tarihlerde Türkiye’de sıkça kesilen ışıklarla mukayese edince zengin bir şehir imajı bırakmıştı bizde.

Halep Ulu Cami ve Zekeriyyâ (as) Türbesi

Halep Ulu Cami’yi ve Zekeriyyâ (as) türbesini ziyaret ettik.  Ulu Cami, “Zekeriyyâ Mescidi” adıyla da anılmaktadır. Emevî Halifesi Süleyman b. Abdülmelik tarafından 715-716 yıllarında bir katedralin yerine cuma mescidi olarak inşa ettirilmiştir.

Yavuz Sultan Selim’in, “Hâdim-i Haremeyn-i Şerîf” olarak kendi adına hutbeyi ilk kez Halep Ulu Camii’nde okuttuğu da rivayet edilir.

İkinci ziyaretim Hac ibadetimiz vesilesiyle 1992’de olmuştu. O tarihlerde Ceyhan’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak çalışıyordum. Mayıs ayının sonlarıydı on gün izin alarak tatile denk getirmiş, ikinci şoför olarak gitmiştim. Şoförlük demeyelim ama tam bir muavinlik yaptım ve yarım Arapçamla tercümanlık işi de üzerime kaldı. Sınır kapılarındaki mücadelem ayrı bir sohbet konusu olur. Dönüşümüzde yine Halep Ulu Cami’ye uğradık ve burada güzel bir insanla tanıştım. Halep İslam Vakfı Kütüphaneleri Müdürü Ahmed Muhammed Serdar. Bana hangi ilimleri tahsil ettiğimi ve hocalarımı sordu. İlahiyat fakültesinden mezun olduğumu ve okuduğum tüm dersleri saydım. Birkaç da hocaların isimlerini söyleyince ismini saydığım ilimleri hakkıyla tedris ettiğimi düşünerek ismime beş sayfalık icazetname düzenledi. Hatıra olarak saklıyorum.

Üçüncü ve son ziyaretimiz ise iç savaştan hemen önce Şubat 2011’de oldu. Asıl ziyaretimiz bu sayılır. Rehber eşliğinde gezdik ve tek hedef Suriye idi.

Bu ziyarette beni en çok etkileyen “Beşinci Halife” diye de bilinen Ömer bin Abdülaziz’in(680-720) mütevazı türbesi oldu. Halifeliği döneminde çok âdil bir yönetim ortaya koymuş ve sade bir hayat yaşamıştı. Emevî Hanedanı mensuplarının ve devlet adamlarının haksız edindikleri malları sahiplerine iade ettirmekle kalmamış hanımının mücevherlerini ve evindeki kıymetli eşyayı dahi devlete devretmişti. Türbesi de hayatı gibi sade ve sımsıcak. Uzun süre orada kalmayı arzuladık ama bekleyenlerimiz vardı.

Şam Emeviyye Cami

Nice hatıraları ve sırları barındıran Şam’ın simge mabedi Ümeyye Cami. Şam, Müslümanlar tarafından 635 yılında fethedilince önceden Hz. Yahya adına yapılmış olan kilise, Ebu Ubeyde b. Cerrah tarafından camiye çevrilmiştir. Daha sonra Emevî Halifesi Velid b. Abdülmelik (705-715) tarafından bugünkü büyük caminin inşası başlatılmış ve 714 yılında tamamlanmıştır. Hz. İsa’nın çağdaşı ve Hz. Zekeriyyâ’nın oğlu Hz. Yahya’nın türbesi buradadır. İmam Gazali, Bağdat Nizamiye Medresesi’ndeki görevini bırakıp kaybolduğunda burada on bir yıl münzevi bir hayat yaşamış ve hanelerimizin baş kitabı olan İhya’sını burada kaleme almıştır.

Hamidiye Kapalı Çarşısı

Birinci Abdülhamit döneminde yapılmış, İkinci Abdülhamit zamanında da genişletilmiş Hamidiye Çarşısı Ümeyye Cami ile komşu. Şam’ın canlı bir ticaret merkezidir. Birbirinden güzel tatlılar, şekerler, lokumlar, attarlar, nalburiye, manifatura, meşrubat, oyuncak ne ararsan burada, yok yok yani. Bu çarşıya girip de bir şeyler almadan çıkmak neredeyse mümkün değil. Biz de hediyeliklerimizi buradan aldık. Esnafı sempatik, tatlı dilli ve pazarlığa açık insanlar.

Babü’s Sağir Kabristanı

Ehl-i Beyt Mezarlığı olarak da bilinen Şam’daki Babu’s Sağir mezarlığında müezzinlerin efendisi Bilal-i Habeşi’nin kabri vardır. Burası halk arasında “Sâlihlerin Mezarlığı” diye de anılır; zira içerisinde yatanların çoğu ya sahâbe ya da âlimlerdir. Mezarlıkların yüzü soğuktur ama bazı mezarlıklar sıcaktır, insanın çıkası gelmez. Mekke’deki Cennetü’l Mualla, Medine’deki Cennetü’l Bâki ve Tillo Kabristanı bunlardandır. Babü’s Sağir’de benzer havayı soluduk.

Süleymaniye Cami

Kanuni Sultan Süleyman zamanında başlayan Şam’daki imar faaliyetlerine ilave olarak, 1554-1559 tarihleri arasında Mimar Sinan’a inşa ettirilen bir camidir. Efsane Mimar, Sinan’ın mührünün olmadığı İslam toprağı neredeyse yoktur. Sultan Mehmed Vahdeddin, Şam Süleymaniye Külliyesi’nin bahçesine gömülmüştür. Vahdettin’in son arzusu vatan topraklarında gömülmekti ama bu o günkü şartlarda mümkün olmamış bir mezarlık yer çok görülmüştür. Sonraki yıllarda Osmanoğlu hanedanının otuza yakın üyesi de buraya gömülmüştür.

Selimiye Cami

Selimiye Camii, Yavuz Sultan Selim tarafından Şam’da 1569-1575 tarihlerinde yaptırılmıştır. Muhyiddin Arabî‘nin kabri üzerine yapılan bir türbe, türbenin hemen yanı başındaki cami, imaret ve zaviye binalarını ihtiva eden bu yapı topluluğu “Şam Selimiye Külliyesi” ve “Şeyh Muhyiddin Arabî Külliyesi” olarak isimlendirilmektedir.

Kasiyun Dağı ve Mevlana Halidi Bağdadi

Mevlana Halidi Bağdadi’nin türbesi Kasiyun Dağı eteğindeki bir kabristandadır. Biz hazretin kabrini ziyaret edip dualar ettik ama henüz o günlerde Kasiyun Dağı’nın şöhretini tam bilemediğimiz için tepesine çıkıp kahve içmeyi düşünemedik.

Şehre panoramik bakış sağlamasıyla ziyaretçi çeken Kasiyun Dağı yeryüzünde ilk kanın aktığı, Kabil’in Habil’i öldürdüğü yer olduğu iddia edilir. Habil’in türbesi de bu dağın eteğinde bulunmaktadır.

Seyyide Zeynep Cami ve Türbesi

Peygamberimiz (sav)’in kızı Seyyide Zeynep ismine yaptırılan ve içinde kabri bulunan camiyi ziyaret ettik. Bayram yeri gibi, dopdolu ve cıvıl cıvıl kaynıyor.  İran Şiiliğinin merkezi gibi âdeta. Zaten caminin masrafları İran Devleti tarafından finanse ediliyormuş.

Merhum 2. Abdülhamit zamanında projelendirilip hayata geçirilen demiryolu ve Şam İstasyonu da ziyaret etmek isteyip de zamana sığdıramadığımız yerler içindeydi.

Busra Kasabası

Kuruluşu çok eskilere dayanan Şam’ın 120 kilometre güneyinde Ürdün sınırına yakın antik bir şehir.  Ürdün’de yer alan Petra ile birlikte tarihi Nebatî Krallığı’na başkentlik yapmıştır.

Hz. Muhammed (sav) henüz 12 yaşlarında iken amcası Ebu Talip ile ticaret için Şam’a giderken Busrâ’da mola vermişler, oradaki manastırda yaşayan rahip Bahîrâ onu görmüş ve kendisinin peygamber olacağını söylemiştir. O günlerin hayalini zihnimizde canlandırarak salavatı şerifeler okuduk. Kutlu Peygamberin orada bıraktığı kokuyu içimize çektik.

 Halep Kalesi

Son ziyaretimiz 3000 yıllık bir mazisi olduğu söylenen ihtişamlı Halep Kalesi oldu. Taş ve ahşap işçiliği, orijinal süslemeler görenleri hayrete düşürecek türdendi. Bizim ziyaretimizden sonraki basından takip edebildiğimiz kadarıyla iç karışıklık sırasında birçok tarihi eser gibi Halep Kalesi de harap olmuş.

Beşşar Esad ve nihayet Ahmed Şara

2000 yılında oğul Beşşar Esad yönetime geldiğinde yurtdışına çıkan Suriyelilere memleketlerine dönmek için bir fırsat doğdu.  Bilhassa Suriyeli âlimleri ülkelerine davet etti. Ülkede kardeşlik yeniden yeşermeye başladıysa da çok sürmedi, Beşşar, on yıl sonra tekrar babasının yolunu izlemeye başladı. 2011 ile 2024 arasında zulüm kol gezdi. Anadolu Ajansına göre 600 binden fazla masum insan öldü. Dört milyona yakın insan Türkiye’ye sığındı. Ürdün ve diğer ülkelere sığınan göçmenlerle birlikte bu sayı beş milyonu geçiyor. Ülkede kalanlar ise açlık, ölüm ve işkence arasında çile çektiler.

ABD, Beşşar Esad’ı hemen iktidardan indirecekmiş gibi yapıp Türkiye’yi ofsaytta düşürdü. Ne var ki Allah hep iyilerle beraberdir. 2024 Aralık ayındaki Ahmed Şara ile ulaşılan sonuç, umarız hem Suriye halkı için hem de İslam Dünyası için hayırlı olur. Daha güzel bir Suriye, güzel bir Filistin ve İslam Dünyası temenni ve dualarımızla sözü bitirelim.

1963 Kahramanmaraş-Göksun doğumlu. 1984 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1985-2014 yılları arasında öğretmenlik-okutmanlık, okul yöneticiliği, il millî eğitim müdürlüğü ve daire başkanlığı görevlerini ifa etti. Emekli olduğu 2014 yılından itibaren sivil toplum kuruluşlarında görev yapmaktadır. Evli ve biri kız, ikisi erkek olmak üzere üç çocuk babasıdır. bazı çalışmaları: ✓ Asr-ı Saadette Tıp. (Mezuniyet Tezi) ✓ Hafız Ali Efendi ve Mücadelesi. (Müşterek) ✓ Biz Böyle Gördük. (Müşterek) Basılı.​​ * Dua Zamanı Mektuplar. ✓ Kahramanmaraş İmam-Hatip Lisesi’nde yayımlanan “Dost” ve “Gonca” isimli dergilerin yayın kurulunda yer aldı ve yazılar yazdı. ✓ “Heybe”, “Bohça”, “Mezun Duygular”, “Fuyuzat”,"Kulluğun Tadı"  “Sohbetler”, “Seyahatname”, “Rehberlik”, “Anketler” gibi isimlerden oluşan çalışmaları yayımlanmayı beklemektedir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (2)

  1. 6 Ocak 2026

    Sevgili kardeşim kalemine ve gönlüne sağlık.

  2. 8 Ocak 2026

    Nefis bir gezi-inceleme yazısı olmuş. Oldukça istifadeli oldu benim için. Fakat zaman gösterdi ki, biz müslümanlar ne olaylardan ne de kutsal kitabımızdan ders almamışız. Şara öncesi zulüm yönetimlerini ve katliamlarını ibretle ve nefretle anıyoruz, peki Şara sonrası ne oldu ve ne oluyor? Önce Dürzilere sonra kürtlere ve alevilere yönelen hasmane ve şiddet olaylarına ne diyeceğiz? İslamın birlikte yaşama perspektifi bu mudur? İslam için savaşmak kolay ama İslamı kalplere gönüllere yerleştirme ülküsü ve sosyal hayata aktarma işi hiç de kolay değilmiş! Verilen savaşı ve mücadeleyi milliyetçilik girdabında boğduk ve gömdük galiba. Daha geçici hükümette iken, ülkenin adına “Arap” kelimesini ilave eden bir zihniyet sınavı kaybetmiştir!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir