Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Hayalin Dünyasında Farabi’yle Yol Alma

Hayal ve düşünce ilişkisinin yoğun olarak Farabi’de göründüğü bir diğer alan müziktir. Müziğin tıpkı matematik ve geometri gibi riyazi ilimler içerisinde gösterildiğini hesaba katmanın yanı sıra Farabi’nin Kitâbu’l-Musika’l-kebîr isimli eserinde görüldüğü üzere musiki teorik ve pratik yönleriyle olabildiğince ayrıntılı bir şekilde tahlil edilmiştir. Farabi besteleri üçe ayırmaktadır:  Neşe ve sevinci arttıran bestelere mülezzez besteler, duyguları canlandıran infiali besteler ve hayal gücünü canlandıran muhayyel besteler demektedir.

EKLENDİ

:

Yazar: Doç. Dr. Yunus Cengiz

Çağlayan derelerin kıyısında sık yapraklı ağaçların gölgesi altında eserlerini yazarken tahayyülün gerçekte ne olduğunu ve neye kudretinin yettiğini de tefekkür etmiş miydi? Düşünmek, kavramlara sınırlar belirlemek ve özlerinin peşinde olmak dururken, İkinci Öğretmen’den tahayyülün kudretini izah etmeyi beklemek ilginç olabilir. Çünkü neticede mantık ilmi açısından hayalin durduğu yer safsata ve hitabetten sonra beşinci dereceden bir etkinlik olarak ancak “şiir” gibi görülebilir. Mantık ilmi açısından kaderi bu şekilde belirlenmiş olan hayalin sahici bir işlevi ne olabilir ki?

Farabi (ö. 339/950) ve düşünce serüveninden söz ediyoruz.  Elbette ki Farabi birçok alanda yazdı. Mantıktan tutun da psikoloji, metafizik ve müziğe kadar felsefeye dair çok fazla meseleyi ele aldı. Kendisine intikal eden mirası irdeledi, katkılarını sundu ve sonraki nesillere bıraktı. Tüm yönleriyle Farabi’yi ele almaktansa düşünce ve hayal açısından bıraktığı çağrışımları resmetmek istiyoruz. Böylece biri çerçevelemeyi diğeri cevelan etmeyi gerektiren iki alan arasındaki geçişkenliği Farabi açısından serimlemek istiyoruz.

Farabi âdeta mantıkla özdeşleşmiş bir kişidir. Onun mantıkla olan serüvenine ve bu alandaki katkısına burada yer vermeye gerek yok. Ancak şu kadarını söyleyelim ki Aristoteles’in birinci öğretmen sıfatını “mantık”tan dolayı aldığı gibi Farabi’ye de ikinci öğretmen denilmesinde yine bu alanın katkısı büyük olmuştur. Aslında onun için mantık sadece entelektüel bir alan değildi, yaşam tarzının ve bilime yaklaşmanın kendisiydi. Eserlerinde kullandığı ifadelerin son derece özenle seçilmiş olması ve adeta matematiksel olarak ilerlemesinde mantığın etkisi büyük olmuş olabilir.

Mantığın matematiksel bir tarafı vardır. Bir anlamda matematikte sayılarla yapılan işlemler mantıkta kavramlar ve önermelerle yapılmaktadır. Mantığın bu karakteri karşısında onunla sağlanan düşüncede; çerçeve çizmek, sınırlamak, belirlemek, zapt u rapt altına almak, gerekenleri içeriğe, diğerlerini dışarıya atmak kaçınılmaz olarak kendini göstermektedir. Mantığın hedefi kavramlar elde etmek, kavramlardan önermeler, önermeleri uygun bir şekilde dizayn ederek sonuçlara varmaktır. Mantığın bu katı hali uygulandığı alan olan düşünceyi buna uygun hale getirmektedir. Diğer taraftan ise hayalin durumu farklıdır. Zihnin serbest bir etkinliğidir. Ne kural bilir ne de prensip tanır. Bilinç bile ona gerekli değildir. Olmadık imgeler ve düşünülmedik temsiller oluştur.

Mantık ve düşünce söz konusu olduğunda titizliği elden bırakmayan Farabi’nin tahayyül etmeyi önemsemesi ve ona dair kuramsal bir çerçeve kurmaya çalışması ziyadesiyle dikkatimizi çekmekte ve “tahayyül etmek ne anlama gelmektedir ve ne tür bir gerçekliği karşımıza çıkarabilmektedir?” sorusuna Farabi’nin yanıtını bulmaya bizi sevk etmektedir.

Arsitoteles’in psikoloji modelini esas alan Farabi’ye göre duyu organlarından gelen izlenimler hayal gücünde muhafaza edilirler. Böylece nesneler duyu organları tarafından duyumsanmadıkları durumda, izlenimleri ve imgeleri hayalde korunmaktadır.[1] Bundan sonrasında hayal gücü kendisini etkin bir şekilde gösterir. Duyusal izlenimlerden farklı terkipler oluştur, onları bir araya getirir ve imgeleri birbirinden ayrıştırarak aklın kavram ve önermeler oluşturması için yeteri kadar veri hazırlar. Farabi açısından insanın doğuştan hiçbir bilgiye sahip olmadığını sadece yetenek olarak aklın insanda bulunduğunu düşündüğümüzde bu yeteneğin aktüel hale gelip kavram ve düşüncelerin meydana gelmesi hayal gücünün etkinliğine bağlıdır. Bu durumda duyusal tecrübeyi arttıran her etkinliğin hayal gücünü ve bu gücü cevval hale getiren her tür pratiğin düşünme kabiliyetini de arttıracağını söyleyebiliriz. Bu şekilde düşündüğümüzde Farabi’nin neden bir taraftan mantığın organizasyonuna bu kadar ehemmiyet gösterirken, hayal söz konusu olduğunda komplike bir yapıyı irdelercesine karmaşık bir ağ içerisinde yerini tayin etmeye bu kadar hevesli olduğunu anlayabiliriz. Çünkü hayal gücü; duyusal izlenim, arzu ve düşünceden kalan kalıntılar ve onların temsil halinin bir belleği olarak görülmektedir. Dahası, sadece edilgen durumda olan bir güç değil, her an iş başında olan ve kişiyi irade etmeye ve kavramsal inşa etmeye hazırlayan bir düzlem gibi davranmaktadır. Hayal gücünün bu şekilde olması, mantık yürütmeyi basit anlamda önermeler sıralamak ve matematiksel işlem yapar gibi muhasip bir tavır içerisinde olmaktan korumaktadır. Çünkü hayal gücü duyumsadıklarımızla, isteklerimizle, korktuklarımızla ve düşündüklerimizle farkında olduğumuz ya da olmadığımız tüm işlemlerin hareketli bir yumağı olarak durmaktır. Başka bir ifadeyle sorunlarımızın, dertlerimizin, heyecanlarımızın kısacası, yaşam içindeki tüm karşılaşmalarımızın imajinatif zeminini ifade etmektedir. Farabi’nin zihinsel bir süreç olarak hayal gücüne verdiği misyonu sadece kavramlara varan süreçte onların bir primitif halleri olarak temsiller oluşturmak olarak görmek hayalin karakterini eksik olarak ortaya koyar. O halde şöyle söylemek lazım: Felsefe kavram üretmek anlamına geldiğine göre tüm işlevleriyle hayal de kavramların ve tercihlerimizin hazırlayıcı düzlemini oluşturmaktadır. Öyle bir düzlem ki ne tam olarak saptanabilen ne tahlil edilebilen ne çıktısı hesaplanabilen bir düzlemi ama gücül/virtüel ve kavrama zorlayan bir düzlemi ifade eder.

Farabi’nin modellemesinde hayal gücü zamansal olarak geçmişte oluşan izlenimlerden farklı imgeler meydana getirdiği gibi geleceğe ilişkin imgeler de oluşturur.  Böylece umulan ve beklenen imgeler tahayyül edilerek ya da oluşması zor olan ancak arzulanan imgeler meydana getirilerek öznede imgelenene ilişkin istekler hayal gücü tarafından meydana getirilir.[2] Farabi’nin tasavvurunda hayal gücü sadece duyusal izlenimlerinden terkipler oluşturmakla kalmaz. Aklın ürettikleri düşüncelerden yeni imgeler meydana getirir. Ne var ki düşünce ve kavramlar özü itibariyle hayalden farklı olduğu için tıpkı akılda var oldukları şekliyle hayal gücünde yer edinmezler, bunun yerine birer duyusal temsil olarak yer alırlar. Başka bir ifadeyle kavramlar; belirli zaman, mekan, etki ve edilgi gibi duyusal diyebileceğimiz arazlarla hayalde yer edinebilirler. Bu da kavramları saf kavramlar olmaktan çıkarıp temsiller haline getirmektedir.

Böylece hayal gücü duyum, istek ve düşüncenin ortasında her bir tarafa da yönü açık bir vaziyette, onların izlenim ve formlarından yepyeni imgeler oluşturur. Hatta şöyle diyelim. Farabi’nin modellemesinde zihinsel süreçler olarak duyum, hayal ve düşünce olarak sadece ilerleme göstermez, tersi olarak hayal düşünceden de isteklerden de dönüştürülmüş bir vaziyette girdiler alır. Farabi’nin esas olarak başarısı da buradadır. Hayalin tersine olarak düşünceden girdiler alması ve onları temsillere dönüştürmesini izah ederek hayalin komplike faaliyetini ortaya koymuş olmasıdır. Tabi ki kimi zaman oluşturulan bu imgeler gerçekle uyuşurken kimi zaman da gerçekle uyuşmamaktadır.

Farabi’nin hayal düşüncesine ilişkin olarak en çok dikkat çeken hususlar arasında hayal gücünün bilinçdışı olarak gerçekleştirdiği etkinliklerdir. Farabi’nin düşüncesinde hayal gücü her zaman bilinçli olarak işbaşında değildir. Uyku ya da farklı nedenlerden dolayı akıl ve duyu organları etkilerini yitirdiğinde ya da zayıfladığında hayal gücü daha serbest bir şekilde repertuvarındaki izlenim ve girdileri bambaşka şekillere dönüştürür ve duyusal izlenimler ile düşünsel formları taklit etmeye başlar. Böylece özne gerçekte yaşamadığı duyusal bir tecrübeyi duyusal deneyim kadar gerçekçi olarak yaşadığı gibi düşünsel formlar hayal gücüne uygun hale getirilmiş olarak hayalde yerini alır. Gerek duyumsama gerekse düşünme durumunda bilinçlilik halinde duyusal ve düşünsel gerçeklilikle uyuşmayan haller alı konulurlar. Bu sebepten olmalı ki Farabi’ye göre alıkonulan bu tasavvurlardan hayal gücü yeni şekiller tertip etmektedir.[3]

Hayal ve düşünce arasında kurulan bu diyalektiğin görünümlerini, Farabi’nin farklı alanlar hakkındaki tasavvurunda bulabiliriz. Nitekim O, nübüvveti tahayyülün gösterebileceği kudretle izah etmektedir. Aslında Farabi’nin kendinden önceki filozoflardan farklı olarak tahayyülün izah edilmesinde bu kadar istekli olmasında ve bu yönde çaba göstermesinin arka planında dinin felsefi olarak konumlandırışının etkisi de vardır. Ancak bu izahların sadece spekülatif olarak Farabi açısından görülmediğini ilimlerin tasnifinden tutun da siyaset ve müziğin teorik konumlandırmasına kadar tahayyülün gösterebildiği kudretin dikkate alındığını söylememiz gerekir. Farabi böylece bazen meselenin düşünce yönüne bazen de tahayyül yönüne ağırlık verir. Bunun en somut işleyişini Farabi’nin siyaset tasavvurunda görürüz. Onun düşüncesinde düşünce gücü mükemmel olan bir kişi ile tahayyül gücü yetkin bir kişi birleşerek idareyi ele alabilir ve devlet için gerekli olan şartları birlikte sağlayabilir. Farabi’nin ideal devletinde yöntem erkini elinde tutanlar salt gerçekliği kavrarken bu sisteme uyum sağlamış olanlar (mü’minler) gerçekliği kavramsalar da hayal ederler, yani hakikati temsiller düzeyinde anlarlar.[4] Yönetilenlerin tahayyül ile olan kavrayışları Farabi için bir sorun olarak görülmez. Tam aksine toplumsal olanın karakteri zaten doğası gereği bu şekildedir. O açıdan tahayyül ve toplumsallık onun düşüncesinde hep birbirlerini çağrıştıran bir düzlem ve etkinlik olarak kendini gösterir.  Söz gelimi ruhsal bakımından hasta olan toplumları izah ederken, böylesi toplumların yanlış irade ve alışkanlıklarının tesiriyle hayal güçlerinin bozulmasının sonucunda kötü alışkanlıklardan ve eylemlerden zevk aldıklarını, erdemli davranışlardan ise hoşlanmadıklarını vurgulamaktadır.[5] O açıdan Farabi’nin düşüncesinde iyi bir toplum için güçlendirilmesi gereken yön tahayyüldür. Bu anlamda Farabi bu gücün yetkinleştirilmesinde dine ve dini pratiklere özel bir önem atfeder. Bu sebeple ilimlerin tasnifinde genellikle teorik olarak konumlandırılan kelâm ilmi, bir toplum/millet inşa etmenin pratik bir aracı olarak görülür. Yasama faaliyetinin esaslarını belirlemek ve bunun topluma uygulanmasını esas alması yönüyle fıkıh da toplumsal bir ilim olarak görülür. Farabi bu şekilde biri dinin teorik tarafını diğeri yasama tarafını açıklayan kelâm ve fıkhı toplumsal/siyasal (medeni) ilimler olarak belirler.[6]

Hayal ve düşünce ilişkisinin yoğun olarak Farabi’de göründüğü bir diğer alan müziktir. Müziğin tıpkı matematik ve geometri gibi riyazi ilimler içerisinde gösterildiğini hesaba katmanın yanı sıra Farabi’nin Kitâbu’l-Musika’l-kebîr isimli eserinde görüldüğü üzere musiki teorik ve pratik yönleriyle olabildiğince ayrıntılı bir şekilde tahlil edilmiştir. Farabi besteleri üçe ayırmaktadır:  Neşe ve sevinci arttıran bestelere mülezzez besteler, duyguları canlandıran infiali besteler ve hayal gücünü canlandıran muhayyel besteler demektedir. Bu tasniften de anlaşıldığı gibi muhayyel besteler insanın tahayyül gücünü arttırırlar, özellikle de manzum hikayelerden oluşması durumunda etkileri daha artmaktadır.[7]

Görüldüğü gibi ilme taalluk eden pekçok konuda Farabi’nin biri düşünsel/mantıksal diğeri tahayyülî olmak üzere iki boyutta meseleleri ele aldığı anlaşılmaktadır. Böylece tahayyülü düşünsel boyut için bir hazırlayıcı, ufuk çizici, motive edici, dert minvali olarak tasavvur ettiği sonucuna varılmaktadır. Hayali bu şekilde görmekle kalmamış hem psikolojik süreçler açısından irdelenmeye değer bir alan olarak göstermiş hem de hayal gücünü arttırmayı sağlayacak bir takım pratikler ve mekanizmalar önermiştir.

[1] Farabi, İdeal Devlet el-Medînetu’l-Fazıla, çev. Ahmet Arslan, İstanbul: Divan Kitap, 2011, s. 84.

 

[2] Farabi, İdeal Devlet, s. 76.

 

[3] İbrahim Medkur, “Farabi” çev. Osman Bilen, İslam Düşüncesi Tarihi içinde, edt. M. M Şerif, İstanbul, İnsan Yayınları, 1996, s. 81.

[4] Mehmet S. Aydın, “Farabi’nin Siyasî Düşüncesinde Sa’adet Kavramı” es-Siyasetü’l-Medeni veya Mebâdi’ül-Mevcûdat içinde, İstanbul: Büyüyen Ay Yayınları, 2012, s. 21.

[5] Farabi, İdeal Devlet, s. 113.

[6] Fârâbî, İhsâu’l-ulûm, thk. Ali bû Mulhim, Beyrut: Dâr ve Mektebetu’l-hilâl, 1996, S. 85-87.

[7] Kubilay Kolukırık,  “Bir İslâm Filozofu Olan Farâbî’nin Müzik Yönü” ERUIFD, 19:2 (2014), s. 48.

 

Çok Okunanlar