1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Anlatı

Kanlı Ceviz “Artvin’de Rus İşgali ve Birinci Dünya Savaşı Yıllarına Ait Anılar”

Kanlı Ceviz  “Artvin’de Rus İşgali ve Birinci Dünya Savaşı Yıllarına Ait Anılar”
0

Anlatan: Osman Yılmaz, Aziz oğlu

Köyü: Diyagarmüç (Karlı)

Doğum Yeri: Ardanuç/Diyagarmüç köyü

Doğum Tarihi: 1311

Anlatım Tarihi: 1984

Eski takvimle 1331 senesinin Zemheri ayı idi. Yerler kar örtüsü ile kaplıydı. Sabahleyin top sesleriyle uyandık. Köyde herkes telaş içindeydi. Büyüklerimiz dedi ki: “Uruslar gelmiş Harkbaşı’ndan köyleri top ateşine tutuyorlar. Hazırlanın biz de kaçacağız “.  “Kaça Kaçlık“ başlamıştı. Ben o zaman 19- 20 yaşlarındaydım. Babam anneme dedi ki: “Havt, Haravul, Sahre, Kılacet bozulmuş Dalahet Yaylası üzerinden yollara düşmüşler. Urus köye gelene kadar biz de tez yola koyulalım.”

Annem, ambarda kışa hazırladığımız pestil, köme, ceviz, un, peynir gibi yiyeceklerle çorap ve çarıklarımızı heybelere doldurdu. Dışarı çıktık ki köylüler yedisinden yetmişine herkes taşıyabileceği kadar sırtına yük almıştı. Küçük çocuklar annelerinin ve babalarının sırtında.  Halk diz kapağına kadar karda birbirleriyle yarışırcasına kaçıyorlardı. Babam ahırın ve mereğin kapısını sonuna kadar açıp hayvanları dışarı saldı. Hiç kimse malın mülkün telaşında değildi. Tam bir can pazarı yaşanıyordu. Herkesin amacı Dalahet Yaylası’nı aşıp Osmanlı tarafındaki Aşağı Hod’a oradan da Çoruh Irmağı’nı karşıya geçerek Yusufeli kesimine can atmaktı.

Büyükler sırayla önde ayaklarıyla iz açıyor, çocuklar ve yaşlılar da arkalarından tek sıra halinde yürüyordu. Müker’e geldiğimizde dışarıda başıboş dolaşan hayvanlardan başka kimseyi görmedik. Müker halkının açtığı izlerden yürüyerek Dalahet yayla yoluna tırmandığımızda muhacirler adeta karıncalar gibi tek sıra halinde yollara revan olmuştu. Ardanuç’un bütün köyleri bozulmuştu.

Hod’a vardığımızda kendimizi güvende hissettik. İki üç gün kadar köyün camisinde kaldık.  Bizden sonra gelen muhacirler daha hazırlıklı yola çıkmışlar ve daha fazla yiyecek taşıyorlardı. Kimileri öküzün sırtına yük vurup yularından çekerek daha rahat yürüyorlardı. Tek tük koyun ve keçi sürüsünü Dalahet’ten aşıranlar da görülüyordu.

Köyümüzün büyükleri: “biz panikle malı- mulu bırakıp kaçtık. Bak bunlar davarlarını bile aşırmayı becermişler. Bizim daha gidecek çok yolumuz var. Yollarda ne yiyip içeceğiz. Açlıktan kırılırız. Köyümüzden beş delikanlı geri gitsin köydeki davar sürülerini toplayıp getirsin, biz de yolda izde perişan olmayalım. Biz sizi burada bekleyeceğiz” dediler. Hemen o beş kişi belirlendi. Görevlendirilen beş kişinin içinde ben de vardım. Ne ise, sabah erkenden geriye doğru yola çıktık. Yollarda muhacir kafileleri akmaya devam ediyordu. Biz ise tersine gidiyorduk. Nihayet akşam namazı vakti köye vardık. İlk işimiz koyunlara bakmak oldu.  Koyunlar kendiliğinden komlara girmişti. Merekler de açık olduğundan hayvanlar karınlarını iyice doyurmuşlardı. Sabahın ilk ışıklarıyla davarı sürüp harekete geçeceğiz. Elimiz ayağımız ıslanmıştı.  Bizim evin ocağını yakıp bir yandan ısınıyoruz, bir yandan da ambarda kalan yiyecekleri yiyorduk. Gece yarısı olmuştu. Dışarıdan bağrışma sesleri geldi ve kapı dövülmeye başlandı. Zakir Dada pencereye koştu ve perde aralığından dışarı baktı. Kapı dövülmeye devam ediyordu. Zakir Dada dedi ki, Ruslar evi sarmış teslim olacağız. Ben dedim ki bunlar bizi öldürür. Kapıyı açar açmaz aralarından kaçalım. Belki kurtuluruz. Diğer arkadaşlar da Zakir Dada’ya katıldılar ve teslim olmaya karar verdiler. Ellerimizi havaya kaldırıp kapıyı açtık, ay ışığı süt gibi. Tüfeklerin namluları bize doğru çevrilmişti. İçlerinden biri bağırmaya devam ediyordu. Bizim evin kapısının önünde iki metre yüksekliğinde bir duvar vardı. Altı bizim napuzar tarlaydı. Ani bir hareketle askerlerin arasından kendimi duvardan aşağı attım ve yuvarlanmaya başladım. Üzerime mermi yağdırıyorlardı. Yuvarlanarak kendimi ğarzilerin arkasına attıktan sonra olanca hızımla ters istikamette yani aşağı doğru kaçmaya başladım. Sonra köyün   mezarlığı üzerinden ormana girdiğimde kendimi daha güvende hissettim. İki üç tane havaya atılan işaret fişekleri ortalığı gündüz gibi aydınlatıyordu. Artık Ruslar beni bulamazlardı. Burada biraz nefeslendim. Arkadaşlarımın ne olacaklarını merak ediyordum. Korktuğum başıma geldi. Bizim evin tarafından peş peşe gelen silah sesleri ormanda yankılanıyordu.

Orman içindeki ayak izlerini takip ederek Müker’e vardığımda şafak sökmüştü. Köyün içine fazla girmeden Kılacet’e ulaşmak istiyordum. Kılacet’e vardğımda hala yollarda olan muhacir kafilelerine karıştım ve akşam namazı vakti Hod’ a indim. Köyün yaşlıları ”Hani davar? Arkadaşların nerede?” diye beni sorguya çektiler. Ben de olup bitenleri bir bir anlattım. Sadece onların kurşuna dizildiğinden bahsetmedim. Esir edilip götürüldüklerini söyledim. Hatta yemin bile ettirdiler. Yine de söylemedim.

Tabi biz Yusufeli üzerinden Bayburt’un Baksı Köyü’ne, oradan da ta Merzifon’a kadar gittik. Orada yedi sene kaldıktan sonra tam 1338 senesinde köyümüze geri geldik. Cami hariç evlerin tamamı yanmıştı. Camiyi de ateşe vermişler de yanmamış. Yanık izleri bellidir. Köye geldiğimizde ğalo otları adam boyunu geçmişti. Ayılar, domuzlar bile gündüz köy içinde dolaşıyordu. Tabi yeniden ev bark yaptık, topraklarımıza, atalarımızın mezarlarına sahip çıktık. Ben de arkadaşlarımın kurşuna dizildiği yeri çok araştırdım. Ama buldum. Evimizin altındaki asırlık cevizin gövdesinde kurşun izleri hala bellidir. Muhacirlikten döndükten sonra yedi sene bir sır olarak sakladığım gerçeği köy halkına anlattım. Bizim köyde herkes bu cevize” Kanlı Ceviz” derler. Dikili bir mezar taşı bile olmayan bu şehitlerimizin yakınları ve tüm köy halkı bu cevizin dibinde el açar ve onlar için dua ederler. Bu “Kanlı Ceviz” onların mezar taşı oldu.

Halit ÖZDEMİR 1956 yılında Ardanuç’ta dünyaya geldi. İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Ardanuç’ta bitirdi. 1977’de Erzurum Kâzım Karabekir Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümünden mezun oldu. 1992’de Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünden lisans diploması aldı. Artvin İmam Hatip Lisesi ve Ardanuç Lisesinde tarih öğretmeni olarak görev yaptı. 2003 yılında emekli oldu. Evli ve üç çocuk babasıdır. Yerel ve ulusal süreli yayınlarda yazıları yayımlandı. Radyo ve televizyonlarda mülakatlarına yer verildi. “Türk Tarihinde Edebî Fıkralar ve Nükteler (1981)”, “Bekleyiş (1987-Piyes), “Cumhuriyet Öncesi ve Cumhuriyet Döneminde Artvin’de Eğitim” (Komisyon-1999), Artvin 2000 (1999-Tarih bölümü), “2000’de Ardanuç” (2000) ile “Artvin Tarihi (2001)” yazarın yayımlanmış kitaplarıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir