1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Deneme

Özlediğimiz İdealist Öğretmen

Özlediğimiz İdealist Öğretmen
1

İnsanın insan olabilmesi, millî ve evrensel nitelikli iyi bir eğitimle mümkündür. Nasıl ki toprağa gömülen çiçek tohumu, su verilmediği takdirde harekete geçip açılarak çiçeğini gösteremezse, bir insan da iyi bir eğitim almazsa şahsiyetini geliştirip olgunlaştıracak fikrî ve ruhi gıdalarını alamaz.

Âlimlerin mürekkebini şehitlerin kanından üstün tutan bir medeniyetin öncüsü büyük Türk hükümdarı Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık Seferi’nden dönerken hocası İbni Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamurları, kaftanının üzerinde süs sayması ve tabutuyla birlikte mezara gömülmesini vasiyet etmesi; tarihimizde ilme ve öğretmene verilen kıymetin muhteşem örneğidir.

Arthur Ward: “Vasat öğretmen anlatır, iyi öğretmen açıklar, usta öğretmen gösterir, büyük öğretmen ilham verir.” diyor. Eğitimin temeli olan öğretmenler; toplumumuzun her an muhtaç olduğu manevi doktordur, millet ruhunun ilham kaynağı ve mimarıdır. Öğretmen; milletleri, varlığı ile nura, yokluğu ile karanlığa götüren çok kıymetli varlıktır. Terzi kumaşı, ayakkabıcı deriyi, fırıncı unu işleyerek onları insana faydalı hale getirir. Öğretmen ise kâinatın en şerefli varlığı olan insana güzel bir biçim, renk, ruh vermeye çalışır. Bu sebeple toplumun beyni ve kalbi olan idealist öğretmenler, insanı eğitme davasının sevdalılarıdır. Nurettin Topçu’nun veciz şekilde ifade ettiği gibi: “Öğretmen, kaderinin karşısına çıkardığı engellerle mücadele ederken sonuna kadar nefsinden fedakârlık yapmayı göze alabilen cesur insandır.”

Hasretini çektiğimiz eğitimci; Aliya İzzetbegoviç’in “Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım.” sözünün şuuruna eren gönül fatihidir. Hakiki eğitimci; İsmet Özel’in bir şiirinde “Ben öyle bilirim ki yaşamak, / berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır.” şeklinde ifade ettiği gibi çocuklar için mücadele etmeyi hayat biçimi gören adanmış dava adamıdır. Öğrencisinin ve milletinin 20-30 yıl sonrasını hayal edip heyecan ve sorumluluk duyan idealist bir muallimdir hasretini çektiğimiz öğretmen.

Çoklu zekâ teorisinden hareketle öğrencilerinin temel bilgileri, ilgileri, yetenekleri ve öğrenme tarzlarındaki ferdi farklılaşmalarını göz önünde tutarak onları akademik, sosyal, kültürel, ahlaki yönden üst seviyeye çıkarmaya, kendilerini tanıyıp gerçekleştirmelerine; milletine ve insanlığa hizmet edecek güzel insanlar olabilmelerine inanç, aşk ve sabırla gayret eden insandır öğretmen.

Hasretini duyduğumuz öğretmen; yetişmeleri için öğrencilerine sevgi, saygı, iş birliği ve öğrenme atmosferi oluşturmaya; özgüven, umut, cesaret aşılamak için anlamlı mesajlar vermeye, kayıtsız şartsız gönlünü açmaya özen gösteren muhabbet fedaisidir. “Kırk yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Okula, mabede gider gibi gittim. Hiçbir derse abdestsiz girmedim.” diyen Nurettin Topçu gibi öğretmenliği kutsal bir iş, ibadet olarak gören mübarek eğitimcilere ne kadar hasretiz.

Milletçe özlediğimiz eğitimci; erdemli, şahsiyetli, şuurlu ve güzel insan yetiştirme konusunda karşısına çıkacak her türlü engelle Allah için mücadele etmeye devam edip Üstad Necip Fazıl gibi: “Tohum saç, bitmezse toprak utansın / Hedefe varmayan mızrak utansın. / Hey gidi küheylan, koşmana bak sen’/ Çatlarsan doğuran kısrak utansın!” diyebilecek azim, sabır, tevekkül ve adanmışlığa sahip insandır. “Ustada kalırsa bu öksüz yapı, / Onu sürdürmeyen çırak utansın!” diyerek idealistliğinden pişman olmayan adamdır.

İdealist öğretmen; her şeyden önce öğrencilerinin yüreklerine sevgi ve merhametle dokunan, kendi medeniyet ve kültür değerlerinden ilham alıp veren, kendisine emanet edilen saf beyin ve gönüllere ufuk açan ve şuurlu bir şahsiyet kazandıran gönül eridir.

“Muallim, sadece bir memur değildir; belki genç ruhları kendilerine mahsus manadan bir örs üzerinde döverek işleyen bir demircidir.” diyor Nurettin Topçu. Hakiki öğretmen; öğrencilerine bilinçli bir okuma ve düşünmeyle, samimiyet, edep, azim, sorumluluk, öz güven, cesaret, merhamet, adalet, sevgi ve sabırla “ahlak-dil-tarih şuuru”nu kazandırmaya gayret eden, onlarla “aşk medeniyetine yolculuk” eyleyen gül yürekli adamdır. “Türkiye’nin maarif davası”na gönül ve emek veren; öğrencilerine Hak, hakikat, ilim ışığıyla vatan, bayrak, insanlık ve hizmet aşkı veren gönül adamıdır o.

Özlediğimiz öğretmen: İslam ve Batı medeniyetini çok iyi bilen; geçmişi, içinde yaşadığı çağı ve toplumu doğru anlayan; millet, ümmet ve insanlığın kalp, baş ve bel ağrılarını “tevhidi gerçekliğin ışığı”nda ilim, irfan ve hikmetle okuyan; millet ve insanlığın meselelerini doğru tahlil ve teşhis eden, çözüm yollarına kafa yoran, millî ve evrensel düşünen, medeniyet tasavvuru ve bilincine sahip olan, “kültürden irfana” yol alarak “diriliş medeniyeti”ni inşa etme idealini taşıyan münevver bir “diriliş eri”dir. “Pergelin sabit ayağını İslam’a basan, hareketli ayağıyla dünyaya açılan”, Mehmet Âkif’in özlemini çektiği “Asım’ın nesli”ni yetiştirecek Âkif ruhlu örnek şahsiyettir idealist öğretmen.

Bir eğitimci, mesleğini, öğrencilerini sevmezse, eğitimi aşka dönüştürmezse nasıl güzel, anlamlı, değerli, nitelikli, uzun soluklu hizmetler verebilir? Bir eğitimci, öğrencilerini Allah’ın kendisine emaneti olarak görmezse, onların yüreğine girip gönüllerine güzelce dokunamazsa nasıl akıllarına girebilir? Davası olan bir eğitimci; öğrencilerini evlatları gibi bağrına basmazsa, onlara kıymet vermezse onlara nasıl sağlam bir kimlik ve şahsiyet kazandırabilir? Bir eğitimci; öğrencilerine yürek kitabından öğretemezse, öğrencilerinin dertlerini, sevinçlerini paylaşmazsa, onlara özel zaman ayırmazsa, onlara özel rehberlik yapmazsa nasıl küçük yüreklere sağlam tohumlar ekebilir; nasıl ölümsüz güller yetiştirebilir? Bir öğretmen; öğrencilerinin gönüllerini gül gibi göremezse, onlara güvenmezse, sevgisini belli etmezse, öğrencilerine sevmeyi, değer vermeyi, vefalı olmayı nasıl öğretebilir? Bu sebeple hakikat aşkı, sorumluluk, adalet, çalışma şevki, hizmet bilinci, sevgi, saygı, güven, empati, edep, sabır gibi değerlere sahip olmayanlar, öğretmen olamazlar; ancak öğretmenlik yaparlar.

Öğretmenlerin kalitesini; mezun olduğu üniversite mi, KPSS puanı mı yoksa dürüstçe, sabır ve aşk ile çalışması mı belirliyor? Meslek eğitimini almayanlardan ücretli avukat, hâkim, dişçi, doktor, mühendis olamıyorsa ücretli öğretmen nasıl olunuyor? İlk ve ortaokul ile liselerimizin her birinde, üniversitelerin her bir bölümünde öğrencilere geniş ufuklar açıp ilham veren, şahsiyet kazandıran idealist birer hoca olsaydı istikbalimiz daha aydınlık olurdu. İstiklal ve İslam Şairi Mehmet Âkif Ersoy; gerçek öğretmende olması gereken en önemli vasıfları veciz olarak şöyle ifade etmektedir: “Muallimim diyen, olmak gerektir imanlı, / Edepli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı.” Erdemli, edepli, vicdanlı, sorumlu, fedakâr, okuyan, düşünen, öğrencilere ilham kaynağı olan, yetenekleri keşfeden, ufuk açan liyakatli eğitimciler yetiştirmeden “Asım’ın Nesli”ni nasıl yetiştireceğiz?

İnsanları çocukken eğitip en çok etkileyen kişiler anne, babadan sonra öğretmenler geliyor. İyi öğretmen de çocuğun sağlam kişiliği, yeteneğinin gelişmesi için çok önemlidir. Bu ülkede yeterli oranda idealist öğretmen yetiştiremiyoruz maalesef! “Bu parayla, bu maddi sıkıntılar içinde ancak bu kadar öğretmenlik olur!” diyen meslektaşlarımıza “Türkiye’nin Maarif Davası”na hayatını adamış Nurettin Topçu’nun şu muhteşem sözleriyle cevap verelim: “Muallim tüccar değildir. Maaş ve ücretinin azlığı, çokluğu davası içinde mesleğe kıymet veren insan, bu mukaddes vazifeyi yapıyor sayılamaz. Bu, para değil, ruh işidir. Muallim, ruhlar sanatkârıdır.” Binası, derslikleri, teknolojik donanımı, laboratuvarı, kütüphanesi, toplantı ve spor salonu kaliteli okullardan önce yüksek vasıflı, liyakatli, şuurlu, samimi, fedakâr, erdemli, vatansever, azimli, sabırlı, yüreklere dokunan gül yürekli eğitimcilere çok ihtiyacımız var.

İnsan ve kâinat kitabını aşkla okuyup gönüllere nakış nakış işleyecek, “yarınki Türkiye”yi, “diriliş medeniyeti”ni inşa edecek akıllı ve yürekli eğitimciler ile sağlam şahsiyetli ve millî kimlikli bir nesle şiddetle ihtiyacımız var şüphesiz. Bunun için de öncelikli olarak liyakatli, erdemli, millî eğitimcilerin belirleyeceği bir eğitim anlayışı ve “maarif davası”nın eğitim sistemine ve topluma hâkim kılınması gerekmektedir.

Birçok çile ve engele rağmen ilim, kültür, sanat, ahlak, adalet, azim, cesaret ve sabırla Türkiye’nin eğitim ve kültür davasına sahip çıkan; millî ve manevi değerlere bağlı, “kökü mazide olan ati”de tam bağımsız, güçlü ve erdemli Türkiye’yi inşa etmek için çalışan; Allah, vatan ve insanlık yolunda hak, hakikat, ilim ve hikmet ışığıyla gül yüreklere dokunan, solmayan güller ve kardelenler yetiştiren; faziletli, liyakatli, gayretli, idealist, gül yürekli eğitimcilere aşk ve selam olsun.

Yol alabilmek millîden evrensele,

      Vicdan terazisinde erdemli olabilmek,

      Yanabilmek hak ve hakikat aşkıyla,

      Gül yüreklere ilham vermektir öğretmenlik.

1966 yılında Samsun/ Terme’de doğdu. İlk ve ortaokulla liseyi Terme’de okudu. 1988’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nden “Peyami Safa’nın Yalnızız Romanı Üzerine Bir İnceleme” adlı lisans teziyle mezun oldu. 1989 yılında İstanbul/ Kartal Anadolu Lisesi’nde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olarak öğretmenlik mesleğine başlayan Ahmet Sezgin, çeşitli liselerde görev yaptı. Askerlik hizmetine Ankara/ Polatlı Topçu ve Füze Okulunda asteğmen öğrenci olarak başlayan Ahmet Sezgin, bu görevini Millî Eğitim’de asteğmen öğretmen unvanıyla tamamladı. Birçok dershanede öğretmenlik ve yöneticilik yapan Şair-Yazar Ahmet Sezgin, hâlen Terme’de Temel Kır Kız Anadolu İmam-Hatip Lisesinde görev yapmakta; çeşitli okul ve kurumlarda eğitim ve kültür alanında seminerler verip imza günü ve söyleşilerde bulunmaktadır. Ahmet Sezgin, 1987-1988 yılları arasında bir grup üniversiteli arkadaşıyla “Mesaj” isimli bir kültür-edebiyat dergisi çıkardı. Deneme, inceleme, biyografi, anı, hikâye ve şiirleri Güneysu, Mavera, Türk Edebiyatı, İslamî Edebiyat, Kırağı, Kültür Dünyası, Çınar, Ay Vakti, Yedi İklim, Yolcu, Berceste, Bir Nokta, Arkesanat, Samsun Kültür Sanat, Tüm Şehir, Dört Mevsim Edebiyat, Bilgi Pınarı gibi dergilerle birçok ulusal gazetede yayımlandı. Eğitimci-Şair-Yazar Ahmet Sezgin’in yayımlanmış eserleri şunlardır: “Türk Edebiyatında Ölüm Şiirleri Antolojisi” (Cengiz Yalçın ile, Ünlem Yay, İstanbul, 1993), “Güllerimi Ver Anne” (Şiir, Etüt Yay, Samsun, 1999, 2007), “Termeli Yazarlar ve Şairler Ansiklopedisi” (Biyografi, Samsun, 2012), “Aşk Medeniyetine Yolculuk” (Deneme, Etüt Yay., Samsun, 2014, 2017, 2019), “Kırk Yazardan Kırk Hikâye” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Ortaokullar İçin Hikâye Seçkisi” (Etüt Yay., Samsun, 2020), “Türkçenin Feryadı ve Dil Davamız” (Derleme, Etüt Yay., Samsun 2020), “Hüzün Yağmurları” (Şiir, Klaros Yayınları, Ankara, 2020) Türkiye Yazarlar Birliği üyesi Ahmet Sezgin, evli olup iki çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (1)

  1. 26 Kasım 2025

    Güzel,faydali bir yazi olmus. Ellerinize saglik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir