Ortalık zaman zaman toz duman olur. Sosyal medyada kimi şöhretlerle ilgili iddialar ve bazı bulutlanmış görüntüler uçuşur.
Mahcubiyetler, kınamalar, suçlamalar, şaşkınlıklar, utançlar, birbirini izler.
Herkes hayretler içinde.
Kimisi deşifre olduğu için, kimisi zannında yanıldığı için, kimisi pişkince tavırlar sergilendiği için.
Neticede ortaya dökülen, saçılan sırlar var.
En yakınlardan, eş ve çocuklardan, dostlardan gizlenen sırlar.
Ortaya çıkmayacağı düşünülen sırlar.
Çok sonra tevbe ile affedileceği zannedilen sırlar.
Nefse yenik düşmenin sürüklediği boyun eğdirici sırlar.
Ve esir olunan sırlar…
…
Aslında hepimizin görüntüleri var, kasetleri var henüz yayınlanmayan ve saatini bekleyen.
Biz bir zamanlar, televizyonlarda Biri Bizi Gözetliyor (BBG) kurgusunda, kameralara göz, kulak ve beden kesilmiş ama asıl gözeteni unutmuştuk.
Mahremiyeti ifşa edilmiş kimi medyatörlerin ifadeleri, bize kendi sırlarımızı hatırlatıyor. Heyecanlanıyor, korkuyor yoksa hiç umursamıyor muyuz?
Kendimizin ne durumda olduğunu düşünüyor muyuz?
…
Bir zamanlar bir vali vardı.
Ve bu valinin dillere destan, çok güzel bir bahçesi vardı.
O memlekette ender yetişen ağaçlar, çiçekler, güller, meyveler bulunurdu bahçesinde.
Vali her gün bahçeye gider bazen yalnız bazen de dostlarıyla keyif sürerdi.
Bahçeye yalnız geldiği bir gün, bahçıvanın hanımıyla sohbete başladı. Ve kadına dedi ki:
“Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın!”
Kadın, akıllı ve iffetli idi.
Valinin niyetinin kötü olduğunu, günaha çağırdığını anladı.
Kapıları kapatmak için kalktı, dışarıda biraz oyalandıktan sonra geldi.
“Tüm kapıları kapattım. Yalnız bir tanesi kaldı. Onu kapatamadım, ne yaptıysam olmadı, hep açık…”
Vali şaşırdı:
“Öyle şey mi olur? Kapı nasıl kapanmazmış?”
Kadın bilgece konuştu:
“Ey vali! Evin tüm kapılarını kapattım, yalnız biri kaldı. İsterseniz siz buyurun. Bu kapı, Allah’ın bizi her an gördüğü, gözettiği kapıdır. Ben onu kapatamadım!”
Vali bu hikmet dolu söz karşısında utandı, pişman oldu ve kadından özür dileyerek Allah’a tevbe etti.
…
Oysa Rakîb olan Allah var. Bize bakıp, her daim bizi gözeten Allah var. “Şüphesiz ki Allah, sizin üzerinize bir gözetleyicidir.” (Nisa 4/1, Maide 5/117)
Oysa Basîr olan Allah var. Gündüz veya gece, evde veya işyerinde, gizli veya açık her şeyimizi gören Allah var. “Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara 2/237, Fatır 35/31, Mülk 67/19)
Oysa Şâhid olan Allah var. Kendisinden hiçbir şey gizlenemeyen, tüm olaylara vakıf olan, tüm sırlara müşahid olan Allah var. “Allah onların yaptıkları işleri hep sayıp zaptetmiştir. Onlar ise unutmuştur. Allah her şeye şahiddir.” (Mücadele 56/6, Yunus 10/61, Hadid 57/4)
Oysa Karîb olan Allah var. Bize şahdamarımızdan daha yakın ve tüm yaptıklarımızı, kalbimizden geçenleri bile bilecek ölçüde bize yakın olan Allah var. “Kullarım sana benden soracak olurlarsa (onlara bildir ki); Ben onlara yakınım.” (Bakara 1/186) “Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız.” (Kaf /16)
Oysa Mirsad olan Allah var. Bizi her işimizde gözetleyen. “Muhakkak ki Rabbin, tamamıyla (her şeyi) gözetlemektedir.” (Fecr 89/14)
…
Aslında açık bir değil sayısız kapı var ve sayısız noktadan, her bir zerremizden, hücremizden gözetleniyoruz.
Rabbim, melekler ve insanlar güzelliklerimize şahid olsun.
Kusurlarımızı örtsün.
Yaptıklarımız birer birer önümüze serildiği ve her şey ortaya çıktığı zaman yüzü apaydınlık olanlardan eylesin.
Kimseyi de kınama hatasına düşürmesin.
Dönüp baktığımızda görünen tablo nasıl acaba?

Sonuçta Yüce Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Biz insana şah damarından daha yakınız.”
Bu yazıyı okurken insanın asıl yüzleşmesi gerekenin başkaları değil, kendi iç dünyası olduğunu daha net idrak ediyor.