1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. İnceleme

Tefekkür İhtiyacı

Tefekkür İhtiyacı
0

Karakoç’un Tefekkür Anlayışı Üzerine

Günümüz insanı, bilgi ve teknoloji çağında her türlü dış uyaranla kuşatılmışken, ruhunun derinliklerine yönelme fırsatını çoğu zaman ihmal etmektedir. Kalbin sessizliğine kulak vermek, ruhun kıpırtılarını fark etmek ve varoluşun anlamına dair sorularla baş başa kalmak, modern insan için nadide bir lüks zannedilse de aslî bir ihtiyaçtır. İşte tefekkür, bu ihtiyacın en güçlü giderme vesilesidir.

Tefekkür, kalp ve ruhun bir araya geldiği, insanın kendini ve evreni sorguladığı derin bir yolculuktur. İnsanın manevi olgunluğuna katkı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda hayatın karmaşasında dingin bir liman oluşturur.

Evet, her düşünceye, her tasavvura ve her davranışa Hakk’la yön vermek, Hakk’a yönelmek, hakkı görmek, hakkı göstermek, Esmâ sahiline demirlemek, tesbihhân olmak, hamd etmek hep tefekküre bağlıdır.

Tefekkürün Anlamı ve Önemi

İnsanı hakikate ulaştıran, kâinatı okunur bir kitaba çeviren, Kur’ân âyetlerine derinlik kazandıran tefekkür; ibadetlerin özüne ruh veren bir nur ve idrak kapısıdır. Peygamber Efendimizin de tefekküre diğer ibadetlere denk hatta daha ötesi bir konum verdiğini; insanın varlık ve nimetleri düşünerek Allah’a yönelmesini teşvik ettiğini ifade edebiliriz.

Kur’ân’a yönelmek, onu anlamaya çalışmak ve hayatı onun öğretilerine göre şekillendirmek; kâinatta gizli olan ilahî hakikatleri keşfetmek insana her an yeni bir iman derinliği kazandırır. Bu idrak ile insan; imandan tevhide, tevhidden teslimiyete, oradan mârifete, mârifetten muhabbete, muhabbetten ise ruh huzuruna doğru ilerler, hayatı bir anlam kazanır; bu yolculuk sonunda ahirete ve Allah’ın rızasına ulaşır.

“رَب زدني فيك تحيرا” — “Benim sana olan hayretimi daha da artır” duasının da bir hikmeti de budur. Tefekkür hayreti, hayret ise muhabbeti artırır. O yüzden İslâm’ı duya duya, doya yaşayan bir hak dostu olan Zünnûn el-Mısrî, Kuşeyrî Risâlesinde der ki: “Allah’ı en iyi tanıyan, O’nun hakkında en fazla hayret edendir.”

İşte bu sebeple Kur’ân, insanı göklerin ve yerin yaratılışında tefekküre çağırır; kâinatı bir ilahî kitap gibi okumayı tembihler. Tefekkür, ruh ve aklı sessizce buluşturur, kâinat kitabının kapısını açan anahtar olur; kalbi marifetle, ruhu muhabbetle dirilten ilahî bir nefes olur. Vahyin ışığında eşya okunur; her varlık Allah’ın ismini fısıldar. Bu yolculuk, imandan tevhide, tevhidden teslimiyete, oradan mârifet ve muhabbete uzanır; insanı kemale, hayatı ise rıdvân-î ilâhî ufkuna taşır.

Başlangıcında her şeyi Allah’a bağlama esasına göre planlanmış bir tefekkür, sonsuza kadar sürer; “Evvel” ve “Zâhir”den başlayıp “Âhir” ve “Bâtın”a yönelir. Böyle bir tefekkür hem varlığın şekil ve tecellî yollarını keşfetmeye davet eder hem de gafletin izale salonudur.

İnsan, tefekkürle yaratılışın hikmetini, Allah’ın kudretini ve kendi sorumluluğunu kavrar; böylece tefekkür, sessiz bir bakış, derin bir sükût ve içsel bir uyanış hâline gelir. Necip Fazıl’ın, “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış. Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış” mısralarında ifade ettiği gibi birçok şair, gerçek sanatın Allah’a ulaştıran bir vesile olduğu kanaatini taşır. Şair Karakoç da bunlardan biridir ve bunu şu dizelerinde dile getirir:

“Çıkıp dağlar başına seyretseniz engini

Aşkı, hüsnü hat görürsünüz

Hiçbir kalem çizemez biçimini rengini

Her şeyde sanat üstü sanat görürsünüz.”

Şairin vasiyeti üzerine:

“Ezelin ezelden öncesi vardı

Yine sonsuzluktur sonsuzun ardı

Zaman yumağına bizi kim sardı

Aklını yorarsan beni de çağır.”

Biz de bu çağrıya icabet ederek, şairin vasiyetini yerine getirme arzusuyla varlığı enfusî ve âfakî anlamda tefekküre davet ediyoruz.

Şiir ve Tefekkür

Karakoç’un dizelerinde şiir; duygudur, heyecandır, tefekkürdür, aşktır. Şiiri tefekkür olarak tanımlar. Tefekkür, sadece fanî varlıklarda değil; zaman ve mekân ötesinin ötesine, mutlak varlığa götüren aşkın bir boyuta sahiptir.

Tefekkürü, dünya ve içindekileri ön yargısız kimseler için gerçeğe götüren birer işaret olarak gören şair, tefekkürü hakikate davetiye ve ma’rifet-i ilâhiyyeye vesile sayar.

Bu yaklaşımını şu dörtlüğüyle açıklar:

“Allah’ı arayan dürüst yolcuya,

Kılavuzluk yapar renk renk çiçekler.

Böcekler susuzu götürür suya,

Ve bir gün kapıya gelir gerçekler.”

Tefekkür, rahmet damlalarından rahmet çağlayanına; hikmet huzmelerinden hikmetin güneşine doğru bir çağrıdır.

Varlığın İşaret Dili: Münebbihât

Karakoç, varlığı hakikate açılan işaretler bütünü olarak görür. Bu yüzden mahlûkata hikmet nazarıyla bakmayı tefekkürün esası kabul eder. Çiçeklerden böceklere, tabiatın her unsurunun insanı hakikate götüren bir kılavuz olduğunu vurguya devam eder:

“Allah’ı arayan dürüst yolcuya,

Kılavuzluk yapar renk renk çiçekler…”

Tefekkür: Mutlak Hakikat Arayışı

Şair Karakoç’un arayışında ulaşmak istediği şey, kendi ifadesiyle, “Ey Rabbim! Seni bulayım diye beni uzağa attın; âlemi benim, beni kendin için yarattın” hakikatidir. Bu arayışını şöyle dillendirir:

“Omuzumda sevda yükü, yollarda Seni aradım.

Beste beste, türkü türkü,

Tellerde Seni aradım…”

Karakoç’a göre tefekkür, doğru ile yanlışı ayırt ederek hakikate ulaşma yolculuğudur. Bu yönüyle, Âşık Veysel’in “uzun ince bir yolda gündüz gece gitmek” benzetmesine yaklaşır:

“Uykuları harman ettim, savurdum, bir mübarek düş aradım kırk sene.

Gönül penceremi dünyaya açtım,

Baktım manzaraya, ben benden geçtim…”

Bu dizeler, şairin hakikat için yıllarca çile çektiğini; bununla beraber, okuyanlarını da tefekküre sevk etmeye çalıştığını gösterir. Karakoç’un bu çabasında “Yeryüzünde seyahat ediniz…” (Ankebut, 29/20) ayetinin işaret ettiği görevi yerine getirme gayreti görülür.

Şaire göre mahlûkatın içinde ilahî bir mıknatıs vardır. Varlık, sağlıklı düşünen her insanı Allah’a doğru çeker. Bu sebeple şiir kitaplarından birinin adını “Dosta Doğru” koymuştur:

“İçimde uzayan her yol

Çıkar gider dosta doğru.”

Tasavvufî bir yaklaşımla, tefekkür yolunun sonunda insanın Allah’ta fani oluşunu şöyle anlatır:

“Var olan her şeyi bir çekirdekte,

Onu da Mevlâ’da yitirdim anam.”

Karakoç, “Nereye dönerseniz Allah’ın vechi oradadır” ayetinden ilhamla, varlığın her bir parçasında Allah’a işaret eden bir güzellik bulunduğunu ifade eder:

“Gönül tezgâhında şiir dokudum,

İplik iplik nakışında sen varsın…”

Ona göre Allah’a ulaştırmayan, Ondan gafil bir dünyanın hiçbir kıymeti yoktur:

“Yoksa Rabbinden haberin,

Bildiğin neye yarar ki…”

İnsan: Küçük Bir Kâinat ve En Muhteşem Varlık

Her varlık Allah’a ulaştıracak bir işaret olduğu için tefekküre layıktır. Ancak bu işaretlerin en görkemlisi insandır. Karakoç, kasidelerinde insanı tefekkür edilmesi gereken en değerli varlık olarak vurgular; hatta onu canlı bir kitaba benzetir:

“Her varlık Allah eseri,
İnsan onun şaheseri…”

Bu yaklaşım, Şeyh Galip’in “Hoşça bak zatına…” beytiyle de örtüşür. Şair başka bir yerde insanı şöyle anlatır:

“Canlı bir kitapsın, yazarı Mevlâ,
Açık dur, kitaplar seni okusun.”

Karakoç’ta Tefekkürün Özeti

Onda tefekkür, varlıklarla konuşma ve zihnen temizlenip arınma yoludur; aynı zamanda bir sanattır, duygunun misafiri ve ilhamın davetiyesidir.

Tefekkür, insan için sonu rızaya yükselen manevi bir miraçtır; hikmetle bakmayı öğretir. Onda tefekkür, kuru gönülleri yeşerten damlalardır. Tefekkür, marifeti muhabbete dönüştüren bir iksirdir.

Şairin şu dizeleri, anlatılan bütün tefekkür yolculuğunun veciz bir özetidir:

“Daha bunlar bildiğimin yarısı,
Gelecek mektuba kalsın gerisi…”

Evet, şairin şiirleri adeta “her şey seni hatırlatıyor” demektedir. Onun dizeleri, her şeyden her şeyin sahibine açılan bir yol, aralanan bir pencere, güzellikleri görüp göstermek için sunulmuş bir davetiyedir. Şiirlerini okuduğunuzda gönlünüzün, onun kurduğu manevî çekim alanına girdiğini hissedersiniz.

Bu şiirlerden anlaşıldığı üzere o, sadece bir şair ve edip değil; aynı zamanda bir mütefekkirdir. Bir davetçidir. İnandığı değerleri kendi dünyasının renkleriyle bezeyip, tek bir kişiye bile olsa güzeli fark ettirme gayesiyle sanatını bir araç olarak kullanmış bir gönül insanıdır. Ondaki sanat, inancın kimliğe bürünmüş hâlidir.

1977 Kahramanmaraş doğumluyum. İlahiyat Meslek Dersleri öğretmeniyim. Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürlüğü Din Öğretimi Şubesi’nde görev yapmaktayım.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir