bunun adı kalptir, sen çağlayan belle
duvara bakarken aklı karışan bir adamın kalbi
dağların zirvesinden inmeyen,
alışılmamış sevgilerin adamı
bazen
buruşturulup atılmış bir mendil gibi.
sis basıyor ovayı hikâyenin tam burasında
arkası güneş deseler de inanma
kan dökülmeye ramak kalmıştır
ter dökülmeye
sancılar gece boyu dinmemiş
yeminler edilmiştir binlerce
dünyanın dönenceleri üstüne
bozkırın uyanmasını beklemeden
sevdanın teri dolmuştur göz çukurlarına
çalakalem yazılmamıştır bu tufan
sözlerini hınçla mühürleyen çocuklar olarak
toprağın göğsünden başka yere yaslanılmayacak
her yiğidin harcı değildir çünkü
barut kokan dudakları özlemek
yüreğim kabardıkça şehre süt olacak
çağlayan köprüsünden hiç kimse atlamayacak
sinesinde koyu renkli zindanları uyutan
korkusundandır gölgelerin küstahlığı
onlar asfaltları çok severler
çarık yakışmayan ayakları vardır onların
uykuya dalmakta güçlük çekerler
haksızlıkla kirlenmiştir elleri
tetikle özdeştir senin parmağın
ufuk rengini senden alır
kapkara dişlerinle yemlersin onları
onlarsa bilirler sana muhtaç olduklarını
gizlenmek için güzel kokular sürünürler
sense dünyanın ciğerini bilirsin
bu bir çağlayandır
bazen kalp denilir ona
aklı karışsa da
bir şairin kalbidir o
hep senin için atar
atar atar
