1. Anasayfa
  2. Düşünce

Yetişkin Öğrencilerime Mektup

Yetişkin Öğrencilerime Mektup
0

Çok kıymetli öğrencilerim, Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, izzeti, ikramı, sekîneti üzerinize olsun. Allah sizi sevsin, kendisini ve sevdiklerini sevdirsin, sevdiklerine yakın ve dost etsin. Salat, O’nun kutlu peygamberi Muhammed Mustafa’ya, selam bu mektubu okuyanlara olsun.

Her mezuniyet töreni bende duygusal bir sızı bırakırdı. Aynı sınıfları yıllarca birlikte doldurduğumuz, nice hatıralarımız olan sizlerin okuldan uçuşları dokunurdu bana. Mezuniyetlerinize ve yeni dünyalara yelken açmanıza sevinirken ayrılığa da üzülürdüm. Yıllar sonra birinizle hayatın herhangi bir basamağında karşılaşmak hep heyecanlandırmıştır beni. Kimi zamanda o tesadüfi karşılaşmaları beklemeden sizlere sürprizler yaptım. Bana gönderdiğiniz mektupları ve kartpostalları tekrar sizinle paylaştım. Bazı yazdıklarınızı kitap yaptım, kimisini de kitaplarıma konu ettim. Bir kısmınızın nikâhını kıydım, bir kısmınızın da nikâh şahidi oldum. Torunum kabul ettiğim çocuklarınızla farklı ortamlarda tanışmak nasip oldu. Evlerinize misafir olduk, sofranıza oturduk, evlerimize misafir oldunuz, cirdingiş1 yedik, hingal2 yedik, muhabbet ettik. Önümüzde kocaman kocaman duran yıllar bir solukta geçiverdi. Neredeyse maratonun sonuna geldik. Rabbime hamdolsun benim için yerinme yoktur. Sizlerin, bizim yerlerimizi fazlasıyla dolduracağınızdan da şüphem yoktur.

Dünyayı ve ahireti, maziyi ve istikbali, insanları ve eserlerini konuştuğumuz, nice hayallerin içinde akıp gittiğimiz, nice niyetler ettiğimiz tüm vakitler mazi oldu. Şimdi kiminiz anne, kiminiz baba oldu, hatta torun sevenleriniz bile var. Her meslekte ve farklı görevlerdesiniz. Tek tek ziyaret etmek çayınızı içmek isterdim ama bu muhal gözüküyor. İstedim ki en azından çaylarınızı yudumlarken bu mektubu okuyasınız.

Öğretmenlik hatıralarımı yazdığım “Dün Gibi” isimli kitabımız yayınlandı. Aslında onun içinde hepiniz varsınız. Yarın ve sonraki hayatta benden davacı olmayasınız, “öğretmenimiz bunu bize anlatmamıştı, söylememişti, hatırlatmamıştı, uyarmamıştı” demeyesiniz diye altmış beş yaşıma geldiğim bu günlerde size bir daha yazma ihtiyacı duydum. Elbette çoğu bildiğiniz hatta sizin de sizden sonrakilere anlattığınız hususlar olabilir. İstersen “öğretmenlik hastalığı” de ama yine de yazıyorum. İşine yarayacak bir husus bile olsa, istifade eden bir kişi bile olsa kendimi bahtiyar sayacağım.

Sadreddin Erdebili’nin (1305-1392), Somuncu Baba’dan (1331-1412) başka; Somuncu Baba’nın, Hacı Bayram Veli’den (1352-1430) başka; Hacı Bayram Veli’nin, Akşemseddin’ den (1389-1459) başka; Akşemseddin’in, Fatih Sultan Mehmed’den (1432-1481) başka öğrencileri olmasa onlara yeterdi. Tarihte hayırla anılan bir öğrenci de bana yeter ama o bir öğrenciyi bulabilmek için -şair Fuzuli’nin (1495-1556) dediği gibi:  “Zâyi olmaz gül temennasıyla vermek hâre su”3– binlerce öğrenciye emek vermek gerekiyor. Yine Mecdî’nin (v. 1591) ifade ettiği gibi: “Ve Yar içün her derd-i aġyâre tahammül eylerim. Bir gül-i zıbâ(güzel) içün insan verir bin hâre su.” (Yâr içün ağyâre minnet ettiğim ayb eylemen, bâğbân bir gül içün bin hâre hizmetkâr olur.)

Bir öğrenci için binlercesinin kahrı çekilir mi? Evet çekilir. Bu ifadem yanlış anlaşılmaya! Belki bana hakkını helal etmeyen öğrencim vardır ama benim hakkımı helal etmediğim öğrencim yoktur.

Şimdi alfabetik sıraya göre farklı meşguliyetler içinde olan öğrencilerime son sözümü, buna vasiyet de diyebilirsiniz, yazmaya başlıyorum.

Akademisyen Öğrencilerime:

Hayatta keşke diyecek bir durumum olsaydı, bu akademisyen olamayışım olurdu herhalde. Kısa bir süre üniversite hocalığım oldu ama akademisyenlik nasip olmadı. İbrahim Çeçen Üniversitesi’nde idari görevle bulunduğum süre içinde Türk İslam Edebiyatı, Psikolojiye Giriş, Din Psikolojisi, Bilim Tarihi gibi derslere girdim. İtiraf edeyim ki bu işi çok sevdim. Üniversitede derslere girmenin ve yetişkin öğrencilerle muhatap olmanın hazzının tarifi imkânsız. Öğretmenlik her kademede ayrı güzel ama üniversite öğrencilerinin anlık geri dönüşü ayrı güzel. İlk ve ortaöğretimde öğrencilerin etkileşimi çok daha çabuk ama etkinin silinmesi de çabuk oluyor. Sırtlandığınız mukaddes yükün kıymetini bilmeniz temennisiyle şu an akademisyen olan öğrencilerime kısa hatırlatmalarım olacak.

  • Üniversitede olmak, istikbâli emanet edeceğimiz gençlerin yetişmesine katkı sağlamak büyük nimettir. Allah’ın size bahşettiği bu nimeti unutarak isminizin uzaması sebebiyle şeytan sizi aldatmasın. Kibir, gurur, riya, ucub, süma, benlik ve enaniyet gibi nefsin hastalıklarını açığa vurarak kansere çevirmesin.
  • Nefislerinizi şeytanla arkadaş etmeyin. Bunun için de Allah’ın zikrini ihmal etmemelisiniz. Rabbimiz “Kim Allah’ın zikrini görmezden gelir, yüz çevirir, ondan gafil olursa ona bir şeytan tahsis ederiz, artık (bu şeytan) onun en yakın arkadaşı olur”4 buyurmaktadır. Hain şeytan pusuda yatıyor ve fırsat kolluyor. Maalesef akademisyenleri “benlik”le aldatıyor. Akademisyenlerimizi büyük yapan unvanları değil tevazularıdır. Hiçbir paye Allah’ın lütfettiği “kulluk” payesinden üstün değildir.
  • Siz günümüzün âlimlerisiniz. Hadis diye meşhur olan, Hasan Basri’ye de atfedilen: “Âlimlerin mürekkebi, şehitlerin kanından daha faziletlidir” sözü çok anlamlıdır. Şehitler de bu makamın kıymetini âlimlerden öğrenirler. Cennete ilk peygamberler girecekler. İkinci olarak da ‘âlimler girecektir. Âlimler, Peygamberimizin ifadesiyle toplumun yolunu aydınlatan lambalardır. Âlim deyince sadece benim gibi ilahiyat mezunu olanlar sahiplenmesin. Alanının uzmanı olan ve ilminden istifade edilen tüm hikmet sahibi bilgeler bizim gözümüzde âlimdir.
  • Siz toplumun önderlerisiniz. Şayet toplum düzgünse bu sizin eserinizdir. Yok, eğer toplum bozuksa bu da sizin vebalinizdir. Peygamberimiz (sav) buyurdu ki: “Âlimlere tabi olun. Çünkü onlar dünyanın lambası, ahiretin kandilidir.” 5
  • Sizler toplumunun ruhusunuz. Sizinle toplumlar yaşar veya sizinle ölür. Rabbimiz buyurdu ki: “…kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.”6
  • Ariflerin piri Ebu Hasan Harakânî der ki: “Sabahleyin kalkan âlim ilminin artmasını, zahit zühdünün, tacir ticaretinin fazlalaşmasını ister. Ebu’l Hasan ise bir kardeşinin gönlüne yücelik ulaştırma peşindedir.”7 Bu düşünce, tüm akademisyenlerimizin gayesi olmalı.
  • Üniversitelere kendinizi hapsedip üniversite dışındaki insanlarla iletişiminizi kopartmayasınız. Bilhassa akraba ve komşuları asla unutmamalı. Görevi, makamı, maddi durumu ne olursa olsun çocukluk arkadaşlarımızı unutmamalıyız. Anne-baba haklarına ve onların gönüllerini alma işine azami dikkat etmeliyiz.
  • Mümkün olduğunca geçim ehli, uyumlu olmalıyız. Gereksiz zıtlık yapmamalı ama hakkın müdafaası konusunda da susmamalı, dilsiz şeytan olmaya aday olmamalıyız.
  • Alanınızla ilgili okuyor ve yazıyor olduğunuza inanıyorum. Asıl işimizin Allah’a kulluk olduğu bilinciyle kulluğumuzu güzelleştirecek okumalar da yapmanız gerektiğini unutmamalısınız.
  • Ne kadar bilseniz de birlikte okumalar yapıp sohbet edebileceğiniz bir çay grubunuzun olması muhabbete vesile olacaktır.
  • Akademisyenlik işinin size Allah tarafından verildiğini ve O’nun rızasını kazanabilmek için, insanlık için, İslam Ümmeti için ne yapmanız gerektiğini tefekkür etmeli ve gayret etmelisiniz. Nelere dikkat etmeniz gerektiğinin bilincinde olmalısınız.
  • Medyanın sihirli albenisine kanmayasınız ve birilerine yaranma düşüncesiyle Hak’tan ve hakikatten sapmayasınız.
  • Başkalarının çocuklarıyla ilgilenirken kendi çocuklarınızı, eşinizi ve ailenizi bilhassa aile büyüklerini ihmal etmeyesiniz.
  • Hayallerinizi güzel evler, arabalar ve tatiller değil yeni projeler süslesin.

Son söz olarak bu konuda örnek alınabilecek bazı kişilerden bahsederek konuyu kapatalım.

Herkese örnek olmakla birlikte bilhassa mimar, mühendis, fizikçi, kimyacı, matematik ve geometri ile iştigal eden ve hatta hayvan, bitki ve çevre bilimleriyle uğraşanlara da yol gösterecek olan Mimar Sinan (1489-1588), tüm akademisyenlere ışık tutacaktır. Seyahatleriyle asırları aydınlatan Evliya Çelebi (1614-1684), Ord. Prof. Süheyl Ünver (1898-1986), Doç. Dr. Nureddin Topçu (1909-1975) ve Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu (1935-2015)’nu yakından tanımanız sizin için büyük bir kazanç olacaktır.

Yine ilim erbabının çok harika hatırat kitapları, biyografileri okunmalı ve her akademisyen kendi hatıratını yazmalı diye düşünüyorum.

Sizi Allah’a emanet ediyor, hayırlı ürünlerinizi görmeyi ümit ediyorum. Öbür dünyada hesap zamanı sizin hayırlarınızdan pay almayı umuyorum.

Peşinizi bırakmayan, bırakmaya da niyeti olmayan öğretmeniniz.

Dipnot:

  1. Tavuk etiyle yapılan hamurlu bir Çerkez yemeği
  2. Patatesli, etli ve yumurtalı yapılabilen hamurlu bir Çerkez yemeği
  3. Su Kasidesi,

“Ârızın yâdıyla nem-nâk olsa müjgânım n’ola

Zâyi’ olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su”

  1. Zuhruf, 43/36
  2. Deylemi, el-Firdevs (Beyrut: Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1986) 1/71.
  3. Maide, 5/32
  4. Feridüddin Attar, Tezkireat’ül Evliya, çev. Süleyman Uludağ (İstanbul: Kabalcı Yayınevi), 611.

1963 Kahramanmaraş-Göksun doğumlu. 1984 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1985-2014 yılları arasında öğretmenlik-okutmanlık, okul yöneticiliği, il millî eğitim müdürlüğü ve daire başkanlığı görevlerini ifa etti. Emekli olduğu 2014 yılından itibaren sivil toplum kuruluşlarında görev yapmaktadır. Evli ve biri kız, ikisi erkek olmak üzere üç çocuk babasıdır. bazı çalışmaları: ✓ Asr-ı Saadette Tıp. (Mezuniyet Tezi) ✓ Hafız Ali Efendi ve Mücadelesi. (Müşterek) ✓ Biz Böyle Gördük. (Müşterek) Basılı.​​ * Dua Zamanı Mektuplar. ✓ Kahramanmaraş İmam-Hatip Lisesi’nde yayımlanan “Dost” ve “Gonca” isimli dergilerin yayın kurulunda yer aldı ve yazılar yazdı. ✓ “Heybe”, “Bohça”, “Mezun Duygular”, “Fuyuzat”,"Kulluğun Tadı"  “Sohbetler”, “Seyahatname”, “Rehberlik”, “Anketler” gibi isimlerden oluşan çalışmaları yayımlanmayı beklemektedir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir