1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

Eyyüp Sabırlı Bir Hocamız: Muhittin Açıkgözoğlu

Eyyüp Sabırlı Bir Hocamız: Muhittin Açıkgözoğlu
0

1980’li yıllardı. Şehrin kalaycısından “Şekerci Ali” diye meşhur olan ve en meşhur bakkaliyelerinden birinin bulunduğu caddede; ikindiden sonra caddenin iki tarafına peş peşe sıralanan, kilim desenli, sert minderli sedirleriyle yoğun müşterisi olan kahvehanenin; Hızarcı Metin Usta’nın çam kokulu, cephesi dar, arkası geniş dükkânının; tüfekçi tamirhanesinin, nalburunun ve daha birçok iş yerinin sıralandığı Nizip Uzun Çarşı’da, Kasap Şakir Amca’nın dükkânında tanıdım onu.

O yıllarda beyaz önlüklü bir kasap çırağıydı. Bir gövde etin ancak yarısı bir günde satılırdı. Diğer yarısı ise ev tipi buzdolabının rafları çıkarılarak dolaba konur, ertesi gün yeniden dükkânın camına doğru asılırdı. Öyle ki çoğu zaman kiloyla et alan olmazdı; “250 gram yağlı kıyma”, “300 gram”, “500 gram” diye istenirdi.

Beyaz önlüğüyle et çeken, kıyma yapan Muhittin Açıkgözoğlu ile tanıştığımızda 14-15 yaşlarındaydı. Leylek Camii’ne yakın olması sebebiyle rahmetli Molla Ahmet Bayantemur Hocamız da kasabın müşterisiydi. Hocamız bir gün ona, “Namaz kılıyor musun?” diye sordu. Muhittin, “Kur’an bilmiyorum.” deyince hoca, “İş yerinden çıkınca ve diğer boş vakitlerinde gel, ben sana Kur’an öğretirim.” dedi. Muhittin buna çok sevindi ve Molla Ahmet Hoca ile o günden sonra hiç ayrılmadılar.

Birkaç yıl sonra Cafer Yüce ve ben, Leylek Camii’nde açıköğretim derslerine çalışırken Muhittin Hoca artık usta bir kasap olmuştu. Babası erken yaşta vefat edince annesine karşı çok hassas davranmıştı. Annesine olan sevgisi ve bağlılığı, Veysel Karani Hazretleri’ni hatırlatacak kadar derindi.

İyi bir Müslüman, iyi bir kasap ve iyi bir evlat olan Muhittin Hoca, yeni Nizip Devlet Hastanesi’nin bulunduğu yerdeki et kombinesinde de bir süre çalıştı.

Evlerine yakın olduğu için Hazreti Ebubekir Camii’nde M. Emin Damar Hoca’dan Arapça dersleri aldı. İlkokulu Nizip Yatılı Bölge Okulu’nda okumuştu. Lise mezunu olduğu hâlde, dışarıdan fark derslerini de vererek 1995 yılında Adıyaman İmam Hatip Lisesi’nden de diploma aldı. 1993 yılından itibaren Davet ve Kardeşlik Vakfında aktif olarak görev yapmıştır. İki yıl sonra, 1997’de Araban’ın Sarıtepe köyünde imamlık görevine başladı. Yaklaşık iki buçuk yıl burada görev yaptıktan sonra Nizip’in Gevence Köyü’ne tayin oldu.

Yaklaşık on bir yıl görev yaptığı Gevence Köyü’nde birçok hizmette bulundu. Çok güzel futbol oynaması, gençlerle daha kolay yakınlık kurmasında önemli bir vesileydi. İyi bir Müslüman, iyi bir evlat ve iyi bir kasap olmasının yanı sıra, hayatına iyi bir eş ve iyi bir imam olmayı da ekledi.

1994 yılında evlendiği ve Adıyaman’ın Sarıtepe Köyü’ndeki zorlu yıllarında yanında olan eşinin fedakârlığı, Gevence Köyü’nde de devam etti. Nizip İstiklal Camii’ne geldiğinde dört kız, bir erkek olmak üzere beş çocuk babasıydı. Hayatına iyi bir baba olmayı da hakkını vererek ekledi.

…

1993 yılında hacda kafileyi kaybettiğimiz bir gün, sadece ikimiz kalmıştık. Ben yürümekte zorlanıyordum. Her ne kadar hocaya, “Sen beni bırak, kafileye yetiş.” dediysem de beni bırakmadı. Ayrılmayayım diye elimi sıkıca tuttu ve “Az kaldı, yetiştik.” diyerek beni teselli etti. Arafat’a kadar beni bırakmadı. Çok gayretliydi. İyi özelliklerinden birinin de iyi bir dost ve iyi bir yoldaş olduğunu o gün bir kez daha göstermişti.

2010 yılında Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Bölümü’nden mezun oldu.

2015 yıllarında İstiklal Camii’nde görev yaparken rahatsızlandı. 2016 yılının sonlarında hastalığına teşhis konuldu. Hastalığı, ALS denen; beyin ve omurilikte istemli kas hareketlerini kontrol eden motor sinir hücrelerinin hasar görmesiyle ortaya çıkan ağır bir hastalıktı.

Bu hastalık, 2019 yılında malulen emekli olmasına neden oldu. Daha sonra hastalığının ilerlemesi ve giderek ağırlaşması, onu önce akülü arabaya, ardından yatağa mahkûm etti. Aşama aşama ilerleyen bu çaresiz hastalık, ondaki teslimiyet ve tevekkül duygusunu hiç etkilemedi.

Çok iyi top oynayan, bir koyunu yere yatırıp on dakika içerisinde kesip derisini yüzebilecek kadar güçlü ve maharetli bir pehlivanın nasıl olup da bu hâle geldiğinin hikmetini kimse çözemedi.

“Kim bir Müslüman’ın derdiyle dertlenmezse bizden değildir… Sizin en hayırlınız, insanlara yararlı olanınızdır.” hadisi, hayatının her aşamasında onun için bir kılavuz olmuştu. Bu hadisi âdeta canlı canlı yaşamıştı. Fedakâr bir Müslüman’ın son on yılda yaşadıklarını hiç kimse ona yakıştıramadı. Fakat o, bütün bunları tam bir teslimiyet içerisinde karşıladı.

Hastalığı devam ettikçe hayatı daha da zorlaştı. Önce ayaklarını, sonra ellerini, bacaklarını, omuzlarını, gövdesini yıl yıl kullanamaz hâle geldi. Derken başını bile çeviremeyecek hâle geldi. Buna rağmen sabretti, şükretti, hamdetti. Kendisine gelen ziyaretçilere dahi davasını anlatmaya devam etti. Böylece iyi, sabırlı ve teslimiyet sahibi bir Müslüman olmayı da hayatına ekledi. Tıpkı Hz. Eyyüp gibi.

“Allah’ım, benim günahlarımın bedelini bana bu dünyada ödet, ahirete kalmasın.” diye dua eden bir sahabeye, Allah Resulü, “Sakın böyle dua etmeyin; buna güç getiremezsiniz. Bunun yerine, ‘Allah’ım! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver.’ diye dua edin.” buyurmuştu.

Muhittin Hoca acaba böyle bir duaya cesaret etmiş miydi, diye düşünüyor insan. Belki de bu duaya cesaret eden nadir insanlardan biriydi Muhittin Hocam.

Hikmetini ve sebebini öğrenmek için ahireti bekleyeceğiz. Ancak büyük âlim İmam Şa‘rânî’nin, “İbadetlerin sıkıntıları ve meşakkatleri biter, sevabı kalır; zevklerin lezzeti gider, hesabı ve cezası kalır.” şeklindeki tespitini düşünürsek, bunun için ahireti beklemeye de gerek yok.

Şu an rahmetli Muhittin Hoca’ya sorsalar, çektiği sıkıntıların hepsi bitmiş olacak; bir güne sığmayan ömrünün sıkıntıları geride kalmış, geçmiş olacak. Sabrının, şükrünün ve hamdinin sevapları ise amel defterine yazılacak.

Belki Allah, sevdiği kuluna önce gücünü, sonra yükünü vermiştir. Bilemeyiz.

Müslüm ve Ayneden olma, 01.09.1969 doğumlu Muhittin Açıkgözoğlu, 57 yıllık ömrüne iyi özelliklerinin yanı sıra sabırlı ve fedakâr bir Müslümanlığı da ekleyerek aramızdan ayrıldı.

28 Ağustos 2026 Cuma günü rahmet-i Rahman’a kavuştu.

Kendi el yazısıyla yazdığı Âşık Veysel şiirinden ilk dörtlük:

«“Can bedenden ayrılacak,
Tütmez baca, yanmaz ocak,
Selam olsun kucak kucak,
Dostlar beni hatırlasın.”»

Muhittin Açıkgözoğlu’na ithafen benden cevap

«“Hayata pes etmedin,
Dünyaya heves etmedin,
Aldığın nefesi heba etmedin,
Dostlar seni böyle hatırlıyor.

Yanlışa doğru demedin,
Haramı helal etmedin,
Doğru yoldan vazgeçmedin,
Dostlar seni böyle hatırlıyor.”»

Mekânı cennet olsun.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir