1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

Doğu ve Batı Kültürlerini Birleştiren Yazar: Amin Maalouf

Doğu ve Batı Kültürlerini Birleştiren Yazar: Amin Maalouf
0

Doğu ve Batı kültürleri arasındaki ilişkileri, kimlik ve aidiyet meselelerini eserlerinin merkezine taşıyan Amin Maalouf, Lübnan asıllı Fransız romancı, gazeteci ve deneme yazarıdır. Tarihsel romanları ve denemeleriyle tanınan Maalouf; kimlik, göç, hoşgörü, kültürlerarası ilişkiler ve medeniyetler arasındaki gerilimleri eserlerinde ele alır.

25 Şubat 1949’da Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta doğan Maalouf, çok kültürlü bir aile ortamında büyüdü. Annesi Mısır’da doğmuş, Lübnan kökenli ve Türk asıllı bir aileden geliyordu. Babası ise Lübnanlı gazeteci ve yazar Ruchdi Maalouf’tu. Hristiyan bir ailede yetişen Maalouf, Beyrut’taki Fransız Cizvit okullarında öğrenim gördü. Daha sonra Beyrut Saint Joseph Üniversitesi’nde ekonomi ve sosyoloji eğitimi aldı.

Üniversite eğitiminin ardından gazeteciliğe yönelen Maalouf, Lübnan’ın önemli gazetelerinden An-Naharda çalışmaya başladı. Gazetecilik yaptığı yıllarda Hindistan, Bangladeş, Somali, Kenya, Etiyopya, Yemen ve Cezayir gibi farklı ülkelere giderek savaşları, siyasal çatışmaları ve toplumsal dönüşümleri izledi. Yazılarında bu coğrafyalardaki çatışmaların nedenlerini ve insanların birlikte yaşama imkânlarını ele aldı.

Lübnan’da iç savaşın başlamasının ardından 1976 yılında ailesiyle birlikte Fransa’ya yerleşti. Paris’te gazetecilik çalışmalarını sürdüren Maalouf, daha sonra Jeune Afrique dergisinde yöneticilik ve yazarlık yaptı. Gazetecilikten edebiyata uzanan yazarlık serüveninde tarih, onun eserlerinin temel kaynaklarından biri hâline geldi.

Maalouf’un edebiyat dünyasında tanınmasını sağlayan ilk önemli çalışması, 1983 yılında yayımlanan Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri oldu. Eserde Haçlı Seferleri, dönemin Arap kaynakları ve Arap dünyasının tanıklıkları üzerinden ele alınır. Böylece Batı merkezli anlatıların yanında, aynı tarihsel olaylara farklı bir coğrafyanın ve toplumun gözünden bakma imkânı sunulur.

1986 yılında yayımlanan Afrikalı Leo, Maalouf’un ilk romanıdır. Gerçek tarihsel kişi Hasan el-Vezzan’ın hayatından hareket eden roman; Kuzey Afrika, Akdeniz ve Avrupa arasındaki kültürel ilişkileri, farklı kimlikler arasında gidip gelen bir insanın hayatı üzerinden anlatır. Eser, Maalouf’un tarih ile kurmacayı bir araya getiren kendine özgü anlatımının ilk önemli örneklerinden biri oldu.

1988’de yayımlanan Semerkant ise Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk gibi tarihsel kişiliklerin çevresinde şekillenen bir anlatı kurar. İran ve Orta Asya tarihinin önemli dönemlerini ele alan roman, Maalouf’un Türkçeye çevrilen ve Türkiye’de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan eserlerinden biri oldu.

Maalouf’un sonraki romanları arasında Işık Bahçeleri (1991), Béatrice’ten Sonra Birinci Yüzyıl (1992), Tanios Kayası (1993) ve Doğu’nun Limanları (1996) yer alır. Tanios Kayası, 1993 yılında Fransa’nın en önemli edebiyat ödüllerinden Goncourt Ödülü’ne değer görüldü.

Maalouf’un romanlarında tarihsel kişilerle kurmaca karakterler çoğu zaman aynı anlatı dünyasında buluşur. Tarih, onun eserlerinde yalnızca geçmişi anlatan bir alan değil; günümüz insanının kimlik, aidiyet, göç, çatışma ve birlikte yaşama meselelerini düşünmesini sağlayan bir zemin olarak kullanılır.

Uygarlıkların Batışı

Maalouf, 2019 yılında yayımlanan Uygarlıkların Batışı adlı denemesinde yaklaşık yetmiş yıllık yaşamı boyunca tanıklık ettiği dünyayı ve tarihsel dönüşümleri ele aldı.

Kitapta özellikle doğduğu ve ailesinin köklerinin bulunduğu Lübnan ile Mısır’ın da içinde yer aldığı Doğu Akdeniz dünyasının geçirdiği dönüşümler üzerinde durur. Maalouf, kendi hayatını bir medeniyetin gerileyişiyle ilişkilendirirken yaşadığı döneme yönelik kişisel gözlemlerini de aktarır.

Kitabın başlangıcında, kendi hayatını bir medeniyetin gerileyişinin ortasında doğmuş olmakla ilişkilendiren çarpıcı bir ifade kullanır:

«“Ölmekte olan bir uygarlığın kucağında sağlıklı bir bebek olarak doğdum ve ömrüm boyunca etrafımda olan her şey harap olup giderken övünülecek bir şey yapmadan, suçluluk hissetmeden hayatta kalma duygusuyla yaşadım.”»

Maalouf, hayatını etkileyen tarihsel kırılma noktalarından biri olarak 1967 Arap-İsrail Savaşı’nı öne çıkarır. Özellikle 5 Haziran 1967 tarihini, Arap dünyasının sonraki dönemini etkileyen önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirir.

Bir başka önemli dönüm noktası olarak ise 1979 yılını gösterir. Maalouf’un “büyük dönüş” olarak değerlendirdiği bu dönemde Margaret Thatcher’ın İngiltere’de, Ronald Reagan’ın ise Amerika Birleşik Devletleri’nde temsil ettiği siyasal ve ekonomik dönüşümün yanı sıra İran İslam Devrimi ve başka önemli gelişmeler üzerinde durur.

Kitapta Afganistan, İran İslam Devrimi, Sovyetler Birliği’nin dağılması, Üçüncü Dünyacılık ve 11 Eylül saldırıları gibi birçok tarihsel gelişmenin yanı sıra robotlar, büyük veri ve yapay zekâ gibi teknolojik dönüşümlere de yer verilir.

Maalouf, bütün bu gelişmeleri çoğu zaman karamsar bir çerçevede değerlendirirken geleceğe ilişkin umudunu da korur. İnsanlığın yaşadığı tarihsel tecrübelerden ders çıkarıp çıkaramayacağı ve dünyayı daha doğru bir yöne taşıyacak iradeyi gösterip gösteremeyeceği, kitabın temel soruları arasında yer alır.

Kimlik, aidiyet ve birlikte yaşama

Maalouf’un eserlerinin önemli bir bölümünü kimlik ve aidiyet meselesi oluşturur. Ölümcül Kimlikler adlı denemesinde insanın tek bir kimliğe indirgenmesine karşı çıkar ve farklı aidiyetlerin bir insanın kimliğini aynı anda oluşturabileceği düşüncesini tartışır.

Bu yaklaşım, Maalouf’un kendi hayatıyla da yakından ilişkilidir. Lübnan’da doğması, Arapça ve Fransızca kültürlerin kesiştiği bir ortamda yetişmesi ve daha sonra Fransa’ya yerleşmesi, onun eserlerindeki Doğu-Batı ilişkisini yalnızca dışarıdan gözlemleyen bir yazar değil, iki farklı kültürel dünyanın arasında yaşamış bir isim olarak değerlendirilmesini mümkün kılar.

Maalouf, eserlerini Fransızca kaleme alır. Romanlarında ve denemelerinde özellikle Akdeniz, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrupa arasındaki tarihsel ve kültürel ilişkilerden yararlanır.

2011 yılında Fransız Akademisi’ne seçilen Maalouf, Claude Lévi-Strauss’un daha önce oturduğu 29 numaralı koltuğa geçti. 2012 yılında kabul konuşmasını yaptı. 2023 yılında ise Fransız Akademisi’nin daimî sekreteri seçildi.

Maalouf’un yazarlık çalışmaları günümüzde de devam etmektedir. Fransız Akademisi’nin güncel bibliyografyasında Le Labyrinthe des égarés (2023), Un monde sans boussole (2025) ve Éric Fottorino ile birlikte hazırladığı La Fraternité (2026) de yer almaktadır.

Amin Maalouf’tan Bir Alıntı

«“Binlerce aç insanın karnını doyurabilecek, binlerce yetimin yüzünü güldürecek denli çok parayı nasıl, ne zaman, hiç utanmadan, hesapsızca, yalnızca kendi hoşnutluğunuz için harcadınız? Evler, tarlalar sanki yalnızca sizinmiş gibi davranıyorsunuz.”»

Eserleri

Romanları

– Afrikalı Leo
– Semerkant
– Işık Bahçeleri
– Béatrice’ten Sonra Birinci Yüzyıl
– Tanios Kayası
– Doğu’nun Limanları
– Yüzüncü Ad
– Doğu’dan Uzakta
– Empedokles’in Dostları

Deneme ve kurgu dışı eserleri

– Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri
– Ölümcül Kimlikler
– Çivisi Çıkmış Dünya
– Uygarlıkların Batışı
– 29 Numaralı Koltuğun Hikâyesi – Fransa Tarihinin Dört Yüzyılı
– Labirent – Batı ve Hasımları

Hatırat

– Yolların Başlangıcı

Opera librettoları

– Uzaktan Aşk
– Adriana Mater

11.05.1967     Evli- üç çocuk babası    2003 Uluslararası İslam Bilimleri Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Osmanlı Mimarisi Dalında Master 2001 Şam Üniversitesi Edebiyat ve İnsani Bilimler Fakültesi Basın Yayın ve Gazetecilik Bölümü Mezunu 1996 Şam Üniversitesi Yabancılar Dil Öğrenim Enstitüsü (Birincilikle) 1990 Karaman İmam Hatip Lisesi Mezunu

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir