1. Anasayfa
  2. Belgesel

Kar Gelincikleri

Kar Gelincikleri
0

Yakın Tarih Belgeseli “Teşkilat-ı Mahsusa Alayı’nın Artvin Üzerinden Ardahan Harekâtı”

 

Gelincikler asildir. Boyunlarını eğmezler. Başları hep diktir onların. Kırmızının en kırmızısı onlardadır. Onlar baharın müjdecisidir; yeniden dirilişin, istiklâlin ve istikbâlin habercisidirler. Gelinciklerin hep yeşillikler içinde neşvünema bulduğu sanılır; oysa bazen gelincikler bembeyaz kar örtüsünün üzerinde kızıllıklarını sergilerler. Bu, beyaz ve kırmızının buluşmasıdır. Tıpkı ay yıldızlı al bayraktaki gibi.

Bu hikâye, 1914 yılının aralık ayının son günlerinde karla kaplı Ardanuç-Ardahan dağlarının eteğinde düşmana karşı savaşan Mürettep 8. Alay’da şehit düşen, bembeyaz kar örtüsünü mübarek kanı ile kızıla boyayan isimsiz kahramanların, taze gelinciklerin hikâyesidir.

Türk kara sularına sığınan Alman Goeben ve Breslau (Yavuz ve Midilli) gemilerinin 1914 yılının Ekim ayının 29’unu 30’una bağlayan gece Karadeniz’in kuzeyindeki Rus limanlarına saldırmasının ardından Trablusgarp ve Balkan savaşlarından yeni çıkmış olan Osmanlı İmparatorluğu, yeniden kendini savaşın içerisinde buldu.

Rusların 1 Kasım 1914 günü Doğubayazıt ve Oltu-Narman üzerinden saldırıya geçmeleri ile “Kafkas Cephesi” açıldı. Böylece 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra savaş tazminatı olarak Rusya’ya terk edilen Elviye-i Selâse (Üç Sancak) içinde yer alan Artvin ve çevresi halkı için yeni bir umut ışığı doğdu.

Artvin çevresinde ilk Türk-Rus Savaşı 1 Kasım 1914 günü Melo Hudut Birlikleri’nin Selalet mezrasındaki Rus Birliği üzerine taarruzuyla başlamıştır. Melo Hudut Birliği çevrede “Kara Yüzbaşı” diye anılan İsmail Hakkı Bey emrinde idi. Bu bölük, savaş ilanı sırasında bir süvari yüzbaşısı, emrindeki bir süvari müfrezesi ve bir piyade üsteğmen ile takviyeli duruma getirilmişti.

Osmanlı Devleti’nin Melo Hudut Taburu dışında İşhan, Hod, Sarıgöl, Hopa ve Arhavi’de de hudut taburları mevcuttu. Teşkilat-ı Mahsusa’nın sahil bölgesindeki örgütlenmesinde faaliyet gösteren Yusuf Rıza Bey de kuvvetleriyle Fındıklı’da hazır beklemekteydi.

Ruslar’ın ise Gürcan ve Orucuk köylerinde iki hudut taburu ile Mersevan Dağı’nın Artvin’e bakan yamacındaki Selalet Mezrası’nda ve Kemalpaşa’da birer taburu bulunmaktaydı. Ruslar’ın bir süvari müfrezesi Murgul Küre Köyü’ndeki taş kışlada, biri de Ardanuç ilçe merkezindeki taş kışlada yer almaktaydı.

Melo’daki hudut birliği kumandanı İsmail Hakkı Bey kuvvetlerinin bir kısmı Selalet Mezrası’ndaki Rus Kuvvetlerini püskürtürken, Süvari Yüzbaşı Bekir Bey ve Üsteğmen Suphi Bey de müfrezeleri ile Orucuk Köyü üzerinden Artvin’e doğru harekete geçmişti. Süvari Yüzbaşı Bekir Bey kasım ayı ortalarında Artvin’de yerli halktan ilk hükûmet teşkilatını kurdu.

Bozulup yerlerini bırakan Rus birliklerinden Sırya kesimindeki bölükler Boselt-Gümüşhane köyü üzerinden Şurmak Bağlarına inip Artvin-Selalet birliklerine katılmak üzere Berta Köprüsü’nden Harhan yolunu tutarken Ardanuç Rus müfrezeleri de bunlara katılıyordu.

Türk kuvvetlerinin Artvin’e girişiyle birlikte Rus hükûmet memurları da çekilmekte olan Rus kuvvetlerine katıldılar. Rus kuvvetleri Artvin Köprübaşı mevkiinden Süvet Düzü’ne çekildiler.

Süvari Yüzbaşı Bekir Bey ve Üsteğmen Sübbi Bey Sırya’yı ele geçirince yerli halk da silahlanarak Tıvatket yolu üzerinden Süvet Düzü’ne ulaşarak Rusları güneyden sıkıştırdı.

Rus kuvvetleri bozulup Harhan, Ardanuç, Yalağuzçam yolu ile Ardahan’a çekilince, Süvari Yüzbaşı Bekir Bey ve müfrezesi de Ardanuç kaza merkezi Kale’ye girerek şehri muhafaza altına aldı.

Arkasından Sarıkamış Harekâtı öncesi Artvin üzerinden Ardahan Taarruzu için resmi birlikler ile milis kuvvetleri Ardanuç Kalesi önünde Ruslar’dan kalma iki kışla binası önünde toplanmaya başladı. Erzurum ve Trabzon’dan tedarik edilen silahlar kale önünde yığılırken yerli milis kuvvetlerinin sayısı da gün geçtikçe artıyordu.

Trabzon’dan gelen “Sürmene Çetesi” de bu sırada kaleye ulaşmıştı. Arkasından da Altunoğlu Süleyman Efendi idaresindeki “Hod Çetesi” Ardanuç’a ulaştı.

Gelişmeleri yakından takip eden Erzurum Valisi Tahsin Bey, Şavşatlı Hamşioğlu Necip Bey’i Ardanuç Kaymakam Vekilliğine tayin etti.

Aynı günlerde Alman Topçu Binbaşısı Ştange Bey (Christian August Stange) kuvvetlerine bağlı müfrezeler de 10 Aralık 1914 günü Rize üzerinden Arhavi ve Murgul yoluyla Artvin’e doğru harekete geçti.

İstanbul’dan toplanmış olan 457 kişilik gönüllü kuvveti ile Yakup Cemil Bey de yanındaki Yüzbaşı Halit Bey ile birlikte Trabzon’dan 11 Aralık 1914 günü hareket ederek Arhavi Murgul üzerinden Borçka’ya ulaştı.

Ştange Bey idaresindeki 8. Mürettep Alay daha Artvin’e ulaşmadan birkaç gün önce Şavşat Naçaliyi İvanof jandarmalarını yanına alıp Ardahan’a kaçtı. Kasabadaki hükûmet konağı boş kalınca Hamşioğlu Necip Bey yerlilerden birkaç kişiyi bularak konağı muhafaza altına aldı. Bir hafta sonra da Altunoğlu Süleyman Efendi idaresindeki Hod Çetesi’nden Yusufelili Mustafa Çavuş, Hod’dan Altunoğlu Mahmut ve Ali Onbaşı adlı üç kişi keşif için otuz kişilik silahlı bir grupla Savşat’a geldiler. Halk gelenleri Satleli Kalesi önünde büyük bir sevinçle karşıladı. Merkez Çarşısı bu çetelerin nöbetçileri tarafından muhafaza altına alındı. Bunlar, Şavşat’ta bir hafta kaldıktan sonra geri döndüler. Şavşat halkının “Ermeni çetelerinin Ardahan üzerinden Şavşat’a baskın yapacağı” şeklinde aldıkları haber üzerine, Satleli İstarşinası, Gürnatel Köyü’nden Yusuf Bey etrafında topladığı milis kuvvetleriyle Sahara Geçidi’ni tuttu.

Atabekoğlu Fuat Bey de Şavşat merkezinde kendisi yerli bir idare kurmuş ve Sahara birliklerine takviye kuvvetleri göndermiştir.

Enver Paşa’nın bizzat kumandanlığını üstlendiği Kafkas Cephesi’nde Sarıkamış Harekâtı’na kuzeyden destek sağlamak amacıyla yola çıkan İttihat ve Terakki Fırkası liderlerinden Yakup Cemil Bey ile Alman Binbaşısı Ştange Bey ve Yüzbaşı Halit Bey, Mürettep Teşkilat-ı Mahsusa Alayı ile 21 Aralık 1914 günü akşamı Artvin’e ulaştılar.

Gelenleri Melo Hudut Taburu Kumandanı Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey ve Artvin halkı coşkuyla karşıladı. Aynı gün Erzurum üzerinden Ardanuç’a gelen Dr. Bahaeddin Şakir Bey de Teşkilat-ı Mahsusa gönüllüleriyle birlikte Ardanuç’ta bulunuyordu.

Bu kuvvetlerin 26 Aralık 1914 günü iki ayrı koldan Ardahan üzerine yürüyüşe geçmesinden önce 3. Ordu Kumandanlığı hepsini Alman Binbaşı Ştange Bey komutasında birleştirdi.

Birinci kol Teşkilat-ı Mahsusa Alayı İstanbul gönüllüleri kumandanı Yakup Cemil Bey’in idaresinde Şavşat Sahara Geçidi üzerinden yapılmıştır. Bu kolda Yüzbaşı Halit Bey Mürettep Teşkılat-ı Mahsusa Alayı 2. Tabur Kumandanı olarak görev almıştı. Yine bu kolda Yusufeli, Hod, Şavşat gönüllü milislerinin kumandanlığını da Yusufeli Lusuncur Köyü’nden Hasan Efendioğulları’ndan Molla Sabit Bey üstlenmişti. Molla Sabit Bey’in idaresinde 1500 kadar gönüllü milis mevcuttu.

Ardahan üzerine taarruz eden ikinci kol ise Ardanuç Heva Boğazı, Yalağuzçam geçidi üzerinden gerçekleşmiştir. Bu kolun kumandanlığını Mürettep 8. Alay Kumandanı Alman Binbaşı Ştange Bey yapmaktaydı. Ştange Bey emrinde nizami iki tabur piyade ve bir takım süvari bulunmaktaydı. Ayrıca bu kolda Doktor Bahaeddin Şakir Bey de Teşkilat-ı Mahsusa alayı 1. Tabur kumandanı olarak görev almıştı.

Artvin ve Ardanuç gönüllü milis kuvvetlerinin kumandanlığını üstlenen Artvin Sinkot Köyü’nden Çil Hüseyinoğulları’ndan Kadir Ağa’nın emrinde ise yaklaşık 1000 kişi bulunmaktaydı.

Ayrıca Ardanuç’ta Arevet İstarşını olan Sakarya Köyü’nden Hacı Şaban Efendioğulları’ndan Molla Recep Efendi de emrindeki milis kuvvetleri ile Kadir Ağa’nın yanında yer almıştı. Her iki koldan yürüyüşe geçen bu kuvvetlerin toplamı 4000 kişiyi buluyordu.

Şavşat Sahara Geçidi üzerinden hareket eden Yakup Cemil Bey ve Yüzbaşı Halit Bey kuvvetleri 27 Aralık 1914 günü Ardahan girişinde Sarzep Köyü’ne ulaştılar. 28 Aralık günü bu kuvvetler Kura Nehri üzerindeki Batakköprü’den Ramazan Tabya’ya kadar olan arazide mevzilendiler. O gün akşama kadar Rusların makinalı tüfek ve top ateşi altında Ardahan’a taarruz edildi.

Ardanuç Heva Boğazı-Yalağuzçam Geçidi üzerinden 24 Aralık 1914 günü Ardahan’a yürüyen Ştange Bey kuvvetlerine, Ardanuç köylüleri karları çiğneyerek yol açıyordu. 25/26 Aralık gecesini Heva Köyü’nde geçiren Ştange Bey 27 Aralık günü Yalağuzçam Geçidi’ni aştı. Dr. Bahaeddin Bey komutasındaki bir keşif kolu Türkçe konuşan bir yerli Ermeni casusun kılavuzluğunda ilerlerken Cincorop köyü köprüsü önünde pusuya düşürüldü.

Köy önündeki köprü girişinin karşısında ot yığınları arkasına saklanan Ruslar, askerlerimizi makinalı tüfeklerin çapraz ateşine maruz bıraktılar. İstanbul üzerinden gelen nizami askerlerimiz ile milis kuvvetlerimiz büyük zayiata uğradı. Karın üzeri kıpkırmızı kana bulandı. Kar örtüsü adeta gelincik tarlası gibi oldu.

Ştange Bey kuvvetleri, Rus direnişini yararak 28 Aralık 1914 günü akşamı Ardahan’ı güneyden kuşattı. 29 Aralık günü çok şiddetli çarpışmalar sonucu Rus kuvvetleri cephane depolarını ateşe verdiler. Patlama sesleri arasında göğüs göğüse sokak boğuşmaları yapılıyordu. 29 Aralık gecesi, Yakup Cemil Bey’in kollarını sıvayıp, tabanca elinde ileri atladığı ve savaşçıları teşvik edici sözlerle “Haydi yavrular … Hücum!” diye haykırıp coştuğu görülüyordu.

Bu çarpışmalarda zayiatımız; nizami birliklerimizden 3’ü subay olmak üzere 146 şehit ve 7’si subay olmak üzere 404 yaralı idi.

30 Aralık 1914 günü Ardahan’ın zaptı gerek asker ve gerekse çevre halkı arasında büyük sevinç ve umut uyandırdı. Kuvvetlerimizi sevk ve idare eden kumandanlar İstanbul’a ve tanıdıklarına “Ardahan’dan selamlar” yolladılar. Ne yazık ki bu sevinç ve heyecan uzun sürmedi.

Sarıkamış bozgunu ile geri dönmekte olan ordumuzdan Ardahan’a yeni kuvvetler yetiştirilemediğinden bir Sibir-Kazak Rus Tugayı 3-4 Ocak 1915 gecesi ansızın bir baskınla şehre girdi. Büyük bir karışıklık ve panik ile sabahleyin başlayan sokak boğuşmalarında birçok şehidimiz ve yaralımız düşman elinde kaldı. Kuvvetlerimiz Şavşat ve Ardanuç’a doğru çekilirken Ardahan’dan son çıkan bir artçı bölüğümüz önlerindeki Kazak süvarilerini fark edemedi ve tuzağa düştüler. Rus süvarilerinin aralarında bulunan Ermenilerin, düzgün bir Türkçe ile konuşup: “Ateş etmeyin biz de Türküz!” diye bağırması askerlerimizi aldatmıştı. Silah indirip ayağa kalkan neferlerin tamamı açılan ateş ile vurulmuştu. Bunun üzerine karşı taraftan; “Ateşi kesin, yanlış oldu, onlar da Türk!” sedaları işitilmeye başlandı. Bu sesleri duyup ya da yanlarındaki yaralılara yardım için kalkan askerlerimize tekrar ateş açıldı. Artçı bölüğümüz tamamen mahvedildi. Rus ordusunda bulunan Ermenilerin Türkçe konuşarak aldattığı askerlerimiz Huruç Harekâtı’nı tamamlarken geride 190 şehit, 400 yaralı ile birlikte 1000 kadar esir ve 4 dağ topu bırakmıştı.

Artvin gönüllü kuvvetlerinin kumandanı olan Kadir Ağa 4 Ocak 1915 günü önceki günlerdeki Ardahan savaşlarında yaralanan kardeşinin oğlu Ahmet Ağa’yı görmek üzere tedavi için kaldırıldığı hastaneye gitmişti. Onunla görüşüp ayrılırken kapı önünde vurularak şehit düştü. Hastanede iken Ruslara esir düşen Ahmet Ağa da tedavisi tamamlanmadan Batum’da idam edilmiştir.

Böylece Ardahan elimizden çıkmış, kuvvetlerimiz dağınık ve perişan halde çekilmeye başlamıştır. Çekilme, Ardahan’ı saran Rus kuvvetlerine karşı Huruç Harekâtı şeklinde oldu. Harekattân önce 4000 kişi olan bu kuvvetler çekilme sırasında 2500 kişiye düşmüştür. Ştange Bey kumandasındaki birlikler Yalağuzçam üzerinden Ardanuç’a çekilirken; Şavşat, Yusufeli, Hod gönüllüleri de Şavşat, Ardahan arasındaki Sahara Geçidi’ni tuttular.

Ardahan bozgunu ile Molla Sabit Bey’in emrindeki Yusufeli ve Şavşat gönüllüleri bir yandan Sahara Geçidi’ni, bir yandan da Şavşat Hantuşet Yaylaları arasındaki Mağara Boğazı Geçidi’ni tuttular. Buralarda 1915 yılının Mart ayı sonuna kadar Rus kuvvetlerine karşı şanlı bir direniş yapılmıştır.

Ruslar Heva Boğazı üzerindeki hâkim tepelerden Ardanuç köylerini top ateşine tutuyorlardı. Topların düştüğü yerlerde yangınlar çıkıyor, köyler yanıyordu. Halk ise hayvanlarını dışarıya salarak ve çoluk çocuğuyla panik içinde muhacirlik için Hod-İspir üzerinden Anadolu içlerine doğru yollara koyulmuşlardı.

Göç edenlerin yarıya yakını yollarda açlık, tifo ve tifüsten kırılmış, sağ kalanlar ise Merzifon, Ankara, Afyon ve Bursa’ya kadar gitmişlerdir.

Ruslar Heva Boğazı üzerinden Ardanuç’u ele geçirince, Berta Köprüsü mevkiinde savunma hattı kuran Yüzbaşı Halit Bey, Sahara Geçidi’ni tutan Molla Sabit Bey kuvvetlerinin kendisine katılmasını emretti.

Şavşat savunmasız kalınca Batum Askeri Valisi Şavşat ilçe merkezi Satlel’e geldi, hemen tahkikatlara başladı. İleri gelen kişiler ile savaşa katılanların yakınları Satlel Düzü’nde etrafı tel örgüye alınmış mektep binasına kapatılarak ifadeleri alınıyordu.

Şavşat, Hantuşet köyü üzerinden Ardanuç köylerine gelen Rus kuvvetleri ile Acıelma Tepesi’nin kuzey eteklerinde şiddetli çarpışmalar oldu.

Ardanuçlu yerli milis kuvvetleriyle birlikte Acıelma direnişinde büyük kahramanlıklar gösteren Şavşatlı Şevki Bey de maiyetindeki 30 kişi ile birlikte geri çekilmek zorunda kaldı. Ruslar Acıelma Tepesi’ne yerleştirdikleri toplarla Ardanuç’un kuzeyindeki köyleri ateşe verdiler. Halk panik içinde Hod ve Melo üzerinden Yusufeli kesimine doğru kaçıyordu. Köylere inen Ruslar terk edilen evleri ateşe verdiler.

Binbaşı Ştange Bey 16 Ocak 1915 günü Ardanuç üzerinden Artvin’e geçti. Rus kuvvetlerinin Karadeniz kıyılarında artan baskısı üzerine Ştange Bey Murgul-Arhavi kesimlerine gitti. Yakup Cemil Bey de buradaki görevinden alındığı için Erzurum’a gittiğinden, Ardanuç-Acıelma gönüllüleri de Bahaeddin Şakir Bey’in emrinde kaldı. Bu gönüllüler Ardanuç’ta Vashet Tepesi’nin Kömürsırtı mevkiinde mevzilenerek Ruslarla şiddetli çarpışmalar yaptı.

Yüzbaşı Halit Bey de Ardanuç’u Artvin’e bağlayan Harhan yolu üzerinde eski Rus karakol binası olan “Sabunet Postası”nı karargâh yaparak burada 1 ay kaldı.

Murgul-Hatila arasındaki dağlık arazide Rus kuvvetlerine karşı yapılan şiddetli çarpışmalarda, başta Ardanuç Naldöken Köyü’nden Kahyaoğulları’ndan Şükrü Bey olmak üzere birçok şehit verildikten sonra direnişçiler Artvin’e çekilmişlerdir.

Ruslar 20 Mart 1915’te başlattıkları taarruzla Artvin’e yüklendiler. Rus kuvvetleri Batum-Artvin-Ardanuç şosesi üzerindeki İrsa Köyü’ne girip evleri ateşe verdikten sonra Artvin’i gören Sinkot Köyü üzerindeki hâkim tepeye yerleştirdikleri toplarla Artvin şehrini dövmeye başladılar. O gün mezralar yolu ile Mersevan Dağı’ndan Yusufeli’ne göçmekte olan muhacir kafileleri yoğun top ateşi altında yollarına devam ettiler.

Binbaşı Ştange Bey şehri boşaltıp Melo’ya çekildiğinden Ruslar 27 Mart 1915 günü Artvin’e girdiler. Ştange Bey hastalanarak kumandanlıktan ayrılınca, Bahaeddin Şakir Bey de ayrılıp Erzurum’a gitti. Resmi birlikler ile yerli gönüllü kuvvetler “Çoruh Müfrezesi” adı ile, Binbaşılığa yükselen Halit Bey emrine verildi. Halit Bey, 45 taburluk düşman ordusu karşısında Karadağ Geçidi-Damlakürün mevkii çizgisinde bir yıla yakın kahramanca savunma yaptı.

Emekli Jandarma Binbaşı Yusuf Rıza Bey de Teşkilat-ı Mahsusa kuvvetleri ile Arhavi ve Hopa’da Rus kuvvetlerine karşı şiddetli bir direniş göstermesine rağmen 22 Şubat 1915 günü Borçka’ya çekilmek zorunda kaldı. Ruslar 20 Şubat 1915 günü Hopa’yı işgal ettiler. 14 Mart 1915 günü Arhavi de işgal edildi. 16 Şubat 1916’da Erzurum, 3 Mart 1916’da Bitlis, 18 Nisan 1916’da Trabzon, 15 Temmuz 1916’da Bayburt, 20 Temmuz 1916’da Gümüşhane ve 25 Temmuz 1916’da da Erzincan Ruslar tarafından işgal edildi.

Şanlı Çanakkale Zaferi üzerine müttefiklerinden yardım alamayan Rusya’da Bolşevik İhtilali yayılınca Osmanlı Hükûmeti kolordulara verdiği emirle Ruslarla savaşa 10 gün süreyle ara verilmesini istemişti. Ruslarla 18 Aralık 1917’de Erzincan Mütarekesi imzalanmış, 1918 yılı Ocak ayı içerisinde Ruslar çekilmiş, yalnızca bazı subaylar mütareke heyetinde memur olarak kalmıştı.

Bundan sonra Osmanlı Ordusu Erzincan-Erzurum çizgisinde kalan Ermeni birlikleriyle savaşacaktır. Bugünlerde 1. Kafkas Kolordusu Kumandanı bulunan Kazım Karabekir Paşa Erzincan-Erzurum doğrultusunda; 2. Kafkas Kolordusu da Yakup Şevki Paşa kumandasında Bayburt-Trabzon cephesine yürüme emri almıştı.

Çarlık Hükûmeti, Birinci Dünya Savaşı başlar başlamaz kendileriyle iş birliği yapan Ermenilere işgal edilen Türk şehirlerinden bazılarının idaresini vermiş ve bu şekilde kurulması düşünülen Ermenistan için ilk adımı atmıştı. Bolşevik Ruslar da aynı yolda yürüyor ve 7 Aralık 1917’de yayımladıkları bir beyanname ile Doğu Anadolu’nun Ermenilere verileceğini açıklıyorlardı.

Ancak Rus Cephesi gerisindeki anarşiyi fırsat sayan Osmanlı Hükûmeti 14 Şubat 1918’de Erzincan Mütarekesi’ni bozdu ve ordusunu doğuya doğru harekete geçirdi. Bu durum karşısında Rus Kuvvetleri ve onlarla gelmiş olan Ermeniler de çekilmeye başladılar. Fakat bu çekilme sırasında Ermeniler Türk kasaba ve köylerinde yağma, talan, işkence, ev yakma, ırza geçme ve insan öldürme olaylarını korkunç suretle artırdılar. 26 Şubat 1918’de Erzincan geri alındığı vakit tüyler ürpertici manzaralarla karşılaşıldı. Çünkü burada Ermenilerin birçok Türk’ü kuyulara atıp boğduğu, birçoğunu kilise meydanına doldurduktan sonra öldürdüğü, bir kısmını da evleriyle birlikte yaktıkları görülmüştü. Öldürülenlerin sayısı binden fazlaydı. Bundan başka Erzurum’a çekilen Ermeniler yol boyunca bütün Türk köylerini yakıyor ve halkını da öldürüyorlardı.

26 Şubat 1918 günü Ermeniler Erzurum’da 3000 Türk’ü katlettiler. Bir an geldi ki yapılanlara düşmanlar bile dayanamaz oldu. Rus işgal kumandanı bütün bu hallere son verilmediği takdirde Müslüman ahaliye silah dağıtmak mecburiyetinde kalacağını açıkladı.

Sözün kısası Ermeniler, bulundukları yerlerde eşine başka yerlerde ve başka milletlerin tarihlerinde rastlanmayan kötülükler yaptılar.  Onların bu kanlı macerası, Osmanlı ordularının 1914 Osmanlı-Rus sınırlarına varmalarıyla ancak sona erebildi.

Kazım Karabekir Paşa’nın müfrezelerinden biri Ermeniler üzerine hareketle 23 Şubat 1918’de Tercan’ı ele geçirdi.

Ruslarla 3 Mart 1918’de Brest-Litovsk Antlaşması imzalandı. Polonya’nın Brest-Litovsk şehrinde imzalanan bu Türk-Rus antlaşmasına göre Doğu Anadolu vilayetleri ve bu arada Kars, Ardahan ve Batum sancakları boşaltılacaktı. 14 Temmuz 1918’de Üç Sancak’ta başlayan plebisit sonuçları ağustosun ikinci haftasında açıklandı. Halk oylaması sonunda Müslüman ahalinin çok büyük çoğunluğu teşkil etmesi ve “Evet” demesi ile Elviye-i Selase’nin Türkiye’ye ilhakı kesinleşmiş oldu.

Üç Sancak’ın anavatana katılma mazbatasını Ardahanlı Hamşioğlu Rasim Bey başkanlığında Tortum üzerinden İstanbul’a giden 20 küsur temsilciden kurulu Elviye-i Selase heyeti tahta yeni çıkmış olan Sultan Mehmet Vahidüddin’e 15 Ağustos 1918 günü Dolmabahçe Sarayı’nda takdim etmişlerdir.

Kazım Karabekir Paşa, 12 Mart 1918 günü Erzurum’a girdi. Kolordu Karargâhı Erzurum’da kurulduktan bir hafta sonra Narman ele geçirildi. Mart sonlarına doğru Artvin, Borçka, Ardanuç ve Şavşat kazaları ele geçirilerek burada yeniden Türk idaresi kurulmuştur. 5 Nisan 1918’de Sarıkamış Ermenilerden kurtarıldı. 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Rusya’ya bırakılan Ahıska ve Ahılkelek halkı da 13 Nisan 1918’de aldıkları toplu bir kararla yani Sovyetlerin ilan ettikleri otodeterminasyon hakkından yararlanarak Türkiye’ye katılmak istediklerini bildirdiler. Ahıska halkı eski Çoruh Müfrezesi Kumandanı Halit Bey idaresinde gelen 3. Fırka’yı sevinç gözyaşları ile bağırlarına basmışlardır. 14 Nisan 1918’de Türk kıtaları Gürcülerin mukavemetini kırarak Batum Sancağını ele geçirdi. 25 Nisan 1918’de de Kars Sancağı ve Kalesi Türk askerleri tarafından geri alınarak burada 40 yıl 5 ay 25 gün süren düşman istilasına son verilmiş oldu.

Nuri Paşa kumandası altındaki Kafkas İslâm Ordusu 25 Mayıs 1918’de Gence’yi, 15 Eylül 1918’de de Bakü’yü ele geçirdi.

Ne var ki, Birinci Dünya Savaşı’nın son yılında durum İttifak Devletleri aleyhine kötüleşti. Bulgarlar ve Almanlar savaştan çekilince Talat Paşa kabinesi de 8 Ekim 1918’de istifa etti. Kurulan Ahmet İzzet Paşa Hükümeti İtilaf Devletleri’yle 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’ni imzalayınca savaş sona ermiş sayılıyordu. Ancak asıl savaş bundan sonra başlayacaktı. İşgallere boyun eğmeyen, asil bir milletin kıyama kalktığı bir kutlu mücadele başlayacaktı: Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışıyla birlikte alevlenen İstiklal Savaşı mücadelesi.

Halit ÖZDEMİR 1956 yılında Ardanuç’ta dünyaya geldi. İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Ardanuç’ta bitirdi. 1977’de Erzurum Kâzım Karabekir Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümünden mezun oldu. 1992’de Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünden lisans diploması aldı. Artvin İmam Hatip Lisesi ve Ardanuç Lisesinde tarih öğretmeni olarak görev yaptı. 2003 yılında emekli oldu. Evli ve üç çocuk babasıdır. Yerel ve ulusal süreli yayınlarda yazıları yayımlandı. Radyo ve televizyonlarda mülakatlarına yer verildi. “Türk Tarihinde Edebî Fıkralar ve Nükteler (1981)”, “Bekleyiş (1987-Piyes), “Cumhuriyet Öncesi ve Cumhuriyet Döneminde Artvin’de Eğitim” (Komisyon-1999), Artvin 2000 (1999-Tarih bölümü), “2000’de Ardanuç” (2000) ile “Artvin Tarihi (2001)” yazarın yayımlanmış kitaplarıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir