1. Anasayfa
  2. Düşünce

Kitap Beyi ve Kitap Sultanı

Kitap Beyi ve Kitap Sultanı
0

Bu ifadeler de nereden çıktı, diyeceksiniz. Onlar gerçekten bir anda aklıma geliverdi. Bana göre yakıştı da. Gündemde değildi, ama bundan sonra gündemde olabilir. Durun, bunu anlatmalıyım:

Geçtiğimiz günlerde Akhisar’da bir kitap kahve salonundaydım. Salonun adı, kitap kafe değil, kitap kahve; bu, önemli bir detay. Giderken kimlerle karşılaşacağım konusunda da bilgilendirilmemiştim. İçeri girince on beş yirmi kadar çocukla karşılaştım. Hepsi de beşinci sınıf öğrencisiymiş. Salonla, bir sınıf öğretmeni ilgileniyordu. Çocukların velilerinin rızası alındıktan sonra buraya gelmeleri sağlanmış. Hepsinin önünde birer kitap vardı. Yani oraya kitap okumak amacıyla gelmişlerdi. Bir program dâhilinde bu eylemlerine devam edeceklermiş. Önümdeki manzara bana bir deyimi hatırlattı. Bu deyim, çok kitap okuyanlar için kullanılıyordu: kitap kurdu.

Deyimi duymamış olabilirlerdi. Onlara önce bir anımı anlattım.

Babam, gezgin bir bakkaldı. Haftanın dört gününde çevremizde bulunan köylere gider, birer gün oralarda dükkânından götürdüğü eşyaları satardı. Geceleri de köy odalarında konaklardı. Perşembe akşamı eve gelince, önce ruhi ve bedeni ihtiyaçlarını giderir, sonra da gaz lambası altında eski harflerle basılmış bazı tarih ve tefsir kitaplarından birini açar, biraz okurdu. Bu kitaplardan aklımda kalanlar Taberi tarihi, Tıbyan tefsiri veya Tarikat-i Muhammediye idi. O, bana göre tam bir kitap kurduydu. Onun zaman zaman okuduğu bir kitap şimdi kitaplığımda ve sayfalarının kenarları neredeyse lime lime olmuş. Onu kurtçuklar değil, babamın elleri o hâle getirmişti. O, okuduğu kitabın sayfalarını çevirdikçe sayfalar yıpranmış, cildi de iyice dağılmıştı.

Ben onun için, babam için kitabi bir adamdı, diyorum. Kitapta görmediği bir bilgiyi kesinlikle kabul etmezdi. Özellikle dini konularda elindeki kitapları tarar, merak ettiği bilgiye ulaşmaya çalışırdı.

Bizim medeniyetimiz de bir kitap medeniyetiydi. Bütün faaliyetler kitabımıza uygun olmak durumundaydı. Bunu da vurgulamak gerekiyor.

Bendeniz de bir kitap kurdu sayılabilirdim. Bir zamanlar kaleme aldığım Ben de Öğretmendim adlı kitabımda kitaplarla ilgili şöyle ifadelere yer vermiştim: “Benim için kitaplar gerçekten çok kıymetliydi, aziz varlıklardı. Onlar, bizim en yakın ve en sadık dostlarımızdı. Onların birkaç tanesi daima çantamızda ikamet eder, istediğimiz zaman karşımıza geçer, bize en gerekli bilgileri vermekten öte, sinirlerimizi yatıştırır, gönlümüzü alır, yalnızlığımızı giderirdi. Evimizde de elimizden tutar, bizi başköşeye oturtur, hayat boyu başköşede olmanın ağırlığını kazanmamıza katkıda bulunurdu. İnsan onları sevmez de ne yapar!”

Ayrıca salonda kitap okuma konusunda başıma gelen bazı olaylar da anlatarak, kitap kurdu ifadesinin daha net anlaşılmasını sağlamaya çalışmıştım. Ama babam gibi tekrar tekrar okuma yapmadığım için okuduğum kitapların bazıları da yıpranmıştı ama lime lime de olmamıştı. Dolayısıyla kitaplarım kitaplığımda sağlam şekilde duruyorlardı.

Yani kitapları okuya okuya eskiten değil, çok kitap okuyan kişiler için de kitap kurdu demek gerekiyordu. Galiba günümüzde kitap kurdu demek, böyle bir anlama geliyordu.

Çocukların bu okuma eylemiyle ilgilenen öğretmen, ellişer kitap okumalarını hedeflediklerini ifade etti. Bu, gerçekleştirilebilirse büyük bir başarı elde edilmiş olacaktı. Bendeniz de eğer hedefe ulaşılabilirse, bu başarıyı kutlamak için aynı kitap kahveye beş yüz elli kilometre yolu teperek gelmek istediğimi belirttim. O zaman kendilerine kitaplarımdan imzalayarak zarif birer ödül sözü de verdim.

Bu arada bir de önemli bir karar aldım: Onlara hedefe ulaştıklarında kitap kurdu değil, kitap beyi ve kitap sultanı diyeceğimi vadettim. Hatta şimdiden onlara bu adlandırmayı lâyık gördüğümü belirttim. Evet, böyle bir hedefe kilitlenmiş oldukları için daha şimdiden birer kitap beyi ve kitap sultanı olduklarını açıkladım. Benim indimde erkekler birer kitap beyi, kızlar da kitap sultanıydı.

Bana göre kitap kurdu anlaşılmış olmalıydı; ama kitap beyi ve kitap sultanı anlaşılmış veya benimsenmiş miydi, bunu bilme şansım yok. Çünkü bir deyimin gerçekleşmesi asırları alıyor. Bense bir çırpıda bunu söyleyiverdim. Gerçi arada internet denilen bir oyunbozan da var, ama biz yine de Akhisar’daki öğretmen arkadaşımın gayretleri ile kitap cephesinin kazanmasını bütün kalbimizle istiyor ve destekliyoruz.

Bir kitap uygarlığının ferdi olarak tavrımız kitaptan yana. Kitap dostlarımızın kazanması en büyük dileğimiz.

1953 yılında Balıkesir/Sındırgı’nın Kürendere köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde, orta ve liseyi Balıkesir’de okudu. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1976 yılında bitirdi. Uzun süre, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak çalıştı. Öğretmenliğinin yanı sıra akademik çalışmalarını da sürdürdü. ‘Divan Edebiyatı Üzerine Tartışmalar (1930-1940)’ konulu Doktora tezini, M. Orhan Okay yönetiminde 1989 yılında tamamladı. Mavera, Kayıtlar, Yedi İklim ve Hece başta olmak üzere çeşitli dergilerde çağdaş Türk Edebiyatı ve Divan Edebiyatı alanlarıyla ilgili inceleme, araştırma ve kültürel denemelerini yayımladı. Yeni Devir gazetesinin kültür-sanat sayfasında deneme ve şiir çalışmaları yer aldı. Divan Edebiyatı Üzerine Tartışmalar, 1996 yılında Beyan Yayınları, daha sonra da 2016 yılında Akademik Kitaplar arasında yayımlandı. Leyla ve Mecnun Romanı araştırma kitabı, 2000 yılında Kültür Bakanlığı, 2011 yılında Akçağ Yayınları, 2020 yılında da Akademik Kitaplar arasında yayımlandı. Necip Fazıl’ın Çilesi, 2015, 2018, 2019 ve 2021 yıllarında Hece Yayınları arasında 4 kez yayımlandı. Ben de Öğretmendim adlı anıları 2021 yılında Çıra yayınları arasında çıktı. Aynı yıl Türkiye Yazarlar Birliği Hatıra ödülünü aldı. Bu Toprakların Edebiyatı kitabı, 2021 yılında Hece yayınları arasında çıktı. Türk Romanının Derin Kökleri adlı çalışması 2022 yılında Akademik Kitaplar yayınları tarafından yayımlandı. Baba adlı anlatı kitabı 2024 yılında Uzam yayınları arasında yayımlandı. 1993 yılından itibaren Kırıkkale, Doğu Akdeniz (KKTC), Mirza Uluğbey (Özbekistan), Kazan (Tataristan) ve Halep (Suriye) Üniversitelerinde Öğretim Üyesi olarak çalıştı. TBMM Genel Sekreterlik Müşaviri olarak görevini sürdürmekte iken TİKA’nın akademik dergisi olan Avrasya Etüdleri’nin editörlüğünü yürüttü. 10.12.2018 tarihi itibariyle yaş haddinden emekliye ayrıldı

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir