Bu fotoğrafı 16 Mayıs 2026 Cumartesi günü saat 14.46’da Konya’da çektim. İplikçi Camiinin şadırvanına yaklaşabilmek için çeşitli yaşlarda on beş kadar çarşaflı hanımın oradan uzaklaşmalarını beklemem gerekti. Şadırvanın sütunlarına birerli ikişerli yanaşarak, yaslanarak fotoğraf çektiriyorlardı. Neşeli ve konuşkandılar. Belli ki şehre dışarıdan gelmişlerdi ve giderken anıların yanı sıra görüntü de götürmek istiyorlardı.
Şadırvan mermerindeki muslukların arasına belli aralıklarla yapıştırılmış bu duyurunun altında herhangi bir kişinin veya kurumun imzası yoktu. Belli ki, bu müjdeli haberleri öğrenen bazı Müslümanlar ondan haberdar olmayan başka Müslümanlara duyurmayı gerekli görmüşler ve çoğaltıp buraya yapıştırmışlar. O gün, orada “Allah onlardan bu gayret, himmet ve hizmetlerinden dolayı razı olsun!” demediğimi şimdi bu yazıyı yazarken hatırladım.
Neden böyle oldu? Bediüzzaman Said Nursî’nin “Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil!” sözünü hatırladığım için olabilir. Terğîb (iyiliğe özendirme) veya terhib (kötülükten sakındırma) gibi görünüşte olumlu görünen bir kasıtla hadis uyduranlara İslâm âlimlerinin şiddetle karşı çıkmış olduklarını bilmem ve burada yazılı olan hadislerin de o mevzu hadislerden olabileceğini zannetmem yüzünden de olabilir.
Görüldüğü gibi duyuruda abdest alırken edilecek dualardan söz edilmiyor. Abdest aldıktan sonra okunacaklar ve karşılıkları yazılmış ve gerek dil ve anlatım gerekse yazım ve noktalama bakımından hayli kusurlu yazılmış.
Çocukluğumda bana abdest alırken Âmentü’yü okumam öğretilmiş, abdestten sonra da Kadr sûresini okumanın iyi olacağı söylenmiş idi. Bunu ailemden mi hocalardan mı öğrendiğimi hatırlamıyorum ama bunları elimden geldiğince uygulayageldim. Abdestten sonra Kadr sûresini bir kez okuduğum için “Sıddîklar” zümresine dâhi olacağım müjdesine eklenmiş olan iki kez okuyarak “Şehidler” zümresine katılmak, üç kez okuyarak “Peygamberlerle haşrolmak” hususunda ciddî bir tereddüd içindeyim.
Neden? Kitabımızda cennete girecekler hakkında esasen iki ölçü öne çıkıyor:
- İman: riyadan nifaktan ucübden kibirden arınmış, temiz ve güçlü bir inanç, sâlim bir teslimiyet hâli.
- Sâlih amel: Sâlih amel, düzgün iş, sağlam davranış, dürüst yaşamak, ikiyüzlülük ve kaypaklıktan uzak durmak; hakka hukuka eşitliğe adalete rızaya her zaman ve her şartta riayet etmek gibi çok önemli ve kapsamlı bir yol. Sırat-ı müstakîm: zikzaksız, dolambaçsız, hilesiz hurdasız, açık ve aydınlık bir yol. Sebîlü’r-reşâd: olgunluğun, erginliğin, yetkinliğin, yeterliğin, yetişkinliğin, temyiz yeteneğinin güven veren ve güven duyulan, özveriyle yürünen ve sonsuzluğa açılan caddesi.
Dualar, ezkâr, evrâd ancak bu iki temel sağlam ise semeredâr olur. Aksi takdirde…
