1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Dünyayı Deliler Değiştirir

Dünyayı Deliler Değiştirir

Aslında hayatta mutlu olanın, istediklerini elde edenin, mevcut düzen ve statükonun değişmesini istemesi imkânsızdır. Çünkü ona bu imkânları sunan, mevcut statükodur. Eğer onlardan kaygı belirten ifadeler çıkıyorsa bilin ki kastettikleri sadece mevcut konumlarının sarsılma endişesidir, yoksa yenilik yapma değildir.

Nice yenilik yapma, devrim yapma iddiasıyla yönetime talip olup etkili makamlara gelenler, bir süre sonra yönetimin yılmaz savunucusu olup, statükonun değişimine yönelik tüm talepleri ihanet ve yanlış yolda olmak olarak yaftalayacaktır. Çünkü dün karşı çıktığı statükonun sağladığı konum ve çarpıklıklar artık onun hizmetine girmiştir. Bu nedenle dönüşüm ve değişim talebi ile iktidara talip olanların istenilen dönüşümü yapmamalarının temel nedeni, mevcut çarpıklıktan nemalanmalarıdır.

Devrim ve değişimi deliler yapar dedik…

Hatta hastalar yapar…

Mutsuzlar yapar…

Sadistler, şizofrenler ve her türlü sıra dışı insanlar değişimi yapar.

Çünkü onlar belki de sistemin hasta ettiği insanlardır.

Sistem, varlığını sürdürmek istiyorsa bu kitleleri kontrol altına almalıdır.

Aslında sistem de tehlikenin nereden geleceğinin farkındadır ve bu kitleyi kontrol altına almanın alt yapısını hazırlamıştır.

Bunlar: Mahkemeler, yargı ve kolluk kuvvetleri, hapishaneler, din adamları ve dinî kurumlar, hastaneler, tımarhaneler, psikologlar ve psikiyatriler, okullar…

Evet, sistem bu tür aykırı insanları, tehlikeli insanları kontrol altına alarak varlığını sürdürmeye çalışır ama adaletsizlik ayyuka çıktığında, halk yığınlarının ekmeği kesildiğinde yenilmek mukadder olur.

Fakat sistem direnişini sürdürür. Halk yığınlarını aldatıcı hazlar veya kavgaların içine sürükler. Mesela kadın konusu en çok başvurdukları yöntemlerden birisidir. Kadını dışarı salar ve onlara geniş yetkiler vererek insanlığı ifsat etmeye çalışır. Kadın, sistemin koruyucu supapları olarak her zaman yedek kulübesinde beklemektedir. Çünkü delilerin bile dikkatini kadınla dağıtabilirler. Anlık dağılmış dikkat, sisteme tahmin edemeyeceği kadar uzun bir ömür vermiş olur.

Deliler sistemi değiştirir.

Örneğin tüm filozoflar biraz kaçıktır.

Savaş kahramanları aslında barış döneminde birer psikopat ve sadisttirler (Lütfen bunu kişiselleştirmeyelim ve genellemeyelim.) ama savaşta bu duygu, bir kahramanlığa evrilir.

Din adamlarının birçoğu kibirli, cenneti kendileri garantilemiş ve diğer insanları cehennemden kurtarmaya çalışan melekler olarak görürler kendilerini.

Askerler, zaten biz olmasak siz olmazsınız ve yok olursunuz der ama bir savaş zamanında tüm yükü de o küçümsedikleri yığınlar çeker, barış zamanındaysa nimetleri onlar yaşar…

Fobileri, korkuları olanlar; bilim adamı olurlar.

Takıntısı olanlar; bir konuyu çözmeden bırakmayan analistler, uzmanlar ve yetişmiş elemanlar olurlar.

Simetri hastaları; ressam, mimar ve tasarımcı olurlar.

Şizofrenler; âşık olurlar, şair olurlar, edebiyatçı olurlar, sanatçı olurlar…

Paranoyaklar; iyi iş adamı, girişimci ve hesapçı olurlar…

Egoist ve benciller; iyi siyasetçi, politikacı ve hatip olurlar.

Bunları artırabiliriz.

Yani bugünün psikologlarının tedavi etmeye çalıştıkları tüm hastalıklar aslında toplumu ileri taşıyan aykırı tiplerdir. Bunları tedavi etmeye çalışmak, mevcut statükonun devamı için ön görülür.

İnsanlar hastadır, hasta olmalıdır. Sağlıklı olmak, sorunsuz olmak, mutlu ve huzurlu olmak aslında hastalıktır. Çünkü çevremizde bu kadar adaletsizlik, zulüm, savaş ve insan haklarına aykırılık varken birilerinin mutlu, huzurlu ve sorunsuz olması onun kalpsiz, melekesiz ve duygusuz olduğunu gösterir ki asıl tedavi edilmesi gereken nokta budur.

Tasavvufsa insanda var olan bu fıtri aykırılıkları yok etme değil, olumlu yöne kanalize etme harekâtıdır. Zıddına inkılâp etmedir. Onu da başka bir yazıda anlatırız inşallah.

Araştırmacı-yazar. 31 Aralık 1968 tarihinde Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğdu. Aslen Diyarbakırlıdır ve ülkemiz alimlerinden merhum Muhammed Emin Er'in oğludur. Babasının yanında dinî ve Arabi ilimler okuyup ilmî ve amelî icazet aldı. Gaziantep'te Aliye Ömer Battal İlkokulu (1981) ve Gaziantep İmam Hatip Lisesi (1984)'ni, sonra Ankara Mimar Sinan Lisesini (1988) bitirdi. Daha sonra Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ve Medine İslam Üniversitesi Arap Dili Bölümünde yüksek öğrenim gördü. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İslam Tarihi ve Sanatları bölümünde "İslam Tarihi ve Sanatları / Emeviler Döneminde İlim" konulu teziyle master programını tamamladı. Yüksek tahsilinin ardından çeşitli okullarda öğretmen ve idareci olarak görev yaptı, özel sektörde kendi işiyle meşgul oldu. İbrahim Halil Er'in ilk yazısı 1986'da Edebiyat dergisinde yayımlanan bir kitap tanıtımıydı. Sonraki yıllarda yazıları; Millî Gazete, İstiklal Gazetesi, Milat Gazetesi ile Anadolu Gençlik, Genç İstikbal, Gülistan ve Milli Şuur dergilerinde yer aldı. Hedef Radyo ve Kanal 5 Televizyonunda Programlar yaptı. Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi, Öğ-Der, Şuurlu Öğretmenler Derneği (Yönetim Kurulu), Öz-Der, Özel Öğretim Derneği (Yönetim Kurulu), Tarih ve Strateji Derneği (Başkan), Muhammed Emin Er İlim Kültür ve Yardımlaşma Derneği (Başkan) üyesidir. Evli ve Muhammed Emin ile Erkam Tuna’nın babasıdır. Hayatını ve çalışmalarını Ankara'da devam ettirmektedir. ESERLERİ: Cennet Doğuda Bir Yerdedir (Geçmişten Günümüze Haçlı Seferleri) (2006), Siyasal İslam Düşüncesinin Doğuşu (2016), Peygamberimizin Eğitim Metodu (2011), Çanakkale’ye Can Verenler (2013), Ümmetin Dirilişi Çanakkale (2014), Son Osmanlı Alimi (2014), Seyda Muhammed Emin Er Hoca ile Söyleşiler (2016), Öykülerle Osmanlı Padişahları 1-2 (2015), Selahaddin Eyyubi (2017), Hz. Muhammed’in Mektupları ve Diplomasi (2017), Asım’ın Nesli (2017), İstiklal Marşı ve Mehmet Akif (2015), Çad Bir Orta Afrika Devleti (2020).

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.