Adam, sabahleyin mahmur gözlerle, dinlenmemiş ve sayısız düşüncelerin cirit attığı vücudunu asansör kabinine attığında trilyonlarca hücre alarm verdi. İrkildi. Etrafına bakındı. Burnunu gayrı ihtiyari tuttu. Omuzlarından sarsıldı, hafif bir titreme aldı. Kaşkolünü burnunu örtecek şekilde boynuna doladı. Rahatlamak istedi. Ama beklediği sonucu alamadı. Beklemediği uyanıklığı kazanmıştı. Suyun, kahvaltının, toplantıların ve yapacağı görüşmelerin zihninde oluşturduğu streslerden hiçbirisi onu bu denli sarsmamıştı.
Asansördeki aynaya, ahşap ve metal kaplamaya baktı. Akan bir esans çeşmesi, sızıntısı, deryası göremedi. Kendisini bir an için havuzda düşündü. Parfüm dolu bir havuzda. Hayır, sıvı bir iz yoktu üzerinde gayrı ihtiyari ellerine, yüzüne bakarken.
“Buradan bir kadın geçmiş” diye düşündü. Sonra “buradan bir erkek de geçmiş olabilir” diye yorumladı. Evet, her ikisi de olabilir diye tashih etti hayıflanarak. “Ne önemi var, erkek veya kadın. Her kim ise yüreğimi yaktı…”
…
Bu adamın yaşadığı durumu çoğumuz yaşıyoruz gün boyu evimize, işyerimize, özel ve kamusal alana ait mekânlarda. Toplu taşıma araçlarında, toplu pinekleme alanlarında. İbadet veya tuğyan hâllerinde…
Nasıl bir mutluluk yaşıyor acaba evden çıkarken, on kişiye yetecek kadar parfüm süren bir insan? Nasıl keyifleniyor, haz alıyor acaba? O, kilolarca ağırlığı nasıl taşıyor gün boyu üzerinde? Muhataplarını maruz bıraktığı bu fiili durumdan hiç mi rahatsız olmuyor?
Eskiden cami veya sohbet ortamlarında “hacı yağı” diye ifade edilen, ağır mı ağır, baskın, o kokuyu sevap kazanma niyetiyle dağıtan hacı amcalar vardı. Hatta bu iyi niyetli temiz amcalar, ikramını reddettiğiniz zaman üzülür, sanki günah işliyormuşsunuz gibi acır, hatadan dönmeniz için o kokuyu almanız için ısrar ederlerdi. Günümüzde azaldı. Ama bu modern versiyon daha perişan edici.
…
Eski Mısırlılardan Eski Yunanlılara, Fransa ve İngiltere kralları ve kraliçelerinden, Mezopotamya bölgesinden Arap seçkinlerine varıncaya kadar tüm zamanlarda insanlar güzel koku edinmek, güzel kokmak için değişik kokular, esanslar, yağlar ve dahi parfümler hazırladılar, kullandılar, sattılar, pazarladılar.
Normal ve makul seviyede olanına bir şey demez kimse. Ancak Fransa örneğinde olduğu gibi tuvaletlerin olmadığı veya çok az olduğu saraylarda ortalık pislikten geçilmiyordu. Herkes tuvaletlerden yararlanamıyor, uzun süre banyo yapamıyordu. Lazımlıklarda görülen ihtiyaç sonrası fırlatılan pislikler sokak ve caddeleri çekilmez kılıyordu.
Avrupa’da bunlar yaşanırken Müslümanlar ibadet kapsamında pırıl pırıl bir hayat sürüyorlardı. Su ve temizlikle ilk günden tanışan ve bunu kullanmayı bir ibadet olarak gören Müslümanlar, kalplerini olduğu gibi bedenlerini de temiz tutmaya gayret ettiler. “Temizlik dinin yarısı” olarak görüldü. Arkadaşını pis kokularla rahatsız etmekten kaçındı. Camiye, topluluğun arasına girenler daha da dikkatli oldu, titizlik gösterdi.
…
Gül gibi kokan Sevgili Peygamberimiz her zaman güzel kokular sürünürdü. O güzel kokuyu severdi (Ebu Davut, Müsned, VI, 72). “Bana güzel koku… sevdirildi…” (Nesei). Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm’ın esans ve güzel kokularını koyduğu özel bir kutusu vardı (Ebu Davud).
Sevgili Peygamberimiz herhangi bir kimseyle musafaha edince, çocukların başını okşayınca, uzun süre güzel kokusu gitmezdi (Müslim). Kendisine güzel koku ikram edildiğinde, onu geri çevirmezdi. “Kime tîb (güzel koku) ikram edilirse onu reddetmesin” (Tirmizi, Müslim, Ebu Davud, Nesei).
“Dört şey vardır, bunlar geçmiş peygamberlerin sünnetlerindendir: Hayâ, (güzel) koku sürünme, evlenme, misvak kullanma” (Tirmizi, K.S.-5842).
…
Erkeklerin, rengi olmayan kokuları, kadınların da kokusu (fazla) olmayan güzellik maddeleri kullanmasını tavsiye ederdi (Tirmizi, Nesei). Perde arkasından kendisine mektup verenin kadın olduğunu öğrenince, eline kına sürmesini (renkli bir boya sürmesini) tavsiye etmiştir (Ebu Davud, Nesei). Ebu Süfyan’ın hanımı Hind’e de biat edeceği zaman, ellerini temizleyip değiştirmesini istemiştir (Ebu Davud).
Kadınların yabancı erkeklerin ilgisini çekmek amacıyla güzel kokular sürünüp sokağa çıkmasını hoş karşılamazdı (Ebû Dâvûd, Tereccül, 7). Onların süreceği kokuların renk veren fakat etrafa fazla yayılmayan, erkeklerin kokularının ise sürüldüğünde iz bırakmayan fakat yayılan türden olmasını isterdi (Ebu Davut, Nikâḥ, 50). Ayrıca, erkeklerin kadınlar gibi süslenip boyanmasını yasaklardı (Ebu Davud).
Kadınların, koku/parfüm sürünüp, erkeklerin bulunduğu mekânlara/meclislerine hatta camiye bile gitmelerini sert bir dille yasaklamıştı (Ebu Davud, Nesei, İbn-i Mâce, Tirmizi-5846). Kadınlara mahsus kokuları kullanmayı erkeklere yasaklardı (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Nesei, Tirmizi, K.S.-2118).
…
Hangi hanımefendi, hangi beyefendi, tanıdık veya tanımadık insanların arasından geçerken şehvetli bakışların kendisini izlemesini ister? Onların nefsini gıdıklamak ister?
Temiz olmak, güzel kokmak için Sevgili Peygamberimizin ölçülerine uymak en iyisi. Tertemiz, pırıl pırıl su varken parfüm şişelerinde banyo yapmanın bir gerekliliği yok!

Kaleminize sağlık abi çok doğru bir tespit.