Günümüzde Özbekistan sınırları içerisinde yer alan ve büyük bir medeniyete ev sahipliği yapan Semerkant şehri, Uluğ Bey Medresesi, Şîrdâr Medresesi, Bîbî Hanım Camii ve Medresesi, İslâm dünyasında kurulan ikinci büyük rasathâne olan Semerkant Rasathânesi ve Hz. Peygamber’in amcasının oğlu Kusem b. Abbas’ın türbesi etrafında zamanla şekillenen yapılar topluluğu olan Şâh-ı Zinde, Gûr-ı Emîr türbesi ve diğer muhteşem eserleriyle geçmişin nakış nakış işlenen göz kamaştırıcı parlak izlerini yansıtmaya devam etmektedir. Bütün bu eserler yanında Semerkant, adlarını burada sayamayacağımız kadar pek çok âlim, arif ve nice önemli şahsiyetler yetiştirmiştir. Semerkant ismine “Benzer İsimli Kitaplar-Habâya’z-Zevâyâ” (insaniyet.net) adlı yazıda temas etmiştik. Semerkant’ta yetişen bilginler hakkında Necmeddin Nesefî, el-Kand fî Zikri Ulemâi Semerkand adlı bir çalışma yapmış binden fazla Semerkantlı isme yer vermiştir. Bu yazıda Semerkandî (Semerkantlı) nisbesiyle meşhur Hanefi mezhebinin önemli bilginlerinden Ebü’l-Leys Nasr b. Muhammed Semerkandî (ö. 373/983), Ebû Bekr Alâüddîn Muhammed b. Ahmed Semerkandî (ö. 539/1144) ve Alâeddin Ali b. Yahyâ Semerkandî’nin (ö. 860/1456) isimlerine yer vereceğiz.
Semerkantlı diğer bazı âlimlerin isimlerini zikretmek gerekirse: Muhaddis Dârimî (ö. 255/869), Kitâbü’l-Furûk’un yazarı Muhammed b. Sâlih Kerâbîsî (ö. 322/934), İmam Mâtürîdî (ö. 333/944), Târîhu Semerkand’ın yazarı Abdurrahman b. Muhammed (ö. 405/1015), adına yer verdiğimiz üç Semerkandî’den biri olan Alaaddin Semerkandî’nin kızı fıkıh âlimi Fâtıma bint Muhammed Semerkandiyye, hekim Muhammed b. Alî Necîbüddin Semerkandî (ö. 619/1222), Ubeydullâh b. Muhammed (ö. 701/1301), Matematik, astronomi, mantık ve kelâm alanındaki eserleriyle tanınan Şemsüddîn Muhammed b. Eşref Hüseynî (ö. 702/1303), büyük bilgin Ali Kuşçu (ö. 879/1474), tarihçi Kemâlüddîn Abdürrezzâk b. Celâliddîn (ö. 887/1482), Ferâidü’l-Fevâid adlı eseriyle tanınan Ebü’l-Kâsım b. Ebî Bekr Leysî (ö. 888/1483), Tezkiretü’ş-Şuarâ’nın yazarı Devletşâh b. Bahtişâh (ö. 900/1494) gibi isimleri saymak mümkündür.
- Ebü’l-Leys Semerkandî (ö. 373/983)
Hanefi mezhebinin meşhur fakihleri arasında yer alan Ebü’l-Leys İmâmü’l-Hüdâ Nasr b. Muhammed, Semerkant’ta doğdu. Yazdığı eserlere bakıldığında tefsir, fıkıh ve kelâm alanında çalışmalar yaptığı görülür. Vaaz, nasihat ve ahlak içerikli eserler de kaleme alan Ebü’l-Leys Semerkandî, başta kendi memleketindeki hocaları olmak üzere Buhara ve Bağdat gibi ilim merkezlerinde bulunmuş, buradaki hocalardan ilim tahsil etmiştir. Hayatı boyunca bir taraftan eserler kaleme almış bir taraftan da talebe yetiştirmiştir. Arkasında kıymetli eserler bırakan Ebü’l-Leys Semerkandî, 373/983 veya 375/985’te vefat etmiştir. Nevâzil’in adlı eserin sonunda 375 tarihi bilgisi yer almaktadır. (Bilmen 1/391-392)
Eserleri: Ebü’l-Leys Semerkandî’nin önemli eserlerinden biri Tefsîru Ebi’l-Leys es-Semerkandî adlı çalışmasıdır. Tefsir, İbn Arabşah Şehâbeddin Ahmed b. Muhammed (ö. 854/1450) tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Mûsâ İznikî ve Ahmed-i Dâî’ye izâfe edilen Türkçe çeviriler de günümüze ulaşmıştır. Amme cüzüne ait bir tercüme matbudur. (İstanbul 1317) Günümüzde yapılan baskılarında (üç ismin tahkikiyle, Beyrut; Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1413/1993) tefsirin adı Bahrü’l-Ulûm olarak zikredilse de Bahrü’l-Ulûm isminin, biraz sonra zikredeceğimiz Alâeddin Ali b. Yahyâ Semerkandî’nin (ö. 860/1456) tefsirine ait olduğu belirtilmektedir. Kitaplarında kendisi için bazen “fakih” nitelemesini kullanan ve aynı zamanda Hanefi mezhebinin önde gelen bilginlerinden olan Ebü’l-Leys Semerkandî, fıkıh alanında Hizânetü’l-Fıkh; Uyûnü’l-Mesâil ve en-Nevâzil mine’l-Fetâvâ adlı çalışmalar yapmıştır. Birden fazla Türkçe çevirisi yapılan namaz ve akaid konularını işleyen ve oldukça yaygın Mukaddime fi’s-Salât, Kitâbü’l-Muhtelef fi’l-Fıkh Beyne Ebî Hanîfe ve Ashâbih ve Fezâilu Ramazan onun diğer eserleridir. Semerkandî, akaid alanında Beyânü Akîdeti’l-Usûl; Şerhu Fıkhi’l-Ekber; Ukûbetü Ehli’l-Kebâir/Kurretü’l-Uyûn ve Müfrihü’l-Kalbi’l-Mahzûn; Umdetü’l-Akâid; Risâle fî Usûli’d-Din; Şerhu’l-Câmi’s-Sağir ve Şir’atü’l-İslâm; Dekâiku’l-Ahbâr fî Beyâni Ehli’l-Cenneti ve’n-Nâr isimli çalışmalar yapmıştır. Bu son eser başka isimlere de nisbet edilmiştir.
Semerkandî’nin gerek ülkemizde gerekse diğer coğrafyalarda oldukça meşhur olan ve farklı baskıları bulunan Tenbîhü’l-Ğâfilîn (gafillerin uyarılması) ve Bustânü’l-Ârifîn (âriflerin bahçesi) adlı iki kıymetli kitabı daha vardır. Türkçe’ye de tercüme edilen kitaplar, farklı konu başlıklarının yer aldığı vaaz ve nasihat üslubuyla yazılmışlardır. Kâtib Çelebi’ye göre, Bustanü’l-ârifin: büyük, orta ve küçük olmak üzere üç nüsha olup Arap ve Rum diyarlarındaki küçük olandır. Her iki kitaptaki bazı konu başlıkları şöyledir.
Tenbîhü’l-Ğâfilîn, ihlas; tövbe, anne-baba hakkı, çocuğun hakkı, sıla-i rahim, komşu hakkı, yalandan sakındırma, gıybet, haset, kibir, dilin muhafazası, sabır, abdestin fazileti, beş vakit namaz, temizlik, cumanın fazileti, sadakanın fazileti, ramazan ayının fazileti, günahlar, ilim talep etmenin fazileti, şükür, ticaret/kazanç, yemek yedirme ve güzel ahlak, tevekkül, hayâ, kendini beğenme, haccın fazileti, cihadın fazileti, karı kocanın birbirlerine karşı hakları, arayı düzeltmek, hasta ziyareti, nafile namazın fazileti, müstecâb dualar, rifk, sünnetle amel, tefekkür, kıyamet alametleri, rızâ, mevize ve hikâyeler gibi bazı başlıklardan oluşmaktadır.
Bustânü’l-Ârifîn, ilim, fetvâ, hadisin manayla rivâyeti, Kur’ân öğrenmenin ve öğretmenin fazileti, sebü’l-mesânî’nin tefsiri, Mekke ve Medine’de inen Kur’ân, şiir söylemek, rüya tabiri, tıp ve rukye, Kur’ân’ın yedi harf üzere inişi, Kur’ân’ın tefsiri, hüsn-i muaşeret ve hakları bilmek, dostları ziyaret, selam vermek, giyim ve ilgili konular, yiyecekler ve ilgili meseleler, mürûet (insanî hasletler ve erdemli davranışlar), akıl hakkında söylenenler, abdest ve namaz adabı, uyku adabı, yeme adabı, davete icabet, misafirlik adabı, dostluk hakkında, içme adabı, alış veriş hakkında, rifk (nezaket), kıyamet alameti, kıskançlık, nikâh, ticaret/kazanç, mizah, peygamberler, yerin ve göklerin yaratılışı, Hz. Peygamber’in nesebi çocukları ve hanımları, halifelerin isimleri, güzel isimler, insan tabiatının özellikleri, yüzme-binicilik ve ok atma, iman, iman artıp eksilir mi, Kur’ân mahluk mudur, rü’yetullah, sahabe hakkında, müsabakalar hakkında, hediye ve mükâfat, insanlara güler yüzlü olmak, temsiller, Kur’ân surelerinin, ayetlerinin, kelimelerinin, harflerinin sayısı, muallimlerin fazileti, selam, Hz. Peygamber’in hicreti, gazveleri, son bölüm olan dualar gibi 159 başlıktan oluşmaktadır. (İki kitaba ait başlıklar, İsâ el-Bâbî el-Halebi tarafından neşredilen baskıdan alınmıştır.)
- Alâüddîn Semerkandî (ö. 539/1144)
Hanefi bilginlerinden Ebû Bekr Alâüddîn Muhammed b. Ahmed, Semerkant’ta doğdu.
Alâüddîn Semerkandî, tefsir ve fıkıh alanlarında eserler kaleme almıştır. Hocaları arasında Ebü’l-Usr Fahrülislâm Pezdevî (ö. 482/1089), Ebü’l-Yüsr Pezdevî (ö. 493/1100) ve Ebü’l-Muîn Nesefî (ö. 508/1115) bulunmaktadır. Talebeleri arasında kızı Fâtıma ve daha sonra damadı olan Ebû Bekir Kâsânî (ö. 587/1191) zikredilebilir.
Eserleri: Şerhu Tevîlâti’l-Kur’ân ona nispet edilmekle birlikte içeriği öğrencisi olduğu Nesefî’ye ait Te’vîlât derslerinin takrirlerinden oluşmaktadır. Tuhfetü’l-Fukahâ fıkıh alanındaki çalışmasıdır. Kudûrî’nin (ö. 428/1037) Muhtasar’ına dayanan eser, “Melikü’l-ulemâ” lakabıyla anılan Alâüddîn Ebû Bekr b. Mes’ûd b. Ahmed Kâsânî tarafından Bedâiu’s-Sanâi fî Tertîbi’ş-Şerâi adıyla şerh edilmiş ve bu vesileyle büyük bir ün kazanmıştır. Bundan çok memnun kalan hocası bir fıkıh âlimi olan kızı Fâtıma’yı ona nikâhlamış ve mehir olarak bu eseri kabul etmiştir. Bu evlilikten sonra Kâsânî, eşi ve kayınpederinin ortak fetva vermeye başladıkları kaydedilir. Kâsânî ve eşi Fâtıma’nın mezarları Halep şehrinde olup Kubûrü’s-Sâlihîn Mezarlığı’nda yan yanadırlar. Halk arasında bu iki kabir “karı kocanın mezarı” (kabrü’l-mer’e ve zevcihâ) diye bilinir. Alâeddin Semerkandî’nin, Mîzânü’l-Usûl fî Netâici’l-Ukûl; el-Mebsût; Şerhu’t-Ṭahâvî adlı eserleri vardır.
- Alâeddin Ali Semerkandî (ö. 860/1456)
Hanefi fakihlerinden Alâeddin Ali b. Yahyâ es-Semerkandî el-Karamanî, Mâverâünnehir’den Anadolu’ya göç ederek Lârende (Karaman) kasabasına yerleşti. Vefatına kadar burada yaşadı. Rivayete göre 150 yaşlarında iken 860/1456’da vefat etti. Burada vefat ettiği için Karamânî nisbesiyle anıldı. Hanefî mezhebine mensup sûfîler arasında yer aldığı kaydedilen Semerkandî, 730/1330’da vefat eden Hanefî fakihi Alâeddin Buhârî’nin öğrencilerinden olup aynı zamanda mantık ilminde de söz sahibi idi.
Eserleri: Semerkandî’nin eserlerine gelince, Bahrü’l-Ulûm adlı tefsiri bulunmaktadır. Nahl suresinin sonuna kadar bir nüshası Laleli Kütüphanesi 98 numarada mevcut olan tefsir, Mücâdile suresiyle sona ermektedir. Dört cilttir. (Bilmen, 2/595-596) Cemâleddin İshak Karamânî (ö. 933/1527), Mücâdile sûresinden Kur’an’ın sonuna kadar tefsir ederek tamamlamıştır. Tefsirden başka hâşiye türünde eserler telif eden Semerkandî’nin Hâşiye alâ Şerhi’ş-Şemsiyye, Hâşiye alâ Şerhi’l-Metâli ve Hâşiye alâ Şerhi’l-Mevâkıf adlı eserleri bulunmaktadır.
Bahrü’l-Ulûm ismine gelince, kaynaklarda bazen farklı müelliflere nisbet edilmektedir. Muhammed Hüseyin Zehebî (ö. 1977), Ebü’l-Leys Semerkandî’nin (ö. 373/983) tefsirinden söz ederken bu eserin adını Bahrü’l-Ulûm vermekte ve Tefsîru Ebi’l-Leys Semerkandî diye tanındığını söylemektedir. (et-Tefsîr ve’l-Müfessirûn, 1/219-220). Kâtib Çelebi ve Alman şarkiyatçı Carl Brockelmann bu tefsirin Alâeddin Ali b. Yahyâ Semerkandî’nin eseri olduğunu söylemektedir. Bağdatlı İsmâil Paşa, Alâeddin Ali b. Yahyâ Semerkandî’nin kısa biyografisini verirken onun Bahrü’l-Ulûm adlı dört ciltlik ve Mücâdile sûresine kadar telif edilmiş olan tefsirinden söz etmekte (Hediyyetü’l-Ârifîn, 1/733), Abdurrahman b. İbrâhim Konevî’nin de (ö. 972/1564) aynı adı taşıyan bir tefsiri bulunduğunu belirtmektedir (Îzâhu’l-Meknûn, 1/165).
TDV İslâm Ansiklopedisi’nde Ali b. Yahyâ Semerkandî’nin (ö. 860/1456) hayatına yer verilmese de “Bahrü’l-Ulûm” hakkında bir madde bulunmaktadır. Bu maddede şu bilgilere yer verilmektedir. Ebü’l-Leys Semerkandî’nin tefsirinin başta İstanbul olmak üzere çeşitli yerlerdeki kütüphanelerde bulunan yazma nüshaları Bahrü’l-Ulûm adını taşımamaktadır. Türk müfessiri İsmâil Hakkı Bursevî’nin, Rûhu’l-Beyân adlı tefsirinde çeşitli müfessirlerden nakillerde bulunurken bazen (قال أبو الليث في تفسيره), bazen de (قال السمرقندي في بحر العلوم) tarzında iki farklı ifade kullandığı, bunlardan, “Semerkandî Bahrü’l-Ulûm’da dedi ki…” anlamına gelen ikinci ifade ile yaptığı nakillerin Ebü’l-Leys Semerkandî’nin tefsirinde değil Alâeddin Semerkandî’nin tefsirinde yer aldığı görülmektedir.
