1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Deneme

Deryada Damla, Yolda Yolcu

Deryada Damla, Yolda Yolcu
4

“Ben bu yolu bilmez idim, aşk gönlüme düştü gider,

Aşk elinden dertli yürek kaynayarak taştı gider.”

(Yunus Emre)

​İnsan, hikâyesine Bezm-i Elest’te verdiği o büyük sözle başladı. O söz ki, bizi henüz biz bile değilken yola çağırdı. Aslında biz yolu aramadık, yol bizi buldu. Zamanla yol olduk, yolcu olduk, yürüyüşün bizzat kendisi yolculuk olduk.

​Çünkü yola çıkmak, artık eskisi gibi olmamak demekti; Celâl’i de Cemâl’i de aynı heybede taşımak, nur kadar karanlığı da yoldaş bilmekti. Karanlığın maksadı bu yolculukta ışığın varlığını göstermekti. Bu yolculuğun manasına eren bilirdi ki karanlık lüzumluydu hakikat için. Nitekim buradaki karanlık insanın hatalarına, günahlarına, isyanlarına işaret ederdi. İnsan hata yapsa dahi, tövbe kapısına hakkıyla varınca parlayacaktı. Yolun başı, yolun sonu, köşe bucak her ne varsa içindekilerle beraber yoldaş kılındı insana. Çünkü insan kemalâta varıncaya kadar imtihan ile terbiye edilecekti. Varacağı güzergâh, kopup da geldiği geldiği asıl yurduydu. Bunca yol, bunca imtihan ve daha nice hâl; sadece geldiğine geri dönmek, döndüğünde ise geldiğinden daha üstte bir varlık ve marifet üzere varabilmekti…

​Gavsul Azam Abdülkadir Geylani Hazretleri bu güzergâhı ne güzel özetler: “Yolun başı terbiyedir, ortası tefekkürdür, sonu marifettir.”

​İlk durağımız anne rahmiydi; hükmün işitilmediği ama rızkın kendiliğinden aktığı o sessiz, korunaklı âlem… Ardından dünya kapısı açıldı. Verdiğimiz sözün yankısı ruhumuza yük, gönlümüze ise daimi bir hatırlayış oldu. Kuşeyri’nin dediği gibi; “Allah’a verilen söz, kulun gönlünde bir sırdır; o sırrı uyandıran ise Hakk’ın lütfudur.”

​Öyle bir söz ki bu; hatırlayanı yüceltir, unutanı viran eder. Öyle bir söz ki dağları yerinden oynatır.

​Ve yürümeye başladık… Düşe kalka, yarım yamalak, hakiki bir iman ve gönülle ancak tamam olarak. Dünya yoludur burası. Adımın izi kalır, aldığın her isabet deryaya dönüşür. Deryayı çözen kendini bilir, kendini bilen Rabbini tanır. Tıpkı Yunus’un nefesiyle:

​”Deryaya düşen damlayım,

Damla iken derya oldum;

Kendimi bilmeye erdim,

Kendimi bildim: Hakk’ı buldum.”

​Ancak bu yol uzundur, incedir; hem ateş hem su gibidir.

​Yolda Bir Bilen Gerek

​”Sen yürümeye bak. Kimi demde kanatlı, kiminde ise kanatsız, sen uçmaya bak. Uçmayı beceremem deme. Uçan sen olmazsın elbet.”

​İnsanın niyeti arınmaya görsün; şeytan ve nefis o niyetin celladı olmaya heveslidir. Nasıl ki bilmediği coğrafyada kaybolursa insan, kulluk yolculuğunda da ona bir “bilen” gerek yoksa kulluk yolculuğunda kaybolmak viraneliktir.

​Tasavvufun inceliklerinde yol, “nefsi yok etme” cengidir. Bu cenk meydanında rehber; karanlıkta ışık, sessizlikte işaret, darlıkta ferahlıktır. O, yolun kör noktalarını görür, adımı Hakk’ın rızasına yöneltir.

​Fakat burada ince bir sır vardır. Piri Geylani Hazretleri uyarır:

“Kılıcın kesmesi doğasından kaynaklanmaz. Onu kesici kılan Allah’tır… Sebepler üzerinde tasarruf eden Allah’tır.”

​Hal böyle iken; yolcunun rehberi ardı sıra yürümesi de kendinden değil, Hakk’ın lütf-u ikramındandır. Kuluna, kulluk yolculuğunda rehber vermesi Rahman olan Allah’ın en büyük hediyesidir. Kapılar açılır, aralanır, bakılır, baktırılır… Her halin bir manası ve maksadı vardır… Hiçbir şey lüzumsuz ve yersiz değildir. Nizam üzere terazide bulunur her hal. İnsandır teraziyi sarsan. Ve gönlü ta ki aşka gelir, söze gelir, bütün hücreleriyle tövbe kapısına varır ve hiçlikte kaybolur işte o vakit insan tam olur.

 

​Yolcu, yolun sonuna vardığında, heybesindeki yükleri indirdiğinde anlar ki:

Yol Hak’tır. Yolcu Hakk’adır. Rehber Hak’tan bir işarettir.

​Yürüyen de, yürüyüş de, varılan menzil de o ilk verilen sözün sadâsıdır.

Hepsi O’na varıştır, O’na yakarıştır, O’nda yok oluştur. Kesretten vahdete arınış, içten içe derunun da derununa uyanıştır.

​Yazımızı, gönül yollarımıza deryalardan nida taşıyan Abdülkadir Geylani Hazretlerinin o mübarek duası ile mühürleyelim:

​”Allah’ım! Bizi, Senden gafil olanların ve Seni tanımayanların uykusundan uyandır! Allah’ım! Bize Senin yakınlığını, beraberliğini ihsan et! Ve, bize dünyada iyilik ver, âhirette de iyilik ver, Bizi cehennem ateşinden koru.”

​Âmin.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (4)

  1. MaşaAllah la kuvvete illa billah ne kadar güzel bir anlatım

  2. Bu sözlerle yolun sonuna varanın aslında yolun başındaki hakikati fark edişini; yürüyen kul değil, kulda yürüyen kudretin varlığının ifadeleri ile gönüllerimizi inkişaf ettirdiniz.
    Rehbere uymak, bir teslimiyet değil, Hakk’ın kula ettiği incelikli bir davetken; menzil dediğimiz şey, kulun kendi benliğinden soyunup O’na dönmesinden ibaret olması vurgusu ile dimağımıza tat bıraktınız Efendim.
    Kaleminize sağlık, saygı ve hürmetlerimi arz ederim.

  3. 11 Aralık 2025

    Mükemmel bir anlatım emeğinize yüreğinize sağlık Selma hanım bizlere ışık olduğunuz için çok müteşekkirim Allah sizden razı olsun

  4. Seyidem Elhamdülillah yollarımızı kesiştiren Rabbime, Elhamdülillah ardınızca yürüme güzelliğini sunan Hüda ya.
    Gönlümüzü hoş eylediniz kaleminizden dökülenlerle.
    Hürmetler Seyyidem

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir