Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Hikmetle Besleyen Şiirin Asli Yurdu

Göz nuru, gönül sürurudur şiir. Yeryüzü konukluğunda insanı hikmetle besleyen, büyütendir. Şiir ölümlüler için dönüş yoludur; yeryüzünde bir yaşam sürdürmeyi mümkün kılmak için.

EKLENDİ

:

Göz nuru, gönül sürurudur şiir. Yeryüzü konukluğunda insanı hikmetle besleyen, büyütendir. Şiirin basit bir “edebiyat” hâline ve salt bireysel bir fantezi ifadesine dönüştürülüp yozlaştırılmasından önce, şiirin kökeninde tamamen farklı bir şeyin olduğu doğrudur.

Şiir ölümlüler için dönüş yoludur; yeryüzünde bir yaşam sürdürmeyi mümkün kılmak için. Şu hâlde şiirin asli yurdunu bulmak için bir arazi keşfine çıkabilir, şiirin ne’liğini anlamak için bir yol, iz bulmaya çalışabiliriz.

İbn Arabi şairlerin ilham aldığı üçüncü gök küreden, Felek-i Zühre’den [Venüs Yıldızı] söz eder. Şiir yıldızı, şiir âlemi. Zühre’de şiirin rüyası Yusuf’un armağanı olarak “özel bir iradeyle” zuhur eder. Zühre şiirin konak yeridir. Yeryüzü ikametiyle “zirve seyir yer”leri arasında. Bu[a]rası ŞİİR’in “arzu’l-hakika”sına; hakiki toprağına, gerçeklik yurduna açılan kapıdır. Dil’in zuhura açıldığı, aidiyetin açıklığında başı açık, sadakatle kendini sunmak için yüreğe indiği yerdir.

Yunus Emre “aşk”ı anlattığı bir şiirinde, bu şiir yurdu Zühre’yle Babil’de sihirbazlıkla uğraşan Hârût ve Mârût’un ilginç bağlantısını anlatır. Yunus’un sözleri, “şiire nasıl varılır” veya “şiirden nasıl olunur”un hikâyesidir aynı zamanda:

“Gör Hârut-Mârut neyidi hazretde ferişteyidi

Nasibin ışka aldurup makamın Zühre’ye vire.

Zühre yere inübeni sâzın nuvaht eyler ise

Âşukun işreti sensiz gözi ol yana gitmeye.

Gökteki Hârut-Mârut ışık içün indi yine

Zühre yüzin görücek unutdı Rahmânını.”

Zühre, İran mitolojisinde adı Nâhid, Yunan mitolojisinde Afrodit, Romalıların mitolojisinde Venüs adıyla anılan bir kadın tanrıçadır. Finikeliler bu tanrıya Astarte derlerdi. Tabiatın doğurucu gücünü ve güzelliğini temsil eder.

Rivayete göre bu iki ferişte [Hârut-Mârut], bir kadına âşık olmuşlar. Kadın ise, kendilerinin okuyup göğe ağdıkları “İsm-i âzam”ı kendisine belletmeleri şartıyla Hârut ve Mârut’un isteklerine evet demiş. İsm-i âzamı öğrenmiş, okuyup o da göğe ağmış. Allah bu kadını çarpıp yıldız yapmış. İşte Zühre yıldızı bu kadınmış. Allah, Hârut ve Mârut’tan ise dünya ve âhiret azabı arasında tercih yapmalarını istemiş. Onlar da dünya azabına razı olmuşlar. Allah tarafından Babil kuyusuna baş aşağı asılmışlar. Büyücüler bu kuyunun başına gelerek Hârut-Mârut’tan büyü öğrenirlermiş.

Zühre, çeng adlı kanuna benzeyen fakat dik tutularak çalınan telli bir saz yani harpa çalardı. Çok parlak ve gökte fark edildiği için ‘Çobanyıldızı’, Çolpan (Çulpan) olarak da adlandırılır.

İbn Arabi Felek-i Zühre’den [Venüs Yıldızı (Çoban Yıldızı da denilmektedir)] miraci [Huzur’a yükseliş] bir müşahedesini anlatırken şairlerin ilham aldıkları yer olarak söz eder. Zühre en büyük rüya tabircisi Hz. Yusuf’a ait olan üçüncü gök küredir. Yol erinin şiire özgü olanı tanıyacağı bir yarı-yol buluşmasıdır bu. Hayal âleminin ve sembollerin nasıl tabir edileceği burada öğrenilir. Bu gök kürede şaire şiirleyen bağışlar verilir; kusursuz biçimlendirme, güzellik, düzen verme [Nizam], yerli yerine koyma buradan gelir.

“Hz. Yusuf, Allah’ın kendisi için seçtiği ilimleri, yani tahayyül ve hayal suretleriyle ilgili ilimleri yolcuya dağıtır. Hz. Yusuf rüya tabiri ilminin en büyük üstatlarından biri olduğu için, Allah, Âdem’in çamurundan artanıyla yarattığı arzı, Cennet Çarşısı’nı (Sûk el-Cennet), ışık ve ateşten yaratılan ruhların ve yüksek, yüce manaların hayali bedenlerini Hz. Yusuf’un huzurunda hazır kılmıştır. […] Allah, hissî algılama ve hissî nesneler suretinde manaların bedenleşmesini Hz. Yusuf’a öğretmeye devam ederek ona tüm bunların tabir ilmini vermiştir.”

Yine şiiryurdu Zühre’yle ilgili olarak Mahmut Erol Kılıç Sufi ve Şiir adlı eserinde sihir düzenekli şiirin yolunun nereden ve nasıl geçtiğini [de] ele veren ilginç bir noktadan söz eder: “Burada şiirin astrolojik tesir altında Venüs’ün etki alanı altında ele alınması da bize hayli ilginç gelmiştir. Zira mitolojide Utarid yalan ve hilenin koruyucusu olarak görülmüş ve dünyaya gelir gelmez ilk iş olarak Venüs’ün kemerini çalmıştır. Bütün sermayesi diğerlerinden intihal’dir. Yalan söylemek ve üstelik ona hakikat şekli vermek için güzel söz söyleme sanatına ihtiyaç vardır. Utarit fevkalade güzel ve etkili söz söyleme kabiliyetine sahip olduğundan herkesi tuzağına düşürmek için daima bu vasıtaya müracaat eder. Bundan dolayı kendisine fesâhât ve belâgât ilahı gözüyle de bakılır. Bu durumda Venüs’ün tesiri altında olan şairler ile Utarit’in tesiri altında olan şairler arasında büyük farklar ortaya çıkmaktadır.”

Sihrin iki türünden söz edilir. Bir, büyü ile karşılayabileceğimiz tümüyle düzmece etkinlik olarak karşımıza çıkan sihir vardır, bir de gerçek olanın kötüye kullanılması etkinliği olarak sihir vardır. Dikkat edilirse her ikisinde de bir örtme, gizleme, başka türlü göstermeye çalışma durumu vardır. Kadim zamanlardan bu yana, hassaten bugün şiir diye ortaya sürülenlerin çoğu bu iki sihir çeşidiyle de maluldür, yaralanmıştır.

Tam burada Hz. Peygamber’e [sa.] atfedilen bir söz bize kılavuzluk edebilir: “Kuşkusuz şiir hikmet, beyan sihirdir.” Sonraki yazılarımızda bu yol açıcı, görüşümüzü aydınlatıcı kelam kılavuzluğunda devam etmeye çalışalım.

Çok Okunanlar