Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

İlk Osmanlı Üniversitesinin Kurucusu: Davud Kayserî

Kayserî, ledünni ilmi “hayat suyu” sembolüyle anlatmıştır. Çünkü ilim, su gibidir. Nasıl hayatın ve canlılığın kaynağı su ise ilim de bütün varlığın kaynağıdır. Allah, varlığı ilmiyle yaratmıştır. Hayatın ve varlıkların sırrı ilimde ve suda çözülmüştür. Bu sırra vakıf olmak için Hızır gibi bu hayat suyundan içmek gerekir; yani başka bir ifadeyle ledünni ilme sahip olmak gerekir.

EKLENDİ

:

Dâvûd-i Kayserî Osmanlı Devleti’nin ilk üniversitesinin kurucusu ve başmüderrisidir. Davud el-Kayseri, İbn Arabi’ye bağlanan tasavvufi düşüncesiyle Osmanlı’nın en büyük âlimlerinden biridir. Ona “din ve milletin şerefi” anlamına gelen “şerefü’d-din ve’l-mille” lakabı verilmiştir. Ekberi ekolün sürdürücülerinden biri olan Davud Kayserî, İbn Arabi Okulu’nun Anadolu’da ulema nazarında da halk arasında da tanınmasını, Osmanlı ve İran başta olmak üzere bütün İslam dünyasında etkili olmasını sağladı. İranlı düşünür, mürşid Kaşani’nin onun üzerindeki etkisi de hayli büyüktür ve onun hocasıdır. Davud Kayserî’nin astrofizik ilminde hayli önemli görüşler ileri sürdüğü yakın zaman araştırmalarıyla anlaşılmaya başlanmıştır [Tabiatın enerjiden meydana geldiği görüşünü savunan ilk kişidir. Kâinata “küll unsur”, suya beyaz atom, varlıklara sabit öz, der. Yeni bir fiziki zaman anlayışı savunur].

Osmanlı eğitim sisteminin banisi sayılır. 1330’da Orhan Gazi’nin çağrısı üzerine İznik’e gelerek yeni yapılan medreseye Başmüderris (Müderris-i ‘Amm) oldu. Hayatının sonuna kadar burada talebe yetiştirdi ve eserler yazdı.

6. asırdan bu yana İslam Düşüncesindeki önemi ve tesiri hâlâ devam etmekteyse de günümüzde fazlaca tanındığı söylenemez. Zamanımız ilim erbabının da onu yeterince tanıyıp, değerlendirebildiği ve ondan istifade edebildiği [birkaç istisna dışında; makaleler, anma programları vb.] söylenemez. En önemli eseri yazdığı Füsus şerhidir [Matlau Husûsı’l-Kilem fî Meânî ‘Fusûsu’l-Hikem]; Hasan Şahin, Turan Koç ve Seyfullah Sevim tarafından yapılan tercümesi ile birlikte 1997’de Kayseri Belediyesi tarafından yayınlanmış 2015’te İnsan Yayınları arasından çıkmıştır.

1350 yılında vefat eden Kayserili Davud İznik’te metfundur. Kabri Davudi Kayseri Çınarı olarak da bilinen İznik Topkapı kapısının yakınındaki 1252 yıllık Topkapı Çınarı yanındadır. [Çınarın mahkemede Eşrefoğlu Rumi’ye şahitlik ettiği söylenir. Malumdur Davud Kayserî ve Eşrofoğlu Rumi İznik’te komşudurlar.] Kabrinin hemen yanında evi bulunan, âdeta Davud Kayserî’nin türbedarı hâline gelmiş Nigar Teyze’nin anlattıklarına göre naaşı bu çınarın kolları arasında bulunmuştur. Nigar Teyze; “Sanki çınarın kolları bir kundak gibi onu sarmalamıştı” diye anlatır durumu.

Davud Kayserî’nin bilginin kaynağını ve gerçek sevgiyi anlattığı eserleri Ledünni İlim ve Hakiki Sevgi adıyla yayımlandı. Risâle fî ma’rifeti’l-mahabbeti’l-hakîkiyye ve El-İlmü’l-Ledünnî isimli bu risaleleri Prof. Dr. Mehmet Bayraktar tarafından çevirilerek notlandırılmış ve Kurtuba Kitap’tan yayımlanmıştır. Kurtuba Kitap yayınevince yine Mehmet Bayraktar’ın daha önce yayımlanmış olan Davud Kayserî isimli doktora tezi de yeniden basılmıştır.

Davud Kayserî bize varoluş veren şeyin “bağışlanan bilgi” olduğunu, bu bilginin sevgiyi netice verdiğini ve bu sevgiyle hem âlemi hem insanları sevmeyi bellediğimizi, bunun da bizi Allah’a ulaştıracağını, söyler.

Ledünni İlim ve Hakiki Sevgi kitabını oluşturan risaleler daha önce Mehmet Bayraktar tarafından Resail ismiyle Davud Kayserî’nin sekiz risalesinden oluşan bir kitap olarak 1997’de Kayseri Belediyesince yayınlanmıştır. Ledünni İlim ve Hakiki Sevgi kitabı ise iki risaleden oluşmaktadır. Birinci risalede Davud Kayserî ledünni ilmi (el-ilmü’l-ledünnî) konu edinmektedir; ikincisinde ise, hakiki sevgi (el-muhabbetü’l-hakîkîyye) kavramını ele almaktadır.

Kayserî, ledünni ilmi “hayat suyu” sembolüyle anlatmıştır. Çünkü ilim, su gibidir. Nasıl hayatın ve canlılığın kaynağı su ise ilim de bütün varlığın kaynağıdır. Allah, varlığı ilmiyle yaratmıştır. Hayatın ve varlıkların sırrı ilimde ve suda çözülmüştür. Bu sırra vakıf olmak için Hızır gibi bu hayat suyundan içmek gerekir; yani başka bir ifadeyle ledünni ilme sahip olmak gerekir. İnsanı gerçek manada, Hızır’ın durumu gibi, hem ruhen, hem de bedenen ölümsüz kılan şey, hayat suyu veya ledünni ilimdir.

Davud Kayserî’ye göre, sevgi bilginin neticesidir. Dolayısıyla bilgi, sevgiden daha öncelikli ve önemlidir. Allah’ı sevmek demek, O’nu hakkıyla bilmek ve gereği gibi kulluk etmek demektir. Diğer varlıkları sevmek, onların varlıklarını ve haklarını korumak demektir. Sevginin, sözde kuru sevgi olmaması için hakiki sevginin neticelerini göstermek gerekir. O hâlde hakiki sevgi son tahlilde çıkarsız sevgidir. Bu da Allah için sevgidir.

Davud Kayserî’nin İbn Arabi’yi anlamak için ve sadece onun bir takipçisi olarak okunması pek doğru görünmüyor. Onun İbn Arabi’ye bakışı, anlama usulleri bile farklıdır. Peygamber ve velilerce ulaştırılan bilgiyi ilm-i ledün olarak görmesi, ilm-i ledün’ün de insana ebedi hayatı bahşeden hayat suyu (maü’l-hayât/âb-ı hayât) olduğunu söylemesi, âlemle insan arasında kurduğu bağlar, sevgiye bağlı varlık anlayışıyla ileri sürdüğü ayrıksı düşünceler bunların sadece birer örneğidir. Mısır, Şam, İran ve Endülüs düşüncelerini birleştiren merkezi bir şahsiyettir Kayserili Davud. Eserleri yayınlanıp, hakkında ciddi çalışmalar yapılabildikçe onun kendine özgü düşünceleri olan, özgün ve orijinal bir düşünür olduğunu daha iyi anlayacağız.

Çok Okunanlar